Ukrayna’da batı ve NATO karşıtı olmanın dayanılmaz hafifliği

1968 Prag Baharı’nda doğru tavır alamayan sosyalistler bu kez mazlumdan yana tutum almalı, saldırgana “amasız”, “fakatsız” karşı çıkma, tarihin doğru tarafında durma basiretini göstermelidir.

Google Haberlere Abone ol

TÜRKİYE’DE VE BATI’DA FARKLI HAYALETLER DOLAŞIYOR

Marx ve Engels’in 1848 yılında yayımladıkları Komünist Manifesto’nun giriş bölümünde Avrupa’da bir komünizm hayaletinin dolaştığından, Papa’dan Rus Çarı’na, Avusturya-Macaristan Dışişleri Bakanı Metternich’ten o günlerin etkili Fransız liberal siyaset adamı Guizo’ya, Fransız radikallerinden Alman polis- ajanlarına kadar eski Avrupa’yı temsil eden tüm güçlerin bu hayaleti def etmek için kutsal bir ittifak kurduklarından bahsedilir.

Avrupa’da hayaletler, korkular hiç eksik olmaz. Yabancı göçmenler ve ırkçılık Avrupa’yı en çok korkutan öcülerdi. Ama Rusya’nın Ukrayna'yı işgali eski korkuları gölgede bıraktı. 24 Şubat sabahından beri Avrupa’nın en büyük korkusu artık Rusya. Üstelik Rusya uydurulmuş bir hayalet de değil. Uçağı, tankı-topu ve füzesiyle İkinci Dünya Savaşı kabuslarını hortlatan, kapının önüne dayanmış bir düşman.

Türkiye’de ise Avrupa’dan çok farklı bir hayalet dolaşıyor: Türkiye’de siyasal islamcıların, sosyalistlerin, avrasyacıların, ulusalcıların ve emekli askerlerin oluşturduğu kutsal ittifakın değişmeyen ortak hayaleti NATO, ABD ve batı dünyası. Rusya saldırılarını arttırdıkça, bizdeki ittifak “ama” nitelemesiyle, Ukrayna’daki yıkım ve acıların sorumluluğunu NATO’ya, ABD’ye ve AB’ye yüklüyor.

İyi ki meydan sadece bunlara ait değil. Rusya saldırısına “amasız”, “fakatsız” adıyla sanıyla karşı duranlar da var. İki gün önce 200 kadar sanatçı ve aydın tarafından yayınlamış “ama”sız kınama bildirisini bu nedenle önemli buluyorum.

UKRAYNA SALDIRISI BATIYI BİRBİRİNE KENETLEDİ

Daha önce de yazdım, Ukrayna saldırısı batıyı birleştirmiş görünüyor. AB ve NATO örgütleri kendi içlerindeki çatlakları ortadan kaldırıp kenetlendiler. Son on yılların en pasifist hükümetinin iş başına geldiği Almanya, tarafsız Finlandiya, İsveç gibi ülkeler savunma yeteneklerini artırmak amacıyla somut adımlar attılar. İsveç ve Finlandiya ile NATO arasında ortak güvenlik endişeleri nedeniyle bir istişare mekanizması dahi kuruldu. Finlandiya’da NATO üyeliği tartışılır oldu. AB ve Almanya Ukrayna’ya silah yardımı yapmaya başladı.
Bunlar daha önce hayal bile edilemeyecek gelişmeler. Aralarında Japonya, Kore, İsviçre gibi ülkelerin bulunduğu geniş bir koalisyon Rusya’ya karşı çeşitli düzeylerde yaptırımlar uygulamaya başladı. Avrupa ülkeleri hava sahalarını Rus uçaklarına kapattılar. Putin’in amacı batıyı zayıflatmak, NATO’nun içindeki çatlağı derinleştirmek, NATO’yu sınırlarından uzaklaştırmaksa, tam aksini başardı.

Rusya batı kamuoylarının vicdanındaki savaşı çoktan kaybetti. New York’tan Londra’ya, Paris’ten Berlin’e, Prag’dan Riga’ya, Tokyo’dan Seul’a kadar, binlerce insan her gün sokaklara çıkıyor, Ukrayna’yı destekliyor, Putin’i telin ediyor.

Bunlardan da önemlisi, binlerce vicdan sahibi Rus, tutuklanmayı, her türlü baskı ve tehlikeyi göze alarak Moskova ve Petersburg gibi büyük kentlerde saldırıyı protesto ediyor. Rus halkının bu tavrı ilerde onun onur hanesine yazılacak.

BİZDE MANZARA FARKLI

Bizde ise manzara çok farklı. Farklı renklerden muhalif ve yandaş kesim Ukrayna’da çok ağır insanlık suçları işlenirken çeşitli gerekçelerin ardına sığınarak eleştirilerini Putin’e değil batıya yöneltiyorlar. Bunlar NATO’nun saldırgan bir askeri örgüt, hatta “dünyanın en büyük terör örgütü” olduğu konusunda sarsılmaz bir inanç sahibiler.

Dünya’ya kendi ideolojik gözlüklerinden bakan bu kesim, Ukrayna halkının acılarını ve onurlu direnişini değil, Putin’in iddiaları doğrultusunda sahada neo-Nazileri görüyor, Rusya’yı değil, “NATO saldırganlığını” eleştiriyor, NATO ile ABD’yi özdeşleştiriyorlar. Hollanda, Danimarka, Almanya, Norveç gibi dünyanın en demokratik ülkelerinin NATO üyesi olmaları, ittifakın içinde kararların oydaşmayla alınması, bir üyenin muhalefet etmesi durumunda NATO’da karar alınamaması gibi gerçekler bunların ezberini bozamıyor.

Kerametleri kendinden menkul askeri uzmanlar NATO’nun doğuya genişlemekle Rusya’yı tahrik ettiğini, Rusya’nın güvenliği için ihtiyaç duyduğu “stratejik derinliğin” ortadan kalktığını iddia ediyorlar. Hızlarını alamayıp 200 yıl önceki Napolyon savaşlarından, Hitler’in 80 yıl önce başlattığı Barbarossa Harekatı’ndan dem vurup, NATO’nun Moskova’ya bu kadar yaklaşmasının askeri sakıncaları hakkında uzun uzun analizler yapıyorlar. Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra Rusya’ya verilen sözlerin tutulmadığını, NATO’nun eski Varşova Paktı ülkelerini üye yapmaması gerektiğini, Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik için yeşil ışık yakılmasının Rusya’nın sabrını taşırdığını iddia edip, Moskova’ya hak veriyorlar.

NATO ELBETTE SÜTTEN ÇIKMIŞ AK KAŞIK DEĞİL, AMA GERÇEKLER İDDİA EDİLENDEN ÇOK FARKLI

NATO’ya Türkiye’de çoğu zaman ABD ile özdeşleştirilerek ağır eleştiriler yöneltilir. NATO elbette sütten çıkmış ak kaşık değil. Ama yaratılmaya çalışıldığı gibi bir umacı da değil. “NATO’cu” olarak yaftalanma riskine aldırmadan, NATO hakkında ortalarda dolaşan bazı haksız eleştirileri özetle irdelemek istiyorum.

NATO terör örgütü değildir: Türkiye’de NATO artığı derin devlet yapılanmalarının sorumlu olduğu, 12 Eylül öncesi dönemin saldırılarının tanığı olmuş, o günlerin hasbelkader acısını çekmiş bir neslin ferdiyim. O dönemde tezgahlanan 1 Mayıs, Çorum, Maraş gibi büyük katliamlar ve siyasi cinayetler hala aydınlatılmayı bekliyor. Cinayet ve katliamlar sonraki yıllarda da devam etti. Bu karanlık yapılar bugün de varlıklarını devam ettiriyorlar.
Bizdeki ölçüde olmasa da İtalya’da da aynı dönemde oluşturulan karanlık devlet yapılanmalarının mafya ile içli dışlı olduğu, bunların suç işledikleri ortaya çıktı. Bu suçların odağında yer alan gizli Gladyo örgütü, bizdeki Özel Harp Dairesi’ne benzer bir yapılanmaydı. Bunların Türkiye’de ve İtalya’da kontrolden çıkıp suç işlemeleri NATO’yla değil, ülkelerin demokratik kontrol mekanizmalarıyla bağlantılı bir olgu olarak görülmeli. Örneğin bizim gibi “kanat ülkesi” Norveç’te benzer sorunlar yaşanmadı. Kimse, asker vesayetinin en ağır şekilde yaşandığı o dönemde sivil otoritenin Özel Harp Dairesi’ni kontrol edebileceğini iddia edemez. Türkiye demokratikleştikçe bu gibi sorunların üstesinden gelinecek, cinayetler aydınlatılacaktır.

NATO ABD ile özdeşleştirilemez: NATO’da ABD’nin ağırlığı olduğu doğrudur. Ama ABD NATO’da her istediği yaptıramaz. Üye ülkeler ulusal çıkarları gerektirdiğinde kararları bloke edebilirler. NATO’nun lider ülkesi ABD’nin Vietnam, Irak ve Afganistan gibi yerlerde haksız saldırı ve işgallerde bulunması batıda da hep eleştirilmiştir. NATO üyelerinin ABD’nin iradesine karşı çıkamayacağı hayal ürünü, saçma bir iddiadır. Bunu iddia edenler NATO üyesi Türkiye’nin Irak’ın işgali için ABD’ye topraklarını kullanma hakkını vermediğini unutmuş görünüyor.

ABD’nin saldırısına uğrayan ülkelerden sadece Afganistan’da NATO daha sonra ülkede istikrar sağlamak için görev üstlenmiştir. ISAF adı altında kurulan uluslararası koalisyon gücünün hataları da olmuştur, sevapları da. NATO’nun Afganistan’dan ayrılmasından bir yıl sonra Taliban’ın iktidara geldiğini, kör topal kurulan normal hayatın sona erdiğini, en büyük kayba uğrayan kesimin kadınlar olduğunu unutmamak gerekir.

NATO saldırgan bir örgüt müdür?: NATO kurulduğundan bu yana Afganistan dışında Bosna’da, Kosova’da, Sırbistan’da ve Libya’da operasyonlar yapmıştır. Fransa’nın ön ayak olduğu Libya dışındaki operasyonlar haklı gerekçelerle yapıldı. Libya’da Kaddafi rejiminin yıkılması, Irak’ta Saddam rejiminin yıkılması gibi yeni ve büyük sorunlar yarattı. Libya’da NATO’nun büyük bir günah işlediğine kuşku yok. Ancak NATO’nun Balkanlardaki müdahaleleri Libya’dan çok farklıdır. Bu müdahaleler sayesinde Boşnaklar ve Kosovalı Arnavutlar Sırplar tarafından yok edilmekten kurtuldular. Maalesef Bosna’ya müdahale Türkiye’nin tüm girişimlerine rağmen ABD’nin isteksizliği yüzünden geç gerçekleştiği için Srebrenitsa soykırımı gibi büyük acılar yaşandı.

NATO doğuya doğru saldırgan bir şekilde mi yayılıyor?: NATO’ya hiçbir ülke zorla üye olmadı. NATO Soğuk Savaş’tan sonra Rusya’ya karşı genişlemek için değil, güvenlik kaygılarıyla müracaat eden devletleri, temsil ettiği değerlerden dolayı geri çeviremeyeceği için kabul etti. Macaristan’da özgürlük deneyimi 1953’te tanklarla ezilmişti. Çekoslavakya’da Prag baharı 1968’le en kanlı şekilde boğulmuştu. 1980’lerin başında ise Polonya’da Solidarnosk işçi hareketi askeri darbeyle (bir süre için) engellenmişti. Soğuk Savaş yıllarını ağır baskılar altında geçiren Doğu Avrupa ülkelerinin hepsi bir daha aynı şeyleri yaşamamak için NATO üyeliğini seçtiler.

Türkiye de güvenlik kaygılarıyla NATO’ya üye olmuştur. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Stalin’in Kars ve Ardahan’la beraber İstanbul Boğazı’nda askeri üs talep etmesi nedeniyle NATO’ya katılmak istedi. Türkiye’nin üyeliği baştan özellikle NATO’nun o günkü kuzeyli ülkeleri tarafından SSCB’yle yeni çatışma riskleri almamak kaygısıyla reddedildi. Türkiye’nin (ve Yunanistan’ın) NATO’ya katılımı ancak Kore Savaşı’nda Mehmetçiğin kanı pahasına 1952’de gerçekleşti.

Ukrayna ve Gürcistan da aynı kaygılarla NATO’ya üye olmak istiyorlar. Bu ülkelerin üyelikleri Rus tehdidi nedeniyle hiçbir zaman gerçekçi değildi. Rusya Ukrayna’nın NATO hedefini kendine bahane olarak kullandı. Amacı eski SSCB topraklarında çağdışı tahakkümünü yeniden kurmaktır. Rusya NATO’nun değil demokrasinin ve çağdaş değerlerin sınırlarına yaklaşmasını istememektedir.

RUSYA UKRAYNA’DA AĞIR İNSANLIK SUÇLARI İŞLERKEN HİÇBİR GEREKÇE YAPILANLARI MAZUR GÖSTEREMEZ

“Tarihin Doğru Tarafında Durmak” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi Putin yönetimindeki Rusya, Ukrayna’da Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin statüsünde belirtilen ağır insanlık suçlarını dünyanın gözü önünde işlemektedir. Hiçbir gerekçe bu suçları maruz göstermez. Batıda Rus kültür mirasına yapılan sataşmalar Türkiye’de bazıları tarafından sanki batının tümüne mal edilebilirmiş gibi, Ukrayna halkının yaşadıklarını unutturacak şekilde eleştiri konusu yapılıyor. Ne Rusya’nın sözde güvenlik kaygıları ne batıda ortaya çıkan bazı densizlikler Rusya’nın suçlarını örtbas ettiremez.
Beklentiler

Avrasyacı ve ulusalcı kesimin doğru yolu bulabileceğine şahsen hiç inanmıyorum. Umarım yanılırım. Ancak ülkemizi çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkarmak isteyen gerçek Atatürkçülerden ve sol kesimden doğru tavır beklemek hakkımızdır.

Atatürk İstiklal Savaşını işgalci Yunanistan ve onu destekleyen emperyalist batılı ülkelere karşı vermiş ama hiçbir zaman batılı değerlere karşı olmamıştır. Bugün Atatürkçü tavır ülkeleri işgale uğrayan mazlum Ukraynalıları “amasız”, “fakatsız” desteklemek, insanlığa karşı suç işleyen Putin’in Rusyasının karşısında durmaktır. Çağdaş duruş bunu gerektirir. Yurtta sulh, cihanda sulh anlayışı bunu gerektirir.

Aynı şey sol hareketler için de geçerli. Bugün Ukrayna’da 1968’de Çekoslavakya’da olanlardan çok daha vahim bir durum var. 1968 Prag Baharı’nda doğru tavır alamayan sosyalistler bu kez mazlumdan yana tutum almalı, saldırgana “amasız”, “fakatsız” karşı çıkma, tarihin doğru tarafında durma basiretini göstermelidir.

Özlemini çektiğimiz çağdaş değerlere bağlı, özgür ve demokratik Türkiye ancak bu şekilde kurulabilir.

*Emekli Büyükelçi

Etiketler ukrayna rusya savaş nato