Ukrayna savaşı nereye?

Ukrayna krizi her ülkeyi demokrasi ve evrensel değerlere taraf olmaya zorluyor. Bu Çin için olduğu kadar Türkiye için de geçerli. Ukrayna savaşı bir gün bitecek. Ama demokrasi mücadelesi devam edecek.

Google Haberlere Abone ol

RUSYA BEKLEDİĞİ HIZLI ZAFERİ ELDE EDEMEDİ, SAVAŞ UZUYOR

Onuncu haftası tamamlanan Ukrayna Savaşı artık sıradanlaşmaya başladı. Rusya’nın hızlı bir askeri operasyonla Ukrayna’ya boyun eğdirerek, kendi yörüngesinde kukla bir devlet haline getirme hesabı tutmadı. Teşbihte hata olmaz, yanlış hesap Kyiv’den döndü.

Rusya üstün askeri gücüne rağmen Ukrayna’nın direnci kırılamadı. Nükleer tehditlerin ve bir türlü başlayamayan masif kara harekatının da, şimdiye kadar bu ülkeye yağdırılan binden fazla füze ve ağır topçu bombardımanı gibi, sonuç vermesi beklenmemeli. Savaş, beklentilerin aksine çok uzun sürecek.

Ama Putin hala Soğuk Savaş sonrası Doğu Avrupa’da oluşan siyasi dengeleri değiştirme hevesinden vazgeçmedi. Putin’in iktidarının bekası için ayrıca, doğu ve güney Ukrayna’da kendi halkına satabileceği bir “askeri zafere” ihtiyacı var. Rusya’nın 9 Mayıs Zafer Günü kutlamaları öncesinde bu ihtiyaç kendini iyice hissettiriyor. Ama Ukrayna silahlı kuvvetlerinin başarıları ve halkının direniş gücü Putin’e zor günler yaşatıyor. Batının kısmi askeri desteğini de arkasına alan Ukrayna Rusya’ya ağır kayıplar verdiriyor. Bunun en çarpıcı örneği ABD istihbaratı ve Neptün füzeleri sayesinde Karadeniz’de batırılan Moskva amiral gemisi.

Bu krizin neye evrileceği, nasıl sonuçlanacağı hakkında kapsamlı öngörülerde bulunmak için henüz çok erken. Ancak her şeye rağmen bazı çıkarımlarda bulunabiliriz.

UKRAYNA RÜŞTÜNÜ İSPATLADI, RUSYA EVDEKİ BULGURDAN OLDU

Savaşın ilk sonucu, Putin’in iddialarının aksine, Ukrayna diye bir halkın ve bir devletin varlığı, bedelinin kanla ödenerek kanıtlanması oldu. Ukrayna savaştan ne kadar yara alarak, topraklarının bir kısmını kaybederek çıksa da, bundan sonra haritada böyle bir devlet olacak. Üstelik Slav ve ortodoks Ukrayna halkı yüzünü doğudaki Rusya’ya değil, batıya çevirecek. Batıda Ukrayna’ya sempati arttı. Ukrayna belki NATO’ya üye olamayacak ama er veya geç AB üyesi olacak.       

Rusya sadece Ukrayna’yı ve halkını kaybetmekle kalmadı, itibar kaybederek kendisine büyük zarar verdi. Rus silahlı kuvvetlerinin 24 Şubat sabahı başlattığı saldırılarda binlerce masum sivil öldü, 5 milyona yakın sivil komşu ülkelere iltica etti, milyonlarcası ülke içinde yerlerinden edildi. Sadece askeri hedefler değil, ülkenin enerji, ulaştırma ve endüstriyel alt yapısı yok edildi, konutlar, hastaneler, okullar, kültür merkezleri acımasızca tahrip edildi. Mariupol, Kharkiv gibi önemli şehirler, aynı Grozni ve Halep’te olduğu gibi yerle bir edildi, edilmeye devam ediliyor. Hiçbir gerekçe bu katliam ve yıkımları haklı gösteremez.

Ukrayna’dan gelen görüntüler, dünya kamuoyunda, özellikle batıda Rusya karşıtlığını arttırdı. Rusya’nın Ukrayna’yı neo-nazilerden temizlediğine ilişkin tezlerine artık kimse inanmıyor. Özellikle Rus askerlerinin Buça gibi yerlerde sivil halka karşı işledikleri suçlar, Rusya’yı çok zor durumda bıraktı. Özetle, Putin Kyiv’e pirince giderken, evdeki bulgurdan oldu. Üstelik hor gördüğü Zelenskiy’nin yıldızının parlamasını sağladı.

UKRAYNA'DA İŞLENEN İNSANLIK SUÇLARI PUTİN'İN BAŞINI AĞRITACAK

Putin ülkesinin BM Güvenlik Konseyi üyesi bir nükleer güç olmasına pek güvenmemeli. Zira Ukrayna’da işlenen insanlığa karşı suçlar konusunda çok sayıda aktör kanıt topluyor. Ukrayna savcılığının elinde şimdiden altı binden fazla dosya biriktiği bildiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcısı Karim Khan daha savaşın başından itibaren Ukrayna’da işlenen suçlar hakkında inceleme başlattı. Kervana en son Uluslararası Af Örgütü (UA) katıldı. UA hazırladığı raporda Rusya’yı, Ukrayna’da askerlerinin insan hakları suçları işlemelerine engel olmamakla suçladı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hukuki temellerini oluşturan Roma Statüsü’ne göre dört tip suç bu mahkemenin yetki alanına giriyor: a) askeri saldırı suçları, b) savaş suçları, c) insanlığa karşı suçlar, d) soykırım suçu. Bunlardan en azından ilk üçü Ukrayna’da işlendi. Rusya, ABD, Türkiye ve İsrail gibi Roma Statüsü’ne taraf değil ve UCM’nin yetkisini tanımıyor. Bir ülkenin yöneticilerinin UCM’de yargılanmaları için mahkemeye teslim edilmeleri ya da BM Güvenlik Konseyi’nin bu doğrultuda karar alması gerekiyor. Rusya’nın veto yetkisi nedeniyle Putin ve Kremlin yöneticilerinin yargılanmaları şu anda olası değil. Ancak UCM Savcılığı’nın her şeye rağmen bir iddianame hazırlaması halinde, işleme konulmasa dahi Putin için bu çok ağır bir darbe olur. Ayrıca ileride ne olacağı belli olmaz. Sırbistan’da değişen iktidarın Miloseviç’i uluslararası mahkemeye teslim ettiğini unutmamak lazım.

Rusya’nın Ukrayna’da suç işlediğine ilişkin son eleştiri, bu konularda sessiz tutumuyla bilinen Japonya’dan geldi. Japonya Başbakanı Fumio Kishida’nın geçen hafta İngiltere’ye yaptığı ziyarette Rusya’yı basının önünde eleştirmesi Putin için ağır darbe teşkil etti.

RUSYA TEHDİTİ NEDENİYLE FİNLANDİYA VE İSVEÇ NATO'YA ÜYELİK BAŞVURUSUNDA BULUNACAKLAR

Putin Ukrayna’ya saldırı gerekçesi olarak NATO’nun Rusya sınırlarına yaklaşmasını ve tehdit altına girmesini göstermişti. Oysa Ukrayna’ya yapılan saldırı Avrupa’da Rusya korkusunu somut şekilde arttırdı. Sadece Soğuk Savaş’tan sonra özgürlüklerini NATO şemsiyesi altına girerek güvence altına alan eski Varşova Paktı üyelerinde değil, geleneksel olarak tarafsız statüde olan Finlandiya ve İsveç’te de Rusya korkusu ve tehdit algısı ciddi şekilde arttı. Finlandiya ve İsveç’in 16 Mayıs’ta NATO’ya başvuru kararlarını eşzamanlı olarak açıklamaları bekleniyor. NATO’yu Ukrayna’dan uzaklaştırma gerekçesiyle savaş başlatan Rusya bu kez 1,300 km'lik Finlandiya sınırında NATO’yla komşu olacak!

Dünyanın en demokratik ülkelerinden Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılmaları bu örgütün emperyalizmin saldırgan askeri aparatı olduğu konusundaki eleştirileri de temelinden sarsacak. Bu iki demokratik ülkenin başvurusu NATO’nun işlevini yitirmediğini de gösterecek. Güvenliklerini tehdit altında gören devletler çareyi hep NATO sığınmakta buluyorlar. Aynı bir zamanlar bizim yaptığımız gibi.

Putin savaşı başlatırken NATO’yu en bölünmüş halinde yakaladığını düşünmüştü. Macron NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğini iddia etmişti. NATO tam aksine, Ukrayna saldırısından sonra varlık nedenini, işlevini ve dayanışmasını pekiştirdi.

Almanya gibi pasifist bir ülke savunma bütçesine 100 milyar Euro ek ödenek koyarak silahlanma kararı aldı. Alman savunma harcamaları, NATO kuralı olan GSMH’nın yüzde 2 hedefine yaklaşmış olacak. Avrupa’nın en büyük ekonomik gücü ayrıca, Ukrayna’ya Howitzer topları gibi ağır silahlar vereceğini de açıklayarak, geleneksel Rusya politikasından (Rusya’yı karşısına almamak) uzaklaşmayı göze aldığını ortaya koydu.

AVRUPA'DA RUSYA'YA OLAN ENERJİ BAĞIMLILIĞI SONA ERİYOR

Rusya sadece siyasi ve askeri alanda değil, ekonomik sahada da Avrupa ile çatışma rotasına girerek evdeki bulgurlarını kaybediyor.  Rusya kısa bir süre önce doğalgaz ve petrol satışlarını artık Ruble üzerinden gerçekleştireceğini açıklayarak batıya meydan okumuştu. Cevap AB ve Almanya’dan geldi. AB, Macaristan engelini aşarsa bu yıl sonundan itibaren Rusya’dan petrol ithalatına son verme kararı alacak. Macaristan vetosu ancak bu ülkenin AB içinde biraz daha yalnızlaşmasına yarar. AB ülkeleri otoriter yönetimli Macaristan olmadan da kararlarını fiilen uygulayacaklardır.

Nitekim Almanya, AB’den bağımsız olarak Rusya’dan tüm fosil yakıt ithalatını bu yıl sonu itibarıyla durdurma kararı aldı. Almanya Avrupa’da Rus doğalgazına en bağımlı ülkelerden biri. Almanya’nın savaşın ilk günü Kuzey Akım-2 doğalgaz hattını devreden çıkarması esasen cesur bir karardı. Bu kez Rusya’dan tüm fosil yakıt ithalatını durduracak olması Rusya’yı önemli bir gelir kaynağından mahrum bırakacak. Almanya’nın verdiği kararın altı boş değil; ilk elde Katar ve diğer körfez ülkeleri ile ABD’den ithal edilecek alternatif kaynaklar için Wilhemshaven limanında dört adet yüzer terminal inşa ediliyor. Bunlar karada inşa edilecek kalıcı terminaller hazır olana kadar hizmet verecek. Almanya bu arada fosil ve nükleer enerjiden çıkıp, salt sürdürülebilir enerji kaynaklarına dayanma programına hız veriyor. Başlangıçta önümüzdeki yirmi yıl içinde sonuçlandırılması öngörülen bu program, erken bir tarihte hedefine ulaşabilir mi, henüz bilinmiyor. Bu gerçekleşmediği takdirde Almanya’nın nükleer santralleri bir süre daha devrede kalabilir. Bu da Rusya’ya olan bağımlılığa son vermenin bedeli olacak.

RUSYA ÇİN DESTEĞİNE GÜVENEMEZ

Çin, savaşın başından itibaren dikkatli bir tutum izliyor. Bir yandan Rusya’yı kınamaz, hatta NATO’nun genişleme stratejisi nedeniyle Rusya’nın endişelerinde haklı bulduğunu söylerken, diğer yandan Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığına arka çıkmıyor. BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Çin çekimser kaldı. Çin sözcüleri, 4 Şubat’ta Kış Olimpiyatları’nın açılışında gerçekleşen Xi Jinping-Putin görüşmesinde Rus liderin Ukrayna’ya saldıracağı konusunda Çin liderine iddiaların aksine bilgi vermediğini, verseydi onu kararından vaz geçirmek için çaba göstereceklerini belirttiler.

Çin’in öncelikleri Rusya’dan çok farklı. Çin, bir teknoloji ve askeri dünya gücü olmak için 2050 yılına kadar nisbi bir barış dönemine ihtiyaç duyuyor. Rusya eski nüfuz bölgelerini geri almaya çalışırken, Çin esas olarak kalkınmaya odaklanmak istiyor. Ticaretinin çoğunu ABD ve batı dünyası ile yapan Çin’in Rusya’nın peşine takılarak bu ülkelerle çatışma içine sürüklenmesi bu nedenle akılcı değil. Çin’in özenle yaratmaya çalıştığı ekonomik ağlar, özellikle de Kuşak ve Yol Girişimi, batı ile işbirliğini gerektiriyor. Eski ipek yolu da, yeni ipek yolu da batıda biter, Rusya’da değil. Unutmamak gerekir.

Kaldı ki, jeostratejik gerçekler, Rusya ile Çin’in birbirine fazla yakınlaşmasına, hemhal olmasına uygun değil. Aynı Türkiye gibi, Çin’in de Rusya ile yakınlaşmasının sınırları var. Ayrıca Rusya ile Çin arasındaki ilişkide zaman içinde parametreler değişti. Çin şu anda dünyanın birinci ticaret gücü, ikinci ekonomik gücü, 2030 yılında da dünyanın birinci ekonomik gücü olması bekleniyor. Ekonomik büyüklüğü sadece İspanya kadar olan Rusya, Çin’le ilişkisinde ancak tali partner olabilir. Bu da Kremlin yönetiminin hazmedebileceği bir durum değil. Sonuç olarak Rusya batı ile girdiği çatışmada yalnız kalmaya mahkûm.

UKRAYNA KRİZİ DEĞERLER ALANINDA VAR OLAN ÇATIŞMAYI DERİNLEŞTİRDİ 

Ukrayna krizinin askeri ve ekonomik boyutları Çin’in mesafeli durmasına olanak tanısa da, değerler alanında aynı esnekliğe sahip değil. Ukrayna krizi aynı zamanda global ölçüde bir değerler çatışması. Rusya gibi tarihte hiç demokrasi yaşamamış otoriter bir ülke, sadece NATO’nun Ukrayna’ya yaklaşmasından değil, aynı zamanda demokrasi ve çağdaş değerlerin de bu ülkede kök salmasından rahatsızdı. Şimdi Ukrayna’nın AB yolu açıldığına göre Rusya’nın işi daha da zorlaştı. Rusya’nın sınırlarında demokrasiyi durdurmak artık iyice güç olacak.

Ukrayna krizi her ülkeyi demokrasi ve evrensel değerler alanında taraf olmaya zorluyor. Bu Çin için olduğu kadar Türkiye için de geçerli. Ukrayna Savaşı bir gün er veya geç bitecek. Ama demokrasi mücadelesi devam edecek.

Sadece demokrasi değil, vicdan sahibi herkesin Ukrayna’da ve başka ülkelerde yaşanan insan hakları ihlallerine karşı da tavır alması gerekiyor. Papa Françesco’nun Rusya Patriği Kirill’e yaptığı görüşme hakkında basına verdiği bilgiler bu bakımdan ibret verici. Papa, Rus Patrik’in kendisi ile konuşurken bir kâğıda bakarak Kremlin’in resmi görüşlerini ifade etmesi üzerine, Patrik’e İsa’nın dili ile konuşması gerektiğini, devletinin sunak çocuğu (altar boy) gibi hareket edemeyeceğini söylemiş. Papa’nın sözleri herkese ders olmalı.

 * E. Büyükelçi