Yalnızlaşan avukatlar: Ne konuşuyorsun?

Bu eylemsizlik, zorunlu müdafi ücretlerinin asgari tarifeye yükseltilmesine yarayacak mı? Peki eylemsizlik, bir şeye yarayacak mı? Avukatlar ne konuşur? Belki de artık konuşmanın fayda etmediğini.

Google Haberlere Abone ol

Konya Şehir Hastanesinde görevli Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ekrem Karakaya görev yaptığı klinikte, İstanbul Barosuna kayıtlı Av. Servet Bakırtaş ise Bakırköy'deki avukatlık ofisinde aynı gün öldürüldü.

Türk Tabipleri Birliği, Karakaya'nın öldürülmesi üzerine aynı gün gerçekleştirdiği basın toplantısında 7-8 Temmuz tarihlerinde ülke genelinde iş bırakacaklarını açıkladı.

Türkiye Barolar Birliği ise yayınladığı açıklamada genel bir çağrıda bulunmasa da ertesi gün başkan Av. Erinç Sağkan, İstanbul Barosu Başkanı Av. Mehmet Durakoğlu ve İstanbul Barosu yönetim kurulu üyeleri ve meslektaşlarla Bakırköy Adliyesi önünde toplandı. Bu tepki neredeyse tüm barolardan destek buldu.

Doktorlar eylemlerinde polis müdahalesiyle karşılaşırken, polis barikatını henüz aşan bir doktorun sözleri dikkat çekiciydi; "Elimde silah yok, elimde hiçbir şey yok beni bırak. Önlüğüm var sadece, önlüğüm var. Ben senin annene baktım, babana baktım, beni bırak. Çocuğunuza baktık, bırakın bizi. Gel benle beraber yürü, senin de hakkını savunayım gel."

Sağlıkçıların ve hukukçuların içinde bulundukları geri döndürülmesi güç durum aslında birçok yönden benzerlik gösterdi. Salgında başarıyla görev yapan doktorlar bekledikleri karşılığı bulamamış, yine yazılarımızda sıkça değindiğimiz avukat intiharları da birbirini izlemişti. Doktorlar yurt dışında yeni kariyer arayışına girerken, "giderlerse gitsinler" tepkisiyle şiddet, iyice körüklendi.

Türk Tabipleri Birliği genel grev kararı alırken, Türkiye Barolar Birliği'ndense bütünleşik bir boykot çağrısı gelmedi. Fakat yine neredeyse tüm baroların duruşmalara 7-8 Temmuz tarihlerinde mazeret sunarak katılmamaları çağrısında bulunuldu.

Avukatların ayrı bir tartışma konusu ise Türkiye Barolar Birliği ve özellikle İstanbul Barosu'nun CMK (zorunlu müdafi) görevlendirme sistemini kapatmaması oldu. Kolluk ve diğer aşamalarda ifadelerin zorunlu müdafi desteğiyle sağlanmasında atamalar baroların sistemlerine bağlı. Avukat desteğini bütünüyle çekecek asıl genel grev, ancak bu şekilde sağlanabilirdi.

Geçtiğimiz sene gerçekleşen Av. Ersin Arslan cinayeti üzerine Kocaeli Barosu avukatları kendi CMK sistemlerini kapatarak ifadelere katılmamış, ardından Kocaeli Barosu da destek vererek CMK atamalarını bütünüyle kapatmıştı. Bu sefer de yine Kocaeli, Kars, Antalya, Mersin, Denizli, Kayseri baroları CMK atama sistemini kapattı.

Fakat dünyanın en büyük barosu olan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu ise CMK sisteminin kapatılmasını, "Eylül ya da ekim gibi değerlendirecekleri" açıklamasında bulundu.

Peki bir gece için dahi CMK sisteminin kapatılması mümkün olamaz mıydı? Elbette ve ne yazık ki olurdu, meslektaşlarımız İstanbul'un en yoğun avukat atamalarının gerçekleştiği Şişli bölgesinde gün içinde yapılan atama sayısına ve bu işlerin ne kadarının ivedi olduğuna dikkat edecek olurlarsa bu organizasyonun sıkı bir çalışmayla, yönetim kurulunca yürütülebileceği açıkça görülecektir.

O kadar ki başkan Durakoğlu ertelenen eylemin "hangi ay" gerçekleşeceğini dahi dile getirememişti.

Yine, Bakırköy Adliyesi önünde yaşanan tartışmanın devamında başkan Durakoğlu meslektaşlarının tüm bunlara tepki göstererek "yönetim istifa" sloganını atmalarına ve eleştirilerine "Ayıp değil mi bir defa?" ve katledilen meslektaşımız Av. Servet Bakırtaş'ı kastederek "Benim meslektaşım değil mi?" diye cevap veriyor ve meslektaşlarının üzerine yürürken can alıcı bir cümle kuruyordu: "Ne konuşuyorsun?"

Bu tepki yalnızca başkanın şahsi duruşunu değil, bizce diğer barolara liderlik etmesi gereken İstanbul Barosu yönetiminin mesleğin geldiği vahim noktayı görüş açısını da gözler önüne seriyor. Neden avukatlar, hayatını kaybeden meslektaşımızın acısı bu kadar tazeyken, bu tepkiyi vermiş olabilirler? Peki gerçekten "ne konuşuyor" olabilirler?

İstanbul Barosu yönetimini kazanmanın "omurga" gerektirdiğini dile getirenlere, derhal CMK sistemini kapatmak için gerekenin "ne" olduğunu soruyor olabilirler.

Fotoğraflarda oldukça şık görünen yöneticilerin, çığ gibi gelen intiharlar karşısındaki tepkisizliğini ya da baro yönetiminin muhtemel siyasi kariyerlerini düşünen kimselerin vitrinine dönüştüğünü konuşuyor olabilirler mi?

Meslektaşlarınız ertelenmesi dayatılan baro genel kurulu için mücadele verirken, kahvaltıda olmanızı konuşuyor olabilirler.

Belki işçi (ya da bunu söylemek ayıp oluyorsa; "Bağlı Çalışan") avukatların sorunlarına "Fransızca öğrenin" (ve siz de patron olun) cevabını vermenizi eleştiriyorlardır.

Siz CMK'yı böyle günde de kapatmazsanız, "itibarsızlaştırılan" mesleğin itibarı, ne zaman anlaşılacak?

Bu eylemsizlik, zorunlu müdafi ücretlerinin asgari tarifeye yükseltilmesine yarayacak mı? Peki eylemsizlik, bir şeye yarayacak mı?

Avukatlar ne konuşur? Belki de artık konuşmanın fayda etmediğini.


*Avukat