‘Çakma ama barkoduna kadar yapıyorlar’

Pandemi sonrası hayatımıza giren maske, siperlik gibi ürünleri dünyaca ünlü markalar üretmeye başladı. Fahiş fiyatlar akla Türkiye’deki imitasyon -piyasa diliyle çakma- ürünleri getirdi. Konuştuğumuz dükkan sahipleri müşterilerin daha çok Avrupalılar olduğunu söylüyor. Ortak ifade edilen şey bu sektörden çok fazla insanın geçiniyor olması: “Dükkanlardan tut atölyelere, kumaşçısına, iplikçisine kadar. Dolaylı anlamda ekonomiye katkısı var. Normalde yasak bunlar. Markanın avukatları gelirler, bütün malları alıp götürürler.”

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Türkiye’nin birçok büyük şehrinde dünyaca ünlü markaların imitasyonları üretiliyor. İmitasyonu -piyasa diliyle söyleyecek olursak “çakması”- en çok yapılan markalar Versace, Gucci, Armani, Adidas, Nike gibi markalar.

Ünlü marka ürünlerin piyasaya çıkartılmasından çok kısa bir süre sonra taklitleri üretiliyor. Hatta bu ürünler toptan ve perakende olmak üzere iç piyasaya sürülüyor. Konuştuğum bir dükkan sahibi “Bu işte de güçlü firmalar var. Adam kalkıp İtalya’ya defileye gidiyor.” diyerek anlatıyor.

Pandemi sonrası hayatımıza giren maske, siperlik gibi ürünler de dünyaca ünlü markalar tarafından üretilmeye başlandı. Hatta bir hafta kadar önce Louis Vuitton adlı dünyaca ünlü marka yakın zamanda dünya çapında satılacak olan yüz siperliğini tanıttı. Bu bilgi kısa sürede sosyal medyada viral oldu. Nedeni ise siperliğin fiyatının 750 Pound (7. 200 TL) olması.

.

‘BİREBİR FOTOĞRAFTAN BAKARAK AYNISINI YAPIYORSUN’

İstanbul’da Zeytinburnu, Merter, Güngören, Kapalı Çarşı, Aksaray’da bu ürünlerin satıldığı onlarca dükkan var. Bir tanıdık aracılığıyla Zeytinburnu’ndaki dükkan sahipleriyle konuşuyoruz. Bahsi geçen siperliği gösteriyorum. Dükkan sahibi “Daha da iyisi yapılır. 10 liraya…” diyor.

Konuştuğumuz kişi 20 yıldır bu işi yaptığını söylüyor. İmitasyon ürün satmak Türkiye’de yasak fakat bir şekil yapılabildiğini ifade ediyor:

“Bu işte çalışan çok fazla insan var. Dükkanlardan tut atölyelere, kumaşçısına, iplikçisine kadar. Dolaylı anlamda ekonomiye katkısı var. Normalde yasak bunlar. Markanın avukatları gelirler, bütün malları alıp götürürler.”

Bir markanın ürettiği ürün birkaç gün geçmeden nasıl yapılıyor? “Gayet basit” diyor konuştuğumuz kişi. “Birebir fotoğrafından bakarak aynısını yapıyorsun. Kumaşı bile bazen benzer oluyor, bazen aynısı.”

‘BARKODUNA KADAR YAPIYORLAR YANİ…’

Bir diğer dükkan sahibi ise “Bu işte güçlenmiş firmalar var. Adam İtalya’ya defileye gidiyor. İlk ürün çıktığında onun orijinaline ciddi paralar vererek alıyor geliyor Türkiye’de bunun üretimini yapıyor. Orijinal ürünün kendisini alıyorsun ondan çakmasını yapıyorsun,” diyor.

Kimler daha çok alıyor bu ürünleri? “Genelde Avrupalılar. İngilizler, Almanlar, Ruslar… Türkiyeli de var ama bir Avrupalı kadar değil” diye yanıt veriliyor.

Niçin Avrupalılar? Şöyle yanıt veriliyor? “İmitasyon orada çok yapılmadığı için buradan alıp götürüyorlar. Orijinal gibi düşünüyorlar. Bu konuda en iyi Türkiye. Çakma belki ama barkoduna kadar yapıyorlar yani. İçindeki kare kodları yok mu? Onları okutuyorsun direk seni markanın sitesine yönlendiriyor.”

.

‘BİR BAKIMA MARKA ÖZENTİSİNİ GİDERMİŞ OLUYOR’

Bir diğer dükkan sahibi ise müşterilerin daha çok Avrupalılar olmasını şöyle yanıtlıyor:

“Avrupa’da dükkanlarda satılan bütün mallar orijinal. Avrupa’dan Türkiye’ye gelen insanlar zengin değil. Orta sınıf geliyor. Zenginin bu sokakta ne işi var? (Sokağı gösteriyor) Bu orta sınıfın kendi ülkesinde herhangi marka olan dükkandan bu alışverişleri yapması çok zor ihtimal ama geliyor Türkiye’ye hemen hemen aynısıyla karşılaşıyor. Bir yandan da alım gücü yok, almak istiyor. Geliyor Türkiye’ye ucuzunu buluyor, alıyor. Bir bakıma marka özentisini gidermiş oluyor. Egosunu tatmin etmiş oluyor.”

‘TİMSAHIN KUYRUĞUNDA BİR MİLİM FARK VARMIŞ’

İzmir’de konuştuğum bir kişi 20 yıldır bu işi yaptığını söylüyor. “Parfüm, çanta, gözlük, kemer aklına ne gelirse yapılıyor” diyor.

“Şöyle söyleyeyim sana abicim… Orijinalinden daha iyisini yapıyorlar. Hatta bir rivayete göre markanın avukatları geliyor. Orijinalle karşılaştırıyorlar. Çıkamıyorlar işin içinden. Hangisi orijinal, hangisi çakma diye. Tekstil mühendisleri bile çözemiyor yani. Timsahın kuyruğunda mı ne bir milim fark varmış. Oradan çakmayla imitasyonu ayırt edebiliyorlar.” (Bir markanın sembolünü kast ediyor)

“Tamam yasak ama Türkiye için çok büyük bir girdisi var bunun. Bir sürü insan bundan ekmek yiyor. Atölyesi, kumaşçısı iplikçisi, konfeksiyonda bunu dikeni, Suriyeli… İzmir’de mesela pandemiden dolayı sahil yok bu sene. Çoğu atölye kapalı, çalışmıyor ama bu pandemi olmasaydı millet aç kalmazdı.”

‘DİSTRİBÜTÖRLÜĞÜ DE YALANDAN YAPANLAR VAR’

“Polisin malları alma yetkisi yok. Markanın avukatının beyanına göre tespit yapılıyor. Markanın avukatı savcılıktan arama izni çıkarttığı zaman gelip alabiliyor. Ben karşılaşmadım ama karşılaşan arkadaşlarımız var yani. ”

“Türkiye’de bir siperlik ne kadar? 10 lira. Ben onun üzerine markanın adını yazdım mı, buradaki bir İngiliz bunu atıyorum 20 Pound- 30 Pound’a alır mı? Alır. Onun gibi düşün. Şu kadar paraya siperlik takan biriyle aynı şeyi kullanıyorum diye bir hava yaratıyor kafasında.”

“Belirli markanın distribütörlüğünü alan kişiler var. Örnek… Acun almış mesela. Bunu alınca her yetki ona ait oluyor. Avukat tutuyor. Diyor ki, kardeşim bu malın Türkiye’deki en büyük temsilcisi benim. Benim sattığım ürünün çakmasını yapamazsın. Bu işi de yalandan yapan var. Avrupa’da duyulmamış bir marka diyelim. Ben gidiyorum, diyorum ki bunun Türkiye distribütörü benim. Buradaki insanlar bu ürünü yapmaya başlıyor. Sonra ben bu insanları buluyorum. ‘Bunun cezası bu kadar. Bana şu kadar verirsen seni dava etmekten vazgeçerim’ diyorum. Bu da bir sektör olmuş artık.”