Hatay'da pandemi dayanışması: Umutsuzluğa panzehir

Korona virüsü sürecinde kurulan Hatay Dayanışma Ağı da korona sürecinde dayanışmayı halkla ortaklaşarak yapıyor. Unu olan unuyla, yağı olan yağıyla, kimisi erzağı kimisi emeğiyle katılıyor ama her iş umutla örülüyor. Dayanışma Ağı’nda yer alanlar asıl işsizliğin bu süreçte ortaya çıkacağını ve dayanışmayı da bu süreçte büyütmek gerektiğini belirterek, "Dayanışma ağlarını kalıcılaştırarak, Türkiye’nin her yanında umutsuzluğa panzehir olalım" diyorlar…

Burcu Özkaya Günaydın

HATAY – Korona virüsü süreci tüm dünyayı yakıcı şekilde etkilemeye devam ediyor. Türkiye de bu süreçten ekonomik, sosyal olarak derin yara alan ülkelerden. Sokağa çıkma yasakları sürecinde dükkanını açamayan, ücretsiz izne ayrılan, işten çıkarılan milyonlarca insan, dayanışma ve yardımla yaşamaya çalışıyor. Suriye sınırında yer alan Hatay, ekonomisi sınır ticareti ve yurtdışı işçiliğine bağlı bir il. Suriye savaşıyla birlikte ekonomisi zaten darbe alan Hatay, salgın sürecini de ağır yaşıyor. Hatay Dayanışma Ağı tam da bu süreçte kurudu. Kentte yer alan emek ve demokrasi güçlerinin oluşturduğu ağ, ‘yardım değil, dayanışma’ diyerek tandırda ekmek yapıp dağıtıyor, erzak paylaşımı yapıyor, kazanda tavuklu bulgur pilavı yapıp mahallelere götürüyor. Herkes kendinden ne katabilirse katıyor. Kimisi para yardımı yapıyor, kimisi un, yağ, bulgur, kimisi de yapımı ve dağıtımıyla dayanışmaya emeğini katıyor. Dayanışma ağında yer alan kurumlarla, gençlerle kampanyalarını nasıl yürüttüklerini ve korona sonrası planlarını konuştuk.

‘DAYANIŞMA HALKLARIN KÜLTÜRÜNDE VAR’

Hatay Dayanışma Ağı  ‘çorbada herkesin tuzu olsun’ fikriyle bir araya gelen ildeki emek ve demokrasi güçleri tarafından kuruldu. Hasan Özgül, bu süreci “Deneyimlerimizi, ihtiyaçlarımızı ve olanaklarımızı ortaklaştırmak üzere bir araya geldik” şeklinde ifade ediyor. Hatay halkının tarihi kodlarında, kültüründe dayanışmanın olduğunu belirten Özgül, şunları söylüyor: “Hatay’da mahalle kültürü hâlâ hakim. Herkes komşusunun neye ihtiyacı olduğunu bilir. Ekmek bir simgeydi. Sınıflı toplum değerleri parçalamaya çalışsa da halkların köklerinde, kültüründe dayanışma var. Biz bu kökleri de açığa çıkarmak istedik.”

Tandır dayanışmanın simgesi olmuş…

GİDİLMEYEN MAHALLELERDE DE TANDIR YANIYOR

Tandır Hatay’da dayanışmanın simgesi olmuş. Halk o kadar sahiplenmiş ki Dayanışma Ağı tarafından gidilemeyen mahallelerde de kendileri tandır yakmaya başlamış. Kazanlarda tavuk ve bulgur pişirip dağıtım yaptıklarını söyleyen Özgül, “Ekmek pişirmenin devamı olarak kazanlarda bulgur tavuk pişirip dağıtmaya karar verdik. Odunundan etine kadar bulgurundan yağına kadar malzemeler mahallelilerin omuz omuza vermesiyle ortaya çıktı. Biz bir adım attıysak halk on adım attı. Hem pandemiye karşı ayakta durmayı hem de asimilasyona karşı kültürü yaşatmış olduk” diyor.

Hasan Özgül

‘HATAY ÜVEY EVLAT MUAMELESİ GÖRÜYOR’

Hasan Özgül, Hatay’a hiçbir zaman kenti kalkındıracak, sorunları çözecek bir yatırım yapılmadığını belirterek şunları söylüyor: “Hatay üvey evlat muamelesi görüyor. Turizm, kültür diyorlar ama ne kültürde ne turizmde hiçbir yatırım yok. Belen’den aşağısı ve yukarısı olarak çok fark var. Hatay halkına üvey evlat muamelesi yapılıyor. İki türlü bakıyoruz biz. Ayakta durmak için dayanışmayı örmek lazım. Bu sorunları çözmek için de mücadele etmek lazım. Bize uygulanan üvey evlat muamelesi ile Nusaybin’de çocuklara yapılan ya da Çorlu’daki aileye yapılanlar aynı şeyler. Bir ötekileştirme rejimi var.”

‘DENEYİMİMİZ GEZİ’DEN GELİYOR’

Eylem Mansuroğlu

Eylem Mansuroğlu’na göre de korona süreci tüm Türkiye’yi ekonomik olarak etkilese de Hatay’ı iki kat fazla etkilemiş. Yaklaşık 10 yıldır süren savaşın kentin ekonomisini yerle bir ettiğini, üstüne korona sürecinin geldiği belirten Mansuroğlu, “Biz de dedik ki bu kentte dayanışma yeni değil, biz canlandıralım bu kültürü. Gezi sürecinde Antakya Dayanışması deneyimimiz oldu. Ortak sofralar kuruldu, Sevgi Parkı’nda direniş çadırları kuruldu. Kentin sorunları hep beraber tartışılıp çözümler üretildi. Şimdi de bir araya gelip, bu süreci dayanışmayla aşabileceğimize kanaat getirdik. Her mahallenin kendi özel durumu vardı. Bazı yerlerde dayanışma tandır oldu, bazı yerlerde yardım kolisi oldu, bazı yerlerde maske dağıtımı yaptık, evde nasıl maske yapacağımıza dair bilgilendirmeler paylaştık” dedi.

.

SEBZE EKİMİ BAŞLADI

Eylem Mansuroğlu, ekonomik krizin daha da derinleşeceğini ancak dayanışmanın da önümüzdeki süreçte daha çok hissedileceğini belirtiyor. Dayanışma Ağı’nın da bunu dikkate alarak yaşama geçirildiğini ve dayanışmanın ilerleyen günlerde farklı şekillerde devam edeceğini belirtiyor.

Hatay’ın farklı yerlerinde sebze ekimlerine başlandığını söyleyen Mansuroğlu şunları anlatıyor: “Atalık tohum dediğimiz genetiği ile oynanmamış tohumların bulunup, bunların yetiştirilmesi üzerine mütevazı ama ciddi bir çalışma başlattık. Sadece Hatay’da değil tüm Türkiye’de yapıyoruz. Sürecin başından beri başlattığımız bir çalışma. Daha ilerisinde buğday, pirinç, mercimek ekmeyi düşünüyoruz. Karşılıklı tohum alışverişi oluşturarak tohumun parayla satılır olmaktan çıkmasını istiyoruz.”

‘DAYANIŞMA HATAY’I AŞMALI’

Eylem Mansuroğlu, halkla iç içe yapılan dayanışmayla alternatif deneyimlerin çoğalması gerektiğini düşünüyor, devletin eksiklerini eleştirmenin yanı sıra alternatif modeller de ortaya konması gerektiğini söylüyor: “Biz bir model oluşturuyoruz. Rize’de, Sinop’ta, Artvin’de tarım yapan arkadaşlarla görüşme halindeyiz. Biz buradan onlara tohum gönderiyoruz, onlar bize tohum gönderiyor. Bunu sadece Hatay dayanışması değil bir ülke dayanışmasına dönüştürmemiz gerekiyor.”

Kerem Nalbantoğlu

Hatay Dayanışma Ağı’nda yer alan kurumlardan HDP’nin İl Eşbaşkanı Kerem Nalbant ise partinin Kardeş Aile kampanyasını da ilde bu şekilde ortaklaşarak yürüttüklerini belirtiyor: “Kim ne kadar gücü varsa o oranda bir araya geldi. Biz de Kardeş Aile çalışmamızla dayanışmaya omuz verdik. Çünkü biliyoruz ki yaralarımızı yan yana durarak tedavi edebiliriz.”

.

Pandemi sürecinde oluşturulan ekonomi paketlerinin halkı değil sermayeyi desteklemeye dönük paketler olduğunu söyleyen Nalbant, Türkiye ekonomisinin salgın sürecinden neden derin yara aldığını ise şu sözlerle açıklıyor: “Ekonomileri canlandırmanın yegâne sorumlusu hükümetlerdir. Bu ülkede kaynak çok ama bu kaynaklar layıkıyla yönetilemiyor. Doğru yönetilemeyen bir ülke her zaman kırılgan ekonomiye sahip olur. Barıştan uzak, gerginliğe dayalı dış politika ekonomiye ciddi zararlar verdi. Halkları yok sayan politikalar Hatay’ı da yerle bir etti. Çok fazla desteğe ihtiyacı olan aile var. Elimizin uzanabildiği her aileye dayanışma mantığıyla ulaşmaya devam edeceğiz.”

‘İLK DEFA EKMEK AÇTIM’

Dayanışmanın pratiğe dökülmesinde gençlerin payı büyük. Elif Mansuroğlu da yapımda, dağıtımda emeğini ortaya koyan gençlerden. Halkla üretip, paylaşmanın inanılmaz bir duygu olduğunu söyleyen Mansuroğlu, her şey duydukları güzel sözlerin hem kendilerinde hem halkta umudu yeşerttiğini belirtiyor. Çalışmaları yaparken kendisini etkileyen birlik ruhunu da şöyle anlatıyor: “İlk çalışmamız ekmek yapmaydı. Sonra bulgur-tavuk yapıp dağıttık. İlk defa ekmek açtım. Çok keyifliydi. Hep birlikte bir iş yapmak çok anlamlıydı. Önce kendi mahallemizde sonra başka mahallere gittik. Gençler bu dayanışmaya özel bir anlam kattı. Bunları çoğaltarak daha çok insana ulaşmak istiyoruz.”