Karayolcu Bir Mühendisin Anıları

Köprü ve yol. Halim Ağaoğlu’nun hayatını özetleyen iki kelime. O bir yanıyla hep yolda bir yanıyla da köprü kurmanın peşinde. Bir mühendis ama bunun ötesinde kültür hayatının da içinde. Adalet Ağaoğlu’nun eşi olmasının yanında onun yazarlığının yolunu sürekli açan ve köprüler kuran bir fedakâr. Bir yaşam mühendisi. Sessiz makine. Koruyucu gökyüzü. İzmir’de başlayan hayatı İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra onu Anadolu’ya, Türkiye’ye açmış. Keskin bir gözlemci Halim Ağaoğlu. Türkiye’nin kırılma noktalarını iyi teşhis etmiş. Bu kitapta da onun çok değerli dikkatlerini bulacaksınız. Türkiye’den insana bir yol, bir köprü bulacaksınız. KARAYOLCU BİR MÜHENDİSİN ANILARI, HALİM AĞAOĞLU, EVEREST YAYINLARI.

Hayatlarımın Kitabı

Anadilinden farklı bir dilde yazan ve Nabokov ve Conrad gibi ustalarla karşılaştırılan Aleksandar Hemon'un hayatlarından biri; Saraybosnalı, futbola, Amerikan müziğine ve kötü şiire meraklı bir gencin öyküsü. Bir diğeriyse, Bosna’da savaşın patlamasından hemen önce Chicago’ya göç eden, ailesi ve vatanı için endişelenen bir yersiz yurtsuzun hayatı. Hemon’un otobiyografik denemeleri bir hatırattan çok daha fazlası. Aile bağlarına ve iki şehre güzelleme olmanın yanı sıra, Hayatlarımın Kitabı kişisel ve toplumsal trajedileri nokta atışı bir içgörü, özeleştiri ve sivri bir mizahla dile getirmeyi başarıyor. Hemon, tüm iyi yazarlar gibi, okurunun hayata farklı bir yerden bakmasını sağlıyor. HAYATLARIMIN KİTABI, ALEKSANDAR HEMON, EVEREST YAYINLARI

Uzaktan Yakından

Yazar Didier Eribon’un 1980’lerde Lévi-Strauss ile iki yıl boyunca belirli aralıklarla bir araya gelerek sürdürdüğü diyaloğun ürünü bu kitap. Önce Lévi-Strauss’un hayatı ve tanık oldukları hakkında konuşuyorlar: Brezilya’da Yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırması, İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması, Soykırım’dan kurtulması, Fransız gerçeküstücülerle Amerika’da kurduğu yakın ilişkiler ve yapısalcılığın kuruluşu. Ardından, birkaç kuşağı derinden etkilemiş bu büyük düşünürün kitapları ve düşünceleri geliyor. En temel önkabullerimizi dahi tartışmaya açan bir eleştirel düşüncenin yanı sıra, 20. yüzyılın zanaatkâr entelektüellerinin dünyasına açılan bir kapı gibi bu söyleşiler. Felsefe, sosyal bilimler ve düşünce tarihiyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz. UZAKTAN YAKINDAN, CLAUDE LEVİ STRAUSS, METİS YAYINLARI.

Birbirimiz İçin Yaşayacağız

"Edebiyat elbette insanları gözlemlemenin sonucunda ortaya çıkar," diyor Platonov. "Onları gözlemlemek için de mektuplarından daha iyi bir yer olabilir mi?" Nitekim Platonov’un 1920-1950 yılları arasında kaleme aldığı mektuplardan oluşan bu derleme, Rus edebiyatının en özgün yazarlarından birinin yaşamını tıpkı bir anahtar deliğinden bakar gibi gözlemleme, onun duygu ve düşüncelerine tanık olma imkânı veriyor bize. Neler yok ki bu mektuplarda: Eşine duyduğu tutkulu aşk ve çalışmak için başka şehirlere gitmek zorunda kaldığında içini kemiren kıskançlık. Bazı eserlerinin komünizm karşıtı gibi algılanması sonucunda edebiyat dünyasından dışlanması; bu yüzden hayatı boyunca sürekli maddi sıkıntılarla boğuşması. İşçi sınıfını kendi “vatanı” saydığı halde onun düşmanı olarak yaftalanmanın yüreğinde açtığı derin yara. "Sakıncalı" bir yazar olmaktan kurtulup saygı görmek ve kendini çok sevdiği edebiyat uğraşına adayabilmek için verdiği mücadelede sürekli duvara toslaması. Çok sevdiği oğlu daha on beş yaşındayken tutuklanıp hapse atıldığında ve hapisten çıktıktan birkaç yıl sonra tüberkülozdan öldüğünde kapıldığı derin keder. Tüm bunlara rağmen yaşamaya, çabalamaya, sevmeye, ummaya devam etmesi. Mektupların her biri yapbozun bir parçasını oluşturuyor: Bir eş, bir baba, yazar, arkadaş, yoldaş, yurttaş olarak, kısacası insan olarak Andrey Platonov’u daha iyi tanıyoruz onlar sayesinde. BİRBİRİMİZ İÇİN YAŞAYACAĞIZ, ANDREY PLATONOV, METİS YAYINLARI.

Doğma Yavrum Dünya Çok Kalabalık

Yeni yıkanmış bahçenin kokusu yok artık. İri iri doğranmış domatesin zeytinyağına karışan kırmızı rengi de. Parmaklarından akarak yediğin, pembe beyaz gofret arasındaki kaymaklı dondurma da. Geride kaldı. Hayır, sen gittin. Biz gittik oralardan. Biz uzaklaştık… Çünkü… Büyüdük… Çocukluk denilen yitik ülkeye yolculuk… Küçük kızların kahramanları… Kadın olma, kadın olarak hayatta kalma sınavları... Doğma Yavrum Dünya Çok Kalabalık'ta Armağan Portakal kısacık öykülerle koca koca romanların yapamadığını yapıyor… Hepimizin yüreklerine kök salmış hislere yeniden can veriyor… DOĞMA YAVRUM DÜNYA ÇOK KALABALIK, ARMAĞAN PORTAKAL, DOĞAN YAYINLARI.

Söz Uçar

Söz Uçar öykücü, romancı, deneme yazarı Nedim Gürsel'in Jorge Semprun, Juan Goytisolo, Nathalie Sarraute, Etiemble, Alain Bosquet, Lawrence Ferlinghetti, Yaşar Kemal, Mahmut Derviş, Abidin Dino, Pertev Naili Boratav ve Peter Schneider'la çeşitli zamanlarda yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Nedim Gürsel, çağına tanık aydın ve sanatçılarla yüz yüze gelişini, söyleşi yapma amacını, ortak duygu ve düşüncelerin buluşma noktaları olarak açıklıyor ve şöyle diyor: "Bu söyleşilerin ayrıntılara yönelen, yazın-toplum-siyaset-kültür arasındaki ilişkileri irdelerken dünyamızın sorunlarına da açılan niteliği, sanıyorum günümüzde de geçerliliğini koruyor. Konuştuğum kişilere yalnızca soru sormakla yetinmediğimi, yapıtlarını çözümleyici bir yaklaşımla ele alarak onları okurların gözünde daha anlaşılır ve görünür kılmaya çabaladığımı özellikle belirtmek isterim." SÖZ UÇAR, NEDİM GÜRSEL, DOĞAN YAYINLARI.

Tom Sawyer

Mark Twain’in birden çok eserinde karşımıza çıkan Tom Sawyer, haylaz ve uçarı bir çocuktur. Macera peşinde koşmaktan hiç geri durmaz. Büyüyünce korsan olma hayalleri kurar. Yaşamın olağan akışı içerisinde muazzam hayal gücüyle yarattığı oyunlar onun hayali serüvenlere atılmasına vesile olur. Günlerini mutfaktan reçel aşırmakla, okuldan kaytarmakla, oyunlar oynamakla, gönlünü kaptırdığı kız o sıralar her kim ise onun dikkatini çekmeye çalışmakla ve hayal kurmakla geçirir. Kitap, Twain’in yazdığı önsözde de belirttiği gibi, çocukları eğlendirirken bir yandan da yetişkinlere çocukluklarını anımsatma amacı taşır. Twain’in harikulade üslubu, ince mizahı ve ayrıntılara verdiği önemle kotardığı Tom Sawyer, yazıldığı günden bu yana genç okur kitlesi içerisinde en çok rağbet gören romanlar arasında yer almaktadır. MARK TWAİN,TOM SAWYER,DİPNOT YAYINLARI

Doğal Roman

Bir romanda nelerden bahsedilmesini beklemeyiz? Tuvaletlerden mesela. Sineklerden. Bitkilerin üreme biçimlerinden. Gündelik hayatın sıradan detaylarından. Bunlar her ne kadar “doğal” şeyler olsalar da romanlara giremeyecek kadar yersiz ya da önemsiz görülürler genelde. Bulgar yazar Georgi Gospodinov ise bütün bu dışlanmış konulara kucak açarak “muzip” bir roman çıkarmış ortaya: “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” Bir boşanmayla başlıyor hikâye: Bir yazar olan anlatıcı, karısından ayrılıyor ve eski hayatıyla birlikte görünüşe göre akılcı benliğini de geride bırakıyor. Kahramanımız dış dünyadan giderek koparken, biz de onun iç dünyasının dolambaçlı dehlizlerine çekiliyoruz. “Doğal” bir romandan bekleneceği üzere, anlatı çizgisel bir doğrultuda değil zikzaklarla ve fragmanlarla ilerliyor; iç içe geçen kurmaca katmanları kimi zaman gerçekliğe göz kırpıyor. “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap,” diyor Gospodinov, Doğal Roman için – ama yaratıcı bir yazarın yapacağı gibi, bu imkânsızlığın içindeki imkânları keşfedip kullanmayı iyi başarıyor. DOĞAL ROMAN, GEORGİ GOSPODİNOV, METİS YAYINLARI

Aşıklar Delidir Ya Da Yazı Tura

Saatin içindeki kum taneleri gibi parmaklarının arasından akıp giderken hayat, hikâyeleriyle birbirini tamamlayan iki âşık, belirsizlik içinde sevgilerini var ediyor. Ama bazen kum saati sadece akmıyor, yere düşüp kırılıyor, kumlar ortaya saçılıyor. Böyle anlarda ailenin sadece huzur ve güzelliği değil geçmişe terk edildiği sanılan hatıraları, marazları da taşıdığı anlaşılıyor. İki âşığın genetik bir hastalıkla kesişen yolları bir noktada ayrılsa bile biri İstanbul’da, diğeri New York’ta aynı nefesi alıp vermeyi sürdürecekler… nefesleri yettiği sürece. Ayfer Tunç, ilmek ilmek işlediği cümleleriyle modern bir destan yazıyor. Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura ailenin, arkadaşlığın, sadakatin, hastalığın ama en çok deliliğin ve acının öyküsü. Çünkü âşıklar delidir ve deliler acı çeker. Umutlandı. Yüzü açık kalmış bir kitap gibiydi, aşk hakkında hiç söylemediği sözler satır satır okunuyordu. Mucizeler her zaman beklenir hayattan. Aşkın kendi varlığından gelen, iyileştirici bir gücü vardır ve kıyaslanacak olursa, aşkla geçen zamanın özgül ağırlığı, saatlerin gösterdiği zamanınkinden kat kat fazladır. Aşk zamanın yoğunluğunu arttırmaya muktedir olan tek kimyadır. AŞIKLAR DELİDİR YA DA YAZI TURA, AYFER TUNÇ, CAN YAYINLARI

Dışsal Günlük

2017 yılında hayata gözlerini yuman Michel Tournier’nin bakışını dışarıya çevirerek mahrem ve içsel (intime) olan günlük yazımına karşı (extime) geliştirdiği alternatif bir günlük denemesi: Dışsal Günlük. Bahçenin geçirdiği dönüşümlerden hava olaylarına, tuhaf karşılaşmalardan aforizma niteliğindeki düşüncelere ve yeni öykü fikirlerine varıncaya dek olguları, insanları, durumları barındıran, Tournier’ye özgü yazınsal çeşitlemeler. Yeni, ilginç bir kavram: ışık kirliliği. Geceleyin Choisel’in göğüne bakınca Doğuda belli belirsiz bir ışıltıyla parladığı görülüyor. Paris’ın ışıkları. Doğal karanlığın yapay ışıklarla bozuluşu. Kirliliği maddesellikten çıkarmaya yönelik bir şey icat edilmişti zaten daha önce: termik kirlilik. Örneğin bir nehir, atom santralinin temiz ama sıcak su atıklarıyla ısınıyor. Işık kirliliğiyle, kirlenmeyi ruhanileştirme konusunda bir adım daha atmış oluyoruz. Yakında kötülük tamamen manevi bir şey olacak. DIŞSAL GÜNLÜK, YAPI KREDİ YAYINLARI, MICHEL TOURNIER

01 Adana - 80'li Yıllarda Adana

Yıl 1981... 12 Eylül darbesinin üstünden bir yıl geçmiş... CHP Genel Sekreter Yardımcısı Altan Öymen siyasi yasaklı olsa da Cumhuriyet gazetesinde yazılarına devam etmektedir. Ancak 52 sayılı bildiriyle “eski politikacı”ların “Türkiye’nin siyasi veya hukuki yapısıyla ilgili olarak beyanda bulunmaları, makale yazmaları, toplantı yapmaları” yasaklanır. Artık Altan Öymen siyasi yazılar yazamayacağına göre başka bir çare bulunur; “il röportajları” fikri oluşur. Kentleri sosyal, kültürel, ekonomik yönleri, tarihi coğrafi özellikleri, turistik olanakları, mutfakları, eğlence hayatları... kısacası gündelik hayatın tüm yönleriyle anlatmak... Ama bu sadece yazıyla olacak iş değildir, fotoğraf veya resim de lazımdır. Teknik olarak gazete ofset baskıya geçmemiştir, fotoğraf kalitesi kötüdür. Ona da mükemmel bir çözüm bulunur: Çizgileriyle her şeyi canlandırabilen, konuları, sorunları karikatür yoluyla en iyi şekilde anlatan Tan Oral projeye dahil olur. Böylece Altan Öymen ile Tan Oral düşerler Adana yollarına... Ve Altan Öymen’in kaleme aldığı, Tan Oral’ın çizgileriyle katkıda bulunduğu Adana izlenimleri, 15 Eylül 1981’den itibaren yazı dizisi olarak 11 gün boyunca yayımlanır. O yazı dizisi yıllar sonra günümüz okuruyla kitap olarak buluşuyor: 01 Adana. Adana’nın 36 yıl önceki halini merak edenler için... Kebabıyla, sıcağıyla, pamuğuyla, ünlü isimleriyle, sanayicisi çiftçisiyle, dertleri güzellikleriyle bir zamanların Adanası bu kitapta! 01 ADANA - 80'Lİ YILLARDA ADANA, DOĞAN KİTAP, ALTAN ÖYMEN, TAN ORAL

Anadolu Selçukluları - Ortaçağ Ortadoğusu'nda Saray ve Toplum

A.C.S. Peacock ile Sara Nur Yıldız’ın yönetiminde hazırlanan Anadolu Selçukluları - Ortaçağ Ortadoğusu’nda Saray ve Toplum Anadolu Selçukluları’nı toplumsal, siyasi, dinsel ve kültürel açıdan hanedan odaklı ele alan ayrıntılı bir çalışma. Konusunda uzman dokuz araştırmacının Selçuklu saltanat tarihine ilişkin metinlerini içeren Anadolu Selçukluları, siyasi tarihin sınırlarının dışına çıkan ilk kapsamlı çalışma özelliğini de taşıyor. Döneme ışık tutan yeni kaynaklar eşliğinde eski kaynakların yeniden yorumlanmasına tanıklık etmek ve yeni araştırma alanları keşfetmek isteyenler için bulunmaz bir kaynak. ‘‘Bu etkileyici çalışma, hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız çalkantılı bir dönemi farklı yönleriyle, yeni kaynaklar ve araştırma alanları göstererek ele alıyor.’’ - Charles Melville, Cambridge Üniversitesi ‘‘Dikkat çekici bir kitap.’’ - Rudi Paul Linder, Boston Üniversitesi ANADOLU SELÇUKLULARI - ORTAÇAĞ ORTADOĞUSU'NDA SARAY VE TOPLUM, YAPI KREDİ YAYINLARI, KOLEKTİF

Hüzün Süpüren

Hüzün Süpüren’de sıra dışı ve neşeli, rüzgârla savrulurcasına rahat; naifliklerini, karanlık yanlarını, soğukkanlılıklarını, kırılganlıklarını kimselerden gizlemeyen karakterlerin hikâyeleri var. Nilüfer Açıkalın bir kez daha hayatın sıradanlığı içindeki o sıra dışı anları ve duyguları başarıyla yakalıyor. Hüzün Süpüren, kendine has ritmi, dili ve içtenlikli anlatımıyla okuyucuyu kendine bağlayan bir kitap. Kediler dört ayak üstüne düşer derler. Külliyen yalan. O zaman altı katlı bir evin altıncı katında oturuyorduk. Düştü bu şırfıntı ve anında ölüverdi daha yeri öper öpmez; fırt dedi gitti. Ökkeş ne yaptı? “Üzülme” dedi, o kadar! “Üzülme!” Bir büyük acı saplandı ki kalbime, yağlı bir hançer gibi. O gece içtik, içtik, içtik. Şarkılar söylemeye başladı, neşeli şarkılar, oynak türküler… Dayanamadım, “Seninle mutlu değilim” deyiverdim. İyi de ettim. 2017 Fakir Baykurt Öykü Ödülü Yazar bu ödülü, Nilüfer Küçükçavdar adıyla katıldığı yarışmada, “İçeri Giren” öyküsüyle almıştır. HÜZÜN SÜPÜREN, DOĞAN KİTAP, NİLÜFER AÇIKALIN

Cogito 88: Maurice Merleau-Ponty

Maurice Merleau-Ponty, Cogito 88, 2017. Merleau-Ponty ve “iyi bir komşu” - Şeyda Öztürk Merleau-Ponty - Emre Şan Maurice Merleau-Ponty - Bir Yaşamöyküsü Maurice Merleau-Ponty - “Dünyamız Tamamlanmamış Bir Eser...” Maurice Merleau-Ponty - İnsandaki Metafizik Maurice Merleau-Ponty - Cézanne’ın Kuşkusu Emre Şan - Algıya Göre Düşünmek Tuncay Saygın - Felsefe ve Gölgesi Merleau-Ponty’nin İzinde Varoluşun Muğlaklığı Zeynep Zafer Esenyel - Merleau-Ponty Vücudun Fenomenolojisiyle Zihin-Beden Düalizmini Aşabilir mi? Murat M. Türkmen - Merleau-Ponty Felsefesinde Dokunmanın Çoğulluğu Vücudun Fenomenolojisinden Tenin Ontolojisine - Renaud Barbaras Ted Toadvine - Musica Universalis ve Doğanın Hafızası Didem Nur Güngören - Merleau-Ponty Felsefesinde Proust Mauro Carbone - Gayri İradi Bellek ve Önceki Zaman Arasında İmge: Proust Okuru Olarak Benjamin ve Merleau-Ponty Aysun Aydın - Yaşayan Deneyim John Dewey ve Maurice Merleau-Ponty Eran Dorfman - Bir Başkası Olarak Vücudum: Merleau-Ponty’nin Vücut Bulmuş Başkalık Fikrinin Lacancı Bir Eleştirisi Leonard Lawlor - Başkaca Sorular: Mevcut Felsefi Durum İçin Bir Çıkış Yolu (Merleau-Ponty Aracılığıyla) Kitap Emre Şan - Algının Fenomenolojisi Odak: İyi Bir Komşu / 15. İstanbul Bienali Jan Willem Duyvendak ve Fenneke Wekker - İyi bir komşu mu? - Dostluk ve dostanelik arasındaki fark Evcilliğin İcadı - Charles Rice Ali Taptık - Anıtsal Yakınsaklıklar

Algının Fenomenolojisi

20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Maurice Merleau-Ponty, başyapıtı olan Algının Fenomenolojisi’nde, Husserl’den aldığı fenomenolojik yöntemi estetik bir anlayışla yeniden yorumluyor. Bedeni merkeze oturtan bu yorum, bir yandan psikolojizm ile entelektüalizm arasındaki Descartes ve empiristlerden beri devam eden tartışmaya özgün bir boyut kazandırıyor. Diğer yandan, bilim ile sanat arasındaki derinlemesine ilişkiyi felsefe aracılığıyla yeniden keşfetmemizi sağlıyor. Gerek analitik felsefenin gerekse kıta felsefesinin çağdaş sorunlarının ilk taslaklarını ortaya koyan bu çalışma, aslında yalnızca felsefe alanına değil, düşünceyi deyim yerindeyse ete kemiğe büründürmek isteyenler için bir referans kitap olma özelliğiyle edebiyattan sosyal bilimlere kadar uzanan geniş bir kapsama da hitap ediyor. ALGININ FENOMENOLOJİSİ / İTHAKİ YAYINLARI / MAURICE MERLEAU-PONTY

Yeşilçam Filmlerinde Türk Sanat Müziği Makamları ve Etkileri

"Yeşilçam Filmlerinde Türk Sanat Müziği Makamları ve Etkileri" Yeşilçam film müziklerinin, Türkiye'deki bazı örneklerinin yapısal ve makamsal açılardan incelenmesi vasıtasıyla, izler kitle üzerindeki yaratmaya çalıştığı etkileri incelemek ve Yeşilçam film müziklerinin yapısal özelliklerinin içerdiği ‘sosyo-kültürel’ ve ‘psiko-sosyal’ işlevi anlamlandırabilmek bakımından önem arz ediyor. Araştırma ayrıca, Türkiye’deki Yeşilçam film sektörünün belli bir dönemsel kesitini incelemesi bakımından, Yeşilçam sinemasında 1968-1978 dönemine ışık tutuyor. YAĞMUR EYLÜL DÖNMEZ / YEŞİLÇAM FİLMLERİNDE TÜRK SANAT MÜZİĞİ MAKAMLARI VE ETKİLERİ / GECE KİTAPLIĞI

Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım

Ödenen ilk taksit, şiire malzeme olur mu - olmaz mı? Sosyal medya, chat, mail jargonu şiire “tam gaz” girerse şiir şiirliğinden kaybeder mi? İsmail Aslan, “hayır, kaybetmez” diyen şairlerden: “Anneme internetin faydalarından bahsettim, facebook fobimden, klostrofobimden, beğenenlerden, beğenmeyenlerden, onun fotoğrafını da paylaştığımdan...” İSMAİL ASLAN / SİSTEM ÇÖKTÜ MİSAL ÇOK YALNIZIM / 160. KİLOMETRE

Korkunç Yüzme Antrenörü

Lev’in babası Bay De Bruin sıradan bir insandır ama oğlunun da kendisi gibi sıradan biri olmasını hiç istemez. Onu geleceğin yüzme şampiyonu yapmanın hayaliyle, dünya şampiyonu Boris Kwikzilver'in yüzme okuluna gönderir. Herkes Boris’in harika biri olduğunu düşünür fakat Lev onun kaba, kötü ve acımasız bir antrenör olduğundan emindir. Ne var ki buna kimseyi inandıramaz. Bir gün Lev, yüzme antrenmanı çıkışında Boris’in korkunç sırrını öğrenir. Çok geçmeden, Lev ve arkadaşı Lita, korkunç yüzme antrenörünün gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için kolları sıvar! JOZUA DOUGLAS / KORKUNÇ YÜZME ANTRENÖRÜ / CAN ÇOCUK

Uyanan Güzel

Vahide kırklı yaşlarının sonlarında, terzilik yaparak hayatını kazanan bir kadındır. Geçmişte büyük sorunlar yaşadığı yatalak babası ve taptığı yeğeniyle birlikte yaşamaktadır. Aşk hayatını çoktan askıya almış olan Vahide’nin dünyası, sokak çalgıcısı Adrian’la yolları kesişince değişir. Bosna savaşı sırasında bombalanan pazaryerinde tek bacağını kaybetmiş olan Adrian’ın en büyük hayali protez bir bacaktır ve bunun için para biriktirmeye çalışmaktadır. Ancak şehirde bir şeyler çok ters gitmektedir. Uyanan Güzel bütün olumsuzluklara rağmen sevgiye inananların, dünyayı yaşanılır bir yer haline getirmek için çabalayanların ete kemiğe büründüğü sımsıcak, umut dolu bir roman... JALE SANCAK / UYANAN GÜZEL / HEP KİTAP

Erkek Dediğin

Erkek Dediğin erkeklerin dünyasına açılan bir kapı. 17 yaşındaki Simon ile arkadaşının çıktığı Avrupa turuyla başlayan roman ölümün eşiğindeki Tony’nin hikâyesine kadar farklı yaşlarda ve milliyetlerden 9 erkeğin hikâyesine yer veriyor. Her hikâyede erkeğin yaşı büyürken, buna bağlı olarak hikâyelerin geçtiği aylar da değişiyor, hayatının baharında olan Simon’ın hikâyesi nisan ayında başlıyor ve en son hayatının kışını yaşayan Tony’nin hikâyesinde aralık ayına ulaşılıyor. Hikâyelerdeki kahramanların hepsi de evlerinden bir şekilde uzaktalar... Erkek Dediğin, yaşı ve sosyal konumu ne olursa olsun erkeklerin dünyaya ve düzene bakış açısını başarılı bir şekilde yansıtıyor. DAVID SZALAY / ERKEK DEDİĞİN / HEP KİTAP

Kedi Kitabı: Resim Sanatında Kediler

Kimi zaman en yakın dostlarımız, kimi zaman koruyucularımız, kimi zaman sevdiğimiz kitapların sevdiğimiz kahramanları… Kediler, köpekler, kuşlar. Zekâlarıyla bizi hayrete düşüren, tatlılıklarıyla en kötü günlerimizi bile güzelleştiren, varlıklarıyla umut veren hayvan dostlarımız bu defa da resim sanatındaki yansımalarıyla karşımızda. Hep kitap, hayvansever okurlara, çevirdikleri her sayfada büyülenecekleri üç kitap sunuyor: Kedi Kitabı, Köpek Kitabı, Kuş Kitabı. Kediler ve insanlar arasındaki ilişki benzersizdir. Evcil hayvanlar genelde sahiplerine her anlamda bağlı olsa da kediler kendi iradesiyle hareket eder. Kedi Kitabı’nda kedilerin  ressamlar ve sanatları hakkında da faydalı bilgilere ulaşma şansı bulacaksınız! KEDİ KİTABI: RESİM SANATINDA KEDİLER / ÇEV. AYŞEGÜL GÜRSEL DUYAN / HEP KİTAP