Örümcek ağında çırpınma

“O Anda”, “Aşk Sıraya Girmez” ve “Herkes Kırılır” adlı romanların yazarı Melike İnci'den çarpıcı öyküler. “Gönül. Kırk iki yaşında. Haftanın altı günü, hayat saat altıya çeyrek kala çalar saatin zırıltısıyla başlar. Yatağından kalktığı gibi banyoya koşar. Hızlıca yüzünü yıkayıp dişlerini fırçalar. Akşamdan kâğıda sardığı saçlarını açar. Buklelerini dikkatlice şekillendirir. Sonra iddialı bulduğu dalgalı saçlarını fırçalayıp sımsıkı bir topuz yapar. Yine yatmadan havalandırmak için balkona astığı giysilerini bir yerinde lekesi var mı, diye kontrol ettikten sonra hızlıca giyinir. Yatağını da hızlıca kapatıp altıyı beş geçe evinin kapısını kilitler.” Gönül, Elif, Nezihe, Aygül, Aslı ve daha birçok kadının hayatla ilişkileriyle/ilişkilenmeleriyle örülmüş ağdaki çırpınmaları birbirine bağlı öykülerde anlatılıyor. ÖRÜMCEK AĞINDA ÇIRPINMALAR, MELİKE İNCİ, YİTİK ÜLKE YAYINLARI

Süreç: Kürt çatışması ve çözüm arayışları

“Süreç”… 2013-2015 arasında Türkiye’de “süreç” deyince, Kürt meselesiyle ilgili yürütülen “çözüm süreci” anlaşılıyordu. Bunu “barış süreci” diye tanımlayanlar da, “ihanet süreci” diye tanımlayanlar da vardı. Ülkenin en yakıcı sorunuyla ilgili bu “süreç”, gündemi yoğun biçimde kapladıktan sonra, hızla sona erdi ve sanki hiç yaşanmamış gibi adeta buharlaştı. “Çözüm süreci” neden başarısız oldu? Cuma Çiçek, son derece serinkanlı ve çok yönlü bir yaklaşımla, bu “başarısızlığın” analizini yapıyor. Çiçek’in dikkat çektiği ilk nokta, her konuda benimsemeye yatkın olduğumuz “bize özgücü” yaklaşımla sınırlı kalmamak. Özellikle Filipinler ve Endonezya örneklerini inceleyerek, çatışma çözümlerini dünyayla mukayeseli olarak ele alıyor. Bu mukayese, Türkiye’deki sorunun gerçekten özgün olan yanlarını da daha iyi görmeyi sağlıyor. Müzakere seçeneğinin tıkanmasının başlıca nedenleri olarak jeopolitik etkenler ve güvenlik ikilemi, tarafları “sınırlayan” nesnel ve öznel faktörler (gerek iktidar partisinin gerek ana akım Kürt siyasetinin “problemleri”), muhalefetin etkisi, “üçüncü tarafların” rolü, bizzat sürecin kurumsal yapısındaki sorunlar masaya yatırılıyor. Hayati önemdeki bir sorunla ilgili önemli bir girişime, sanki hiç olmamış gibi muamele etmemek ve bu tecrübeden gerçekten bir şeyler öğrenebilmek için ufuk açıcı bir çalışma. SÜREÇ, CUMA ÇİÇEK, İLETİŞİM YAYINLARI

Şehirlere Alışamadı

Yolculuklar bana zevk verir. Bu zevkte varacağım hedefin zevki dahil değildir. Yolculuk, bu bir yerde durmadığını, hareket ettiğini bilmek şuuru, bu bir yere bağlanıp kalmaktan kurtuluş başlı başına tatlı bir şeydir.” Sabahattin Ali. Yapı Kredi Kültür Sanat, 13 Şubat – 27 Nisan tarihleri arasında önemli bir edebiyat sergisine ev sahipliği yapacak. Küratörlüğünü Sevengül Sönmez’in yaptığı “ŞEHİRLERE ALIŞAMADI - Sabahattin Ali’nin Şehirleri“ sergisi, Sabahattin Ali’nin yaşamı boyunca bulunduğu Anadolu şehirlerine ve Berlin’e onun gözünden bakmayı amaçlıyor. Sabahattin Ali Arşivi’nden çıkan yeni belge ve fotoğrafların yanı sıra Tarih Vakfı Arşivi ve Ömer Koç Koleksiyonu’ndaki belgelerle zenginleşen sergi; Cumhuriyet’in ilk yıllarında Anadolu şehirlerindeki yaşamı ve II. Dünya Savaşı öncesinin Berlin’ini Sabahattin Ali’nin çektiği fotoğraflar ve eserleri aracılığıyla anlatıyor. Kitapları Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan şair, öykü, roman ve oyun yazarı, eleştirmen ve edebiyat düşünürü Sabahattin Ali’nin yaşamına bir gezgin gözüyle tanık olacaksınız. ŞEHİRLERE ALIŞAMADI, KOLEKTİF, YAPI KREDİ YAYINLARI.

Günden Kalanlar

Bir roman düşünün ki asıl anlattığı, tek bir satırında dahi geçmeyen duygular, umutlar, hayal kırıklıkları, özlemler olsun. Kazuo Ishiguro'nun benzersiz tarzını en iyi ortaya koyduğu eserlerinden biri olan Günden Kalanlar böyle bir roman... İngiliz malikânelerinin ihtişamını yitirdiği dönemin son büyük başuşaklarından biridir Stevens. Amerikalı yeni işvereninin arzuladığı düzeni kurmak için birlikte çalıştığı eski kâhyayı ziyaret etmeye karar verir ve İngiliz taşrasında bir yolculuğa çıkar. Yol boyunca karşılaştığı manzaraların ve insanların yarattığı izlenimler anılarıyla ve mesleğinin gereklerine dair düşünceleriyle birleşerek, özenle bastırdığı duygularını ortaya sererken, hayatını idealleri uğruna harcayan Stevens basmakalıp fikirleri ve saplantılarıyla okurun kalbini fetheden eşsiz bir kahramana dönüşür. GÜNDEN KALANLAR, KAZUO ISHIGURO, YAPI KEREDİ YAYINLARI.

Robinson Crusoe

Bu kitapta, İngiltere’de yaşayan Robinson Kreutzner’in dünyayı gezme hayalleriyle ailesini arkada bırakarak çıktığı yolculukta başına gelenler ve sonrası anlatılmaktadır. Seyahat ettiği geminin batması sebebiyle ıssız bir adada yirmi sekiz yıl boyunca başından geçenleri Robinson’un kendi ağzından, açık ve anlaşılır bir dille okumaktayız. Elindeki imkânları olabilecek en iyi şekilde kullanan Robinson ıssız adada vahşi hayat ve korsan tehlikesinin içerisinde kendine küçük bir dünya kurar. İsyan etmeyen, pes etmeyen Robinson bize çalışarak her şeyin üstesinden gelinebileceğini gösterir. Adadaki hayatının son yıllarına dahil olan Cuma Robinson’a hem adada hem de sonrasında yarenlik eder. ‘’Robinson Crusoe'nun Yeni Serüvenleri’’ adı verilen ikinci kitapta ise Robinson’un tekrar denize açılması ve ticaret yapması gibi ıssız adadan döndükten sonraki yaşamı anlatılır. DANİEL DEFOE,ROBİNSON CRUSOE,CAN YAYINLARI

Salyangozlar, Sandalyeler, Bulutlar

Ve birden bulut, bir kurşun külçesi rengini ve ağırlığını aldı düşüp kaldı ahırın ortasına boğuk bir sesle. Adamcağız ahırın ortasında bulutun ve oğlunun arasında kalakaldı. Açtı ahırın kapısını boğulmamak için, ayın ışığı aralık kapıdan sokuldu içeri. Çocuk ancak görmüş geçirmiş bir adamda görülebilecek bir vakarla çıktı ahırdan. İçeriden bir urgan aldı, yerde yatan bulutun ölüsünü hayvan pisliklerini temizlemek için yapılan kanaldan sürüyüp çıkardı evin önüne... Salyangozlar, Sandalyeler, Bulutlar, Deniz Karanfil’in ilk öykü kitabı… Cümlelerinin içerdiği şiiri hemen fark edeceksiniz. Karanfil’in öykü dünyası o şiirin atmosferinden, dünyamızın bir kenara itilmiş kadim masalından geliyor. Yaşamlarını ancak düşlerin yardımıyla katlanılır kılan insanların, gri toz bulutunun içinde kendi rengini arayan filizlerin öyküleri var bu kitapta…SALYANGOZLAR, SANDALYELER,BULUTLAR,DENİZ KARANFİL,CAN YAYINLARI.

Gozo ve Sagre

“Dağların, ovaların, ırmakların, göllerin ve denizlerin arasında, havada, karada, suda ve toprak altında yaşayıp giden her çeşit varlığın orta yerinde dururdu bu koskoca kaya. Üzerinde bir adam oturur, oturur, otururdu.”Başka bir dünya, başka bir harita. Asırlar önce bırakmıştı insanlar hayvanları yemeyi. Uğur Erbaş, aklın ve kalbin yenilgisini anlatıyor.Her zaman olanla hiç olmayan arasında…Gozo veSagre, gün ışığını arayan fantastik bir grafik roman, trajik bir “dünya tarihi”. Yaklaşan karanlık, kaosun arifesi. GOZO VE SAGRE,UĞUR ERBAŞ,İLETİŞİM YAYINLARI

Emine'nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler

Deniz Poyraz’ın dumanlı öyküleri, aşkın ve yenilginin gürültüsü, bir bardak su… Sokaklar yorgun,insanlar kirli, uzun bir yaz akşamında geçiyor bitimsiz bir sonbahar. Emine’nin Yanında Konuşulmayacak Şeyler eski geceleri, çocuk aklında kalan yaraları, mahalle kokusunu anlatıyor. Üstümüzde gökyüzü, ufuklara karşı… EMİNE'NİN YANINDA KONUŞULMAYACAK ŞEYLER,DENİZ POYRAZ,

Doğu Seyahati

Doğu Seyahati, dünya edebiyatının dev yazarı Flaubert’in olağanüstü gözlem gücü, derin kültürü ve zengin hayal dünyasını yansıtan unutulmaz bir seyahatname. Yol arkadaşı Maxime du Camp ile birlikte 1849’da çıktığı iki yıllık Doğu seyahatinde Türkiye, Mısır, Suriye, Lübnan, Yunanistan ve İtalya’nın çeşitli diyarlarını dolaşan Flaubert lahitlerden heykellere, genelevlerden çarşılara Doğu’nun gündelik hayatı, otantik mekânları ve deneyimlerini büyük bir dikkatle tasvir ederken 19. yüzyıl Batı tahayyülünde “egzotik” bir nesne olarak konumlanan Doğu’ya dair unutulmaz bir tablo sunar. Oryantalist literatüre sanatsal olduğu kadar siyasal bir katkı da olan Flaubert’in seyahatnamesi gerek yazıldığı dönemde gerek 20. yüzyılda edebi değerinin yanında oryantalizm etrafında yürütülen birçok tartışmanın da odağında yer aldı. DOĞU SEYAHATİ,GUSTAVE FLAUBERT,İLETİŞİM YAYINLARI.

Kıpır Kıpır Bir Hayal

Aklımıza bir fikir geldi… Bir hayal, bir yenilik… Ne olduğunu nasıl anlatmalı? Ya insanlar bu hayali anlamazsa… Başak Ağaoğlu, kıpır kıpır, yerinde duramayan bir hayali anlatıyor. Neşeli, cıvıl cıvıl, nefes nefese… KIPIR KIPIR BİR HAYAL, BAŞAK AĞAOĞLU, İLETİŞİM YAYINLARI

Karayolcu Bir Mühendisin Anıları

Köprü ve yol. Halim Ağaoğlu’nun hayatını özetleyen iki kelime. O bir yanıyla hep yolda bir yanıyla da köprü kurmanın peşinde. Bir mühendis ama bunun ötesinde kültür hayatının da içinde. Adalet Ağaoğlu’nun eşi olmasının yanında onun yazarlığının yolunu sürekli açan ve köprüler kuran bir fedakâr. Bir yaşam mühendisi. Sessiz makine. Koruyucu gökyüzü. İzmir’de başlayan hayatı İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki eğitiminden sonra onu Anadolu’ya, Türkiye’ye açmış. Keskin bir gözlemci Halim Ağaoğlu. Türkiye’nin kırılma noktalarını iyi teşhis etmiş. Bu kitapta da onun çok değerli dikkatlerini bulacaksınız. Türkiye’den insana bir yol, bir köprü bulacaksınız. KARAYOLCU BİR MÜHENDİSİN ANILARI, HALİM AĞAOĞLU, EVEREST YAYINLARI.

Hayatlarımın Kitabı

Anadilinden farklı bir dilde yazan ve Nabokov ve Conrad gibi ustalarla karşılaştırılan Aleksandar Hemon'un hayatlarından biri; Saraybosnalı, futbola, Amerikan müziğine ve kötü şiire meraklı bir gencin öyküsü. Bir diğeriyse, Bosna’da savaşın patlamasından hemen önce Chicago’ya göç eden, ailesi ve vatanı için endişelenen bir yersiz yurtsuzun hayatı. Hemon’un otobiyografik denemeleri bir hatırattan çok daha fazlası. Aile bağlarına ve iki şehre güzelleme olmanın yanı sıra, Hayatlarımın Kitabı kişisel ve toplumsal trajedileri nokta atışı bir içgörü, özeleştiri ve sivri bir mizahla dile getirmeyi başarıyor. Hemon, tüm iyi yazarlar gibi, okurunun hayata farklı bir yerden bakmasını sağlıyor. HAYATLARIMIN KİTABI, ALEKSANDAR HEMON, EVEREST YAYINLARI

Uzaktan Yakından

Yazar Didier Eribon’un 1980’lerde Lévi-Strauss ile iki yıl boyunca belirli aralıklarla bir araya gelerek sürdürdüğü diyaloğun ürünü bu kitap. Önce Lévi-Strauss’un hayatı ve tanık oldukları hakkında konuşuyorlar: Brezilya’da Yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırması, İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması, Soykırım’dan kurtulması, Fransız gerçeküstücülerle Amerika’da kurduğu yakın ilişkiler ve yapısalcılığın kuruluşu. Ardından, birkaç kuşağı derinden etkilemiş bu büyük düşünürün kitapları ve düşünceleri geliyor. En temel önkabullerimizi dahi tartışmaya açan bir eleştirel düşüncenin yanı sıra, 20. yüzyılın zanaatkâr entelektüellerinin dünyasına açılan bir kapı gibi bu söyleşiler. Felsefe, sosyal bilimler ve düşünce tarihiyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz. UZAKTAN YAKINDAN, CLAUDE LEVİ STRAUSS, METİS YAYINLARI.

Birbirimiz İçin Yaşayacağız

"Edebiyat elbette insanları gözlemlemenin sonucunda ortaya çıkar," diyor Platonov. "Onları gözlemlemek için de mektuplarından daha iyi bir yer olabilir mi?" Nitekim Platonov’un 1920-1950 yılları arasında kaleme aldığı mektuplardan oluşan bu derleme, Rus edebiyatının en özgün yazarlarından birinin yaşamını tıpkı bir anahtar deliğinden bakar gibi gözlemleme, onun duygu ve düşüncelerine tanık olma imkânı veriyor bize. Neler yok ki bu mektuplarda: Eşine duyduğu tutkulu aşk ve çalışmak için başka şehirlere gitmek zorunda kaldığında içini kemiren kıskançlık. Bazı eserlerinin komünizm karşıtı gibi algılanması sonucunda edebiyat dünyasından dışlanması; bu yüzden hayatı boyunca sürekli maddi sıkıntılarla boğuşması. İşçi sınıfını kendi “vatanı” saydığı halde onun düşmanı olarak yaftalanmanın yüreğinde açtığı derin yara. "Sakıncalı" bir yazar olmaktan kurtulup saygı görmek ve kendini çok sevdiği edebiyat uğraşına adayabilmek için verdiği mücadelede sürekli duvara toslaması. Çok sevdiği oğlu daha on beş yaşındayken tutuklanıp hapse atıldığında ve hapisten çıktıktan birkaç yıl sonra tüberkülozdan öldüğünde kapıldığı derin keder. Tüm bunlara rağmen yaşamaya, çabalamaya, sevmeye, ummaya devam etmesi. Mektupların her biri yapbozun bir parçasını oluşturuyor: Bir eş, bir baba, yazar, arkadaş, yoldaş, yurttaş olarak, kısacası insan olarak Andrey Platonov’u daha iyi tanıyoruz onlar sayesinde. BİRBİRİMİZ İÇİN YAŞAYACAĞIZ, ANDREY PLATONOV, METİS YAYINLARI.

Doğma Yavrum Dünya Çok Kalabalık

Yeni yıkanmış bahçenin kokusu yok artık. İri iri doğranmış domatesin zeytinyağına karışan kırmızı rengi de. Parmaklarından akarak yediğin, pembe beyaz gofret arasındaki kaymaklı dondurma da. Geride kaldı. Hayır, sen gittin. Biz gittik oralardan. Biz uzaklaştık… Çünkü… Büyüdük… Çocukluk denilen yitik ülkeye yolculuk… Küçük kızların kahramanları… Kadın olma, kadın olarak hayatta kalma sınavları... Doğma Yavrum Dünya Çok Kalabalık'ta Armağan Portakal kısacık öykülerle koca koca romanların yapamadığını yapıyor… Hepimizin yüreklerine kök salmış hislere yeniden can veriyor… DOĞMA YAVRUM DÜNYA ÇOK KALABALIK, ARMAĞAN PORTAKAL, DOĞAN YAYINLARI.

Söz Uçar

Söz Uçar öykücü, romancı, deneme yazarı Nedim Gürsel'in Jorge Semprun, Juan Goytisolo, Nathalie Sarraute, Etiemble, Alain Bosquet, Lawrence Ferlinghetti, Yaşar Kemal, Mahmut Derviş, Abidin Dino, Pertev Naili Boratav ve Peter Schneider'la çeşitli zamanlarda yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Nedim Gürsel, çağına tanık aydın ve sanatçılarla yüz yüze gelişini, söyleşi yapma amacını, ortak duygu ve düşüncelerin buluşma noktaları olarak açıklıyor ve şöyle diyor: "Bu söyleşilerin ayrıntılara yönelen, yazın-toplum-siyaset-kültür arasındaki ilişkileri irdelerken dünyamızın sorunlarına da açılan niteliği, sanıyorum günümüzde de geçerliliğini koruyor. Konuştuğum kişilere yalnızca soru sormakla yetinmediğimi, yapıtlarını çözümleyici bir yaklaşımla ele alarak onları okurların gözünde daha anlaşılır ve görünür kılmaya çabaladığımı özellikle belirtmek isterim." SÖZ UÇAR, NEDİM GÜRSEL, DOĞAN YAYINLARI.

Tom Sawyer

Mark Twain’in birden çok eserinde karşımıza çıkan Tom Sawyer, haylaz ve uçarı bir çocuktur. Macera peşinde koşmaktan hiç geri durmaz. Büyüyünce korsan olma hayalleri kurar. Yaşamın olağan akışı içerisinde muazzam hayal gücüyle yarattığı oyunlar onun hayali serüvenlere atılmasına vesile olur. Günlerini mutfaktan reçel aşırmakla, okuldan kaytarmakla, oyunlar oynamakla, gönlünü kaptırdığı kız o sıralar her kim ise onun dikkatini çekmeye çalışmakla ve hayal kurmakla geçirir. Kitap, Twain’in yazdığı önsözde de belirttiği gibi, çocukları eğlendirirken bir yandan da yetişkinlere çocukluklarını anımsatma amacı taşır. Twain’in harikulade üslubu, ince mizahı ve ayrıntılara verdiği önemle kotardığı Tom Sawyer, yazıldığı günden bu yana genç okur kitlesi içerisinde en çok rağbet gören romanlar arasında yer almaktadır. MARK TWAİN,TOM SAWYER,DİPNOT YAYINLARI

Doğal Roman

Bir romanda nelerden bahsedilmesini beklemeyiz? Tuvaletlerden mesela. Sineklerden. Bitkilerin üreme biçimlerinden. Gündelik hayatın sıradan detaylarından. Bunlar her ne kadar “doğal” şeyler olsalar da romanlara giremeyecek kadar yersiz ya da önemsiz görülürler genelde. Bulgar yazar Georgi Gospodinov ise bütün bu dışlanmış konulara kucak açarak “muzip” bir roman çıkarmış ortaya: “Sineğin bakışını anımsatan çokyönlü bir roman. Ve onun gibi, ayrıntılarla, sıradan gözün görmediği küçücük şeylerle dolu bir roman.” Bir boşanmayla başlıyor hikâye: Bir yazar olan anlatıcı, karısından ayrılıyor ve eski hayatıyla birlikte görünüşe göre akılcı benliğini de geride bırakıyor. Kahramanımız dış dünyadan giderek koparken, biz de onun iç dünyasının dolambaçlı dehlizlerine çekiliyoruz. “Doğal” bir romandan bekleneceği üzere, anlatı çizgisel bir doğrultuda değil zikzaklarla ve fragmanlarla ilerliyor; iç içe geçen kurmaca katmanları kimi zaman gerçekliğe göz kırpıyor. “Kendi hayatımızı anlatmanın imkânsızlığı hakkında bir kitap,” diyor Gospodinov, Doğal Roman için – ama yaratıcı bir yazarın yapacağı gibi, bu imkânsızlığın içindeki imkânları keşfedip kullanmayı iyi başarıyor. DOĞAL ROMAN, GEORGİ GOSPODİNOV, METİS YAYINLARI

Aşıklar Delidir Ya Da Yazı Tura

Saatin içindeki kum taneleri gibi parmaklarının arasından akıp giderken hayat, hikâyeleriyle birbirini tamamlayan iki âşık, belirsizlik içinde sevgilerini var ediyor. Ama bazen kum saati sadece akmıyor, yere düşüp kırılıyor, kumlar ortaya saçılıyor. Böyle anlarda ailenin sadece huzur ve güzelliği değil geçmişe terk edildiği sanılan hatıraları, marazları da taşıdığı anlaşılıyor. İki âşığın genetik bir hastalıkla kesişen yolları bir noktada ayrılsa bile biri İstanbul’da, diğeri New York’ta aynı nefesi alıp vermeyi sürdürecekler… nefesleri yettiği sürece. Ayfer Tunç, ilmek ilmek işlediği cümleleriyle modern bir destan yazıyor. Âşıklar Delidir ya da Yazı Tura ailenin, arkadaşlığın, sadakatin, hastalığın ama en çok deliliğin ve acının öyküsü. Çünkü âşıklar delidir ve deliler acı çeker. Umutlandı. Yüzü açık kalmış bir kitap gibiydi, aşk hakkında hiç söylemediği sözler satır satır okunuyordu. Mucizeler her zaman beklenir hayattan. Aşkın kendi varlığından gelen, iyileştirici bir gücü vardır ve kıyaslanacak olursa, aşkla geçen zamanın özgül ağırlığı, saatlerin gösterdiği zamanınkinden kat kat fazladır. Aşk zamanın yoğunluğunu arttırmaya muktedir olan tek kimyadır. AŞIKLAR DELİDİR YA DA YAZI TURA, AYFER TUNÇ, CAN YAYINLARI

Dışsal Günlük

2017 yılında hayata gözlerini yuman Michel Tournier’nin bakışını dışarıya çevirerek mahrem ve içsel (intime) olan günlük yazımına karşı (extime) geliştirdiği alternatif bir günlük denemesi: Dışsal Günlük. Bahçenin geçirdiği dönüşümlerden hava olaylarına, tuhaf karşılaşmalardan aforizma niteliğindeki düşüncelere ve yeni öykü fikirlerine varıncaya dek olguları, insanları, durumları barındıran, Tournier’ye özgü yazınsal çeşitlemeler. Yeni, ilginç bir kavram: ışık kirliliği. Geceleyin Choisel’in göğüne bakınca Doğuda belli belirsiz bir ışıltıyla parladığı görülüyor. Paris’ın ışıkları. Doğal karanlığın yapay ışıklarla bozuluşu. Kirliliği maddesellikten çıkarmaya yönelik bir şey icat edilmişti zaten daha önce: termik kirlilik. Örneğin bir nehir, atom santralinin temiz ama sıcak su atıklarıyla ısınıyor. Işık kirliliğiyle, kirlenmeyi ruhanileştirme konusunda bir adım daha atmış oluyoruz. Yakında kötülük tamamen manevi bir şey olacak. DIŞSAL GÜNLÜK, YAPI KREDİ YAYINLARI, MICHEL TOURNIER

01 Adana - 80'li Yıllarda Adana

Yıl 1981... 12 Eylül darbesinin üstünden bir yıl geçmiş... CHP Genel Sekreter Yardımcısı Altan Öymen siyasi yasaklı olsa da Cumhuriyet gazetesinde yazılarına devam etmektedir. Ancak 52 sayılı bildiriyle “eski politikacı”ların “Türkiye’nin siyasi veya hukuki yapısıyla ilgili olarak beyanda bulunmaları, makale yazmaları, toplantı yapmaları” yasaklanır. Artık Altan Öymen siyasi yazılar yazamayacağına göre başka bir çare bulunur; “il röportajları” fikri oluşur. Kentleri sosyal, kültürel, ekonomik yönleri, tarihi coğrafi özellikleri, turistik olanakları, mutfakları, eğlence hayatları... kısacası gündelik hayatın tüm yönleriyle anlatmak... Ama bu sadece yazıyla olacak iş değildir, fotoğraf veya resim de lazımdır. Teknik olarak gazete ofset baskıya geçmemiştir, fotoğraf kalitesi kötüdür. Ona da mükemmel bir çözüm bulunur: Çizgileriyle her şeyi canlandırabilen, konuları, sorunları karikatür yoluyla en iyi şekilde anlatan Tan Oral projeye dahil olur. Böylece Altan Öymen ile Tan Oral düşerler Adana yollarına... Ve Altan Öymen’in kaleme aldığı, Tan Oral’ın çizgileriyle katkıda bulunduğu Adana izlenimleri, 15 Eylül 1981’den itibaren yazı dizisi olarak 11 gün boyunca yayımlanır. O yazı dizisi yıllar sonra günümüz okuruyla kitap olarak buluşuyor: 01 Adana. Adana’nın 36 yıl önceki halini merak edenler için... Kebabıyla, sıcağıyla, pamuğuyla, ünlü isimleriyle, sanayicisi çiftçisiyle, dertleri güzellikleriyle bir zamanların Adanası bu kitapta! 01 ADANA - 80'Lİ YILLARDA ADANA, DOĞAN KİTAP, ALTAN ÖYMEN, TAN ORAL