Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Düşüşe dair bir mesel

Pazartesi, 8 Ağustos, 2016
Arter'deki Her Düşenin Kanadı Yoktur sergisi mitsel, tarihi ve politik düşüş algımızı kurcalarken aslında temel olarak düşüşün güncelliğine vurgu yapıyor.

Bizim için düşüş çoğunlukla iktidarla birlikte düşünülen bir kavram. Önce gücü elinde tutan, normalden yüksekte olup diğerlerine tepeden bakan biri olacaksınız ki günü geldiğinde düşebilme ihtimaliniz olsun. Yoksa biz sıradan insanlar zaten düşmeyiz. Sıkıntı çekeriz, zor zamanlardan geçeriz ama düşmeyiz, çünkü kaybedecek bir şeyimiz yoktur. Biz derken de bu ülkenin sıradan bir vatandaşından söz ediyorum. Kanlı bir darbe girişiminden iki gün sonra işine giderken poğaçasını/tam tahıllı ekmeğine sandviçini aldıktan sonra metronun ücretsiz olduğunu görüp sevinenlerden. Bizim için düşüş idam edilen Başbakanlar, siyasetten el etek çektirilenler, holdingi batırılanlar, başarısız darbe girişimi sonrası dayak yiyenlerdir. Düşüşü bir iktidarın kaybıyla özdeşleştiririz.

Arter’deki Her Düşenin Kanadı Yoktur sergisinde küratör Selen Ansen ise meseleyi bambaşka bir yerden alıyor. Sanat, estetik ve felsefe geleneği üzerine çalışmalar yapan Ansen düşüşün hiçbir zaman değişmediği ve değişmeyeceği vurgusuyla başlıyor. “Her şey düşer ve düşmeye devam eder.” Newton’ın kafasına elma düşmeden önce Lucretus, düşüyorlar demişti. “… ve bununla elmaları, çekiçleri, binaları veya kuştüylerini kastetmiyordu; düştükleri görülemeyecek kadar ufak oldukları halde büyük maharetleri olan küçük parçacıklardan bahsediyordu.”

SERGİNİN YÜZEYİNİ KURAN SANATÇI

“Biz de dahil olmak üzere her şey düşüyor ve düşmeye devam ediyor, böylece kendimize biçtiğimiz o ayrıcalıklı konumu da kaybediyoruz.” diyerek devam ediyor Ansen. Serginin bütün omurgası da aslında düşmeyi, dipte olmayı, kendi sanatına uzak durmayı zorlayan bir sanatsal ifade üzerine kuruluyor.

Barış Acar sergi kataloğuna yazdığı Yüzeydeki Sessizlik’e Düşmek yazısında Bas Jan Ader’in Düşüş filmleriyle serginin yüzeyini kuran sanatçı olduğunu belirtiyor. Ancak sadece üretimleri nedeniyle değil, “yaşamı alış biçimi nedeniyle de bir yüzey kurucu” olarak tarif ediyor sanatçıyı. Babası Nazi işgali sırasında Yahudilere yardım etmeye çalışırken yakalanan Ader’in sanatının hep trajedi ile anıldığını, ancak “sanatçının kurduğu yüzeyin, muazzam Möbius şeridinin farkına varamamış” olanlar olduğunu vurguluyor. “Hem ağlayan hem söyleyen, hem tırmanan hem düşen, hem yaşayan hem ölendir onun gerçekliği.” Acar’ın yazısının sonuna iliştirilen İlhan Koman’ın Moebius işi de sürekliliğe vurgu yapıyor.

arter1

Başa dönüp Arter’in davetkar girişine gelirsek… Phyllida Barlow’un atık malzemelerden oluşan isimsiz: yıkıksahne2016 işi izleyiciyi bir enkaza davet ediyor. Sergide görkemli düşüşler, uhrevi inişler izlemiyoruz, çünkü her düşenin kanadı yoktur. Düşüş bazen ekonomik çöküş sonrasında yıllarını verdikleri madenlerde çalışan emekli işçilerin yeraltında duydukları sesleri mırıldanmalarıdır. Serginin ilk katındaki enkaza bakarak ilerledikten sonra ulaştığımız Mikhail Karikis ve Uriel Orlow’un Yeraltından Sesler videosu bu düşüşü olması gereken yerde insanileştiriyor. Barlow’un tavana asılı kömür rengi isimsiz: gözetleme heykelleri de düşüşe bakışımızı simgeliyor. Ancak baştaki “biz”e dönersek, düşüş bizim için ancak madencinin ölümünde anlamlı olur.

VULGARDAN SEMBOLE GİDEN KELİMELER

Arter bazen gezmesi zor bir sergi alanı. Girişteki curcunadan sonra merdivenlerden mi çıkmalı, yoksa asansöre mi binmeli her zaman muallakta. Her Düşenin Kanadı Yoktur‘da küratör metaforla gerçeklik arasında kurguladığı düşüş meselesini Arter’in dikey yapısına da uyarlıyor. Merdivenlerden çıkılan ve inilen her basamak kavramsal inişlere ve çıkışlara işaret ediyor. Brüksel’de kurulmuş görsel ses tasarım kolektifi VOID’in merdiven basamaklarına iliştirdikleri Eşanlamlıların Eşanlamlıları çıkartmaları kelimeler arasındaki izi sürüyor. Başlangıçtan doğuma, vulgardan sembole giden kelimeler düşüşe kadar varıyor.

Selen Ansen bir röportajında düşüşü ortak bir alan olarak ele almaya çalıştığını belirtiyor. “İlk aklımıza gelen fiziksel düşüşler, ama aynı zamanda atomun düşüşü gibi sembolik ve politik olanları ele alabilmek bunları buluşturan ortak zemin.” VOID’in birinci katta bulunan Bruit Blanc (Beyaz Gürültü) işi de aslında bu sembolik düşüşün işitsel bir hafızası gibi. İstanbul’daki çeşitli mekanlardan alınan yüzey kalıplarıyla oluşturulan ses enstalasyonu binlerce yıllık geçmişin düşüşünün hoş tınısını oluşturuyor. Bu noktada katalog için Sakar Sonsuzluk isimli bir mesel kaleme alan Emre Ayvaz’ın çöküş ve yıkıntı arasında kimliğini bulmaya çalışan bir aydın karakterini oluşturması da çalışmaları bağlıyor.

arter2

Serginin ikinci katında siyahla beyaz arasında korkunç bir karşıtlık kuran Anne Wenzel düşüşün anıtsal portrelerini çekiyor. Distopik bir Sessiz Manzara çizen Wenzel anıtsallıkla çöküş arasında bağlar kuruyor. Beyaz tüller arasına dizdiği solgun ama vazolarında taş kesilmiş çiçekleri distopyanın bir öncesindeki görkemli çöküşe işaret ediyor. Dekadans Teşebbüsü serisi bütün bu çöküş arasında bulunmaya çalışan renkler sanki.

Merdivenler inerek aşağı düşüyoruz… Trabzanlarda Barlow’un kömür rengi kameralarıyla burun buruna geliyoruz. Bütün sergi mitsel, tarihi ve politik düşüş algımızı kurcalarken aslında temel olarak düşüşün güncelliğine vurgu yapıyor. Serginin başına dönmüşken yazının da başına dönebiliriz. Bizim gibiler için düşüş iktidarla özdeş demiştik. Serginin düşüşe dair çizdiği düzlem de aslında iktidarla çöküş arasındaki ince çizgide dolanıyor. Kimin iktidar, kimin diktatör, kimin demokrasi kahramanı, kimin nerelerde örgütlü olduğunun kimse tarafından bilinmediği bir ülkede düşüş aslında gündelik hayatımızın da bir parçası.

YAZARIN DİĞER YAZILARI