AKİP Sözcüsü Mustafa Şahin: Olimpos'ta 'ben yaptım oldu' denemez

Antalya Kent İzleme Platformu Olimpos’taki düzenlemelere karşı bir rapor hazırladı. Antalya Kent İzleme Platformu (AKİP) Sözcüsü Mustafa Şahin yaptıkları çalışmalar ve mevcut durum hakkındaki bilgilerini paylaştı.

Özay Göztepe  ozay_goztepe@yahoo.com

ANTALYA – Geçtiğimiz günlerde Antalya Olimpos’taki düzenlemelere karşı bir rapor yayınlayan Antalya Kent İzleme Platformu (AKİP) Sözcüsü Mustafa Şahin ile bölgenin bugününü ve geleceğini konuştuk. AKİP’in açıklamalarında, Olimpos’taki sit derecesinin 2’den 3’e düşürülmesi ile rantın artacağı belirtiliyordu. Şahin de, “Rant düşkünlüğü yetmiyormuş gibi mevcut çarpık yapılaşmanın üzerine oturtulmak istenen yeni girişimler esas olarak sermaye çevrelerinin beklentilerini karşılamak üzere öngörülmesi ve bunun bir sonucu olarak hak ihlalleri ve ekolojik tahribat sıklıkla karşılaşmamıza neden oluyor” diyor.

‘İŞTAH KABARTAN BİR KENT’

Kısa süre önce Antalya Kent İzleme Platformu (AKİP) olarak Beydağları Sahil Milli Parkı alanı içinde yer alan Olimpos’un bir bölümünün imara açılmasını değerlendiren bir basın bildirisi yayınladınız. Bildiriye konu olan düzenlemeye geçmeden önce bize biraz AKİP’ten söz eder misiniz? Bu platform ne zaman ve hangi ihtiyaçtan kuruldu? Platformda kimler yer alıyor? Bugüne kadar ne gibi çalışmalar yaptı?

Platform, 2014 yılında Antalya’da faaliyet gösteren Çağdaş Avukatlar’ın çağrısı ile oluşturuldu. Çağrı, yerel sorunlara ilgi duyan, yerel yönetim pratiği içinde yer alan, alanında uzman veya aktivist olanlara yapılmıştı. Yerel yönetim uygulamalarını izlemek, yaşam alanlarımıza yönelik alınan kararlar hakkında bilgi ve deneyimlerimizi paylaşarak gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunmak, kamuoyunu bilgilendirmek ve toplumsal olandan yana neler yapılabileceğini ortaya koymak üzere bir çerçeve belirlendikten sonra bağımsız, bağlantısız, gönüllülük esasına dayalı olarak çalışmalarına başladı. Kendi adını taşıyan bir Facebook sayfası var. Yaşam alanlarımıza ve kent sorunlarına müdahil olmayı bir toplumsal eşitlik ve adalet sağlama yaklaşımı olarak görüyoruz. Bu amaçla kamu yararını ve doğal hayatın sürekliliğini gözetiyoruz. Kent varlıklarını, kamusal alanları, doğal yaşam alanlarını dönüştüren, tahrip eden ve metalaştıran plan ve uygulamaların yarattığı-yaratacağı sorunlara dikkat çekiyoruz. Bu amaçla düzenlediğimiz çeşitli etkinliklerimiz oldu. Antalya Barosu ile birlikte “Kent Hakkı” ve “Kent Hukuku” üzerine Çalıştay ve forum düzenledik. Meslek odaları ile bilim çevreleri, Emek ve Demokrasi güçleri, Kent Konseyi gibi oluşumlarla kamuoyu ile paylaşmak üzere çeşitli kentsel sorunlar üzerinde çeşitli etkinliklerde bulunuyoruz. Antalya çıkar çevrelerinin ve sermaye dünyasının ilgisi çeken, iştahını kabartan bir kent.
Özellikle sahilleri, ormanları, su kaynakları öncelikli hedefler arasında. Rant düşkünlüğü yetmiyormuş gibi mevcut çarpık yapılaşmanın üzerine oturtulmak istenen yeni girişimler esas olarak sermaye çevrelerinin beklentilerini karşılamak üzere öngörülmesi ve bunun bir sonucu olarak hak ihlalleri ve ekolojik tahribat sıklıkla karşılaşmamıza neden oluyor. Neo-liberal anlayışın kamusal alanları ve kaynakları piyasalaştırma ve zenginleşme aracı olarak değerlendirme politikalarında Antalya da fazlasıyla nasibini alıyor.

Platformun kuruluşundan bugüne yoğunlaştığı konular Konyaaltı, Lara, Kundu, Kaş sahil bandında geliştirilmek istenen projeler, Boğaçayı Projesi, kentsel dönüşüm ve kentsel yenileme projeleri, ulaşım sistemi, kimyasal kullanımının doğada ve insan yaşamından neden olduğu tahribatlar, toprak, hava, su kirlenmeleri gibi başlıklar dışında kamuoyunu ilgilendiren, genellik ve eşitlik içinde kullanılması gereken kamusal alanların ve ve yine aynı ilkeler etrafında değerlendirilmesi gereken kamusal hizmetlerin piyasalaştırılması karşısında kamuoyu ile paylaşma üzere yaptığımız çalışmalar ve değerlendirmeler bulunmaktadır.

‘DUYARLI EĞİLİMLER ORTAYA ÇIKACAK’

Basın bildiriniz hem Antalya yerelinde hem de Türkiye genelinde epey ses getirdi ve birçok basın kuruluşu, bildirinin içeriğini ayrıntılı bir şekilde paylaştı. Yine de Olimpos’ta yapılmaya çalışılan düzenlemenin ne olduğunu ve buna neden itiraz ettiğinizi özetleyebilir misiniz? Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Olimpos’ta arkeolojik sit alanı olarak belirlenen, 2. derecede iken 3. dereceye düşürülerek imara açılan özel mülke konu alanların kamuoyuna yansıtılması sırasında yerel ve merkezi yönetim kamuoyuna yansıyan resmi bir açıklama yapmadı. Kamuoyunda, bir gazete haberi ile 1. derece sit alanının 3. dereceye düşürüldüğü ve imara açıldığı, imar planlarının askıya çıkarıldığı ana fikri işlendi. Bu nedenle merkezi ve yerel yönetim, oluşan yoğun eleştiri ve tepkilere karşı bu noktadan kendilerini aklamaya çalıştı. 1. derecenin aynen durduğu, hatta alanı daha da genişletildiği, 1. dereceyi ve doğayı korumak ve zarar verilmesini önlemek için böyle bir düzenlemeye gidildiği, mezbelelik hale gelen bu alana çeki düzen vermekten başka bir niyetlerinin olmadığı, imara açılan alanlarda jeoradar, sondaj çalışmaları yapıldığı, antik kalıntı izine rastlanmadığı için onay verildiği açıklamalarında bulundular. Bu haliyle bir bilgi kirliliği oluştu. Planlamanın yapıldığı alanda yer alan mülk sahipleri adına yapılan açıklamalar da planı hararetle savunuyordu, ilgili ilçe belediye başkanı bu planın gerçekleştirilmesinde ön ayak olan Kültür ve Turizm Bakanı’na ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı’na teşekkür mesajları yolluyordu. Kentin duyarlı kesimlerinde de farklı nedenlerle gelişmeleri destekleme eğilimleri olduğu ortaya çıktı. En başta, bu alana bir “çeki düzen vermek gerektiği” fikri ortak bir çıkış noktası olarak ele alındığında, kontrollü bir yapılaşmaya imkan tanınmasının hem turizme hem de kazı çalışmalarının selametle yürütülmesine katkıda bulunacağı sanıldı. Bu nedenle, merkezi yönetim ve yerel yönetim işbirliğinin desteklenmesinin bu alana sayısız fayda sağlayacağı fikri işlenmeye çalışıldı. Bu aşamada kamuoyunun gelişmelere karşı dikkatini çekmek üzere bazı sorular hazırladık. Bakanın, Belediye Başkanının açıklamalarını ve plan notlarını paylaştık ve üzerinde düşünmeye davet ettik. Bu alanın doğal, kültürel arkeolojik değerleri ile ekolojik özellikleri göz önüne alınmasını, statüsü, konumu, kaçak yapılaşmaları, resmi açıklamalardaki çelişkileri, imara açılmasının neden/sonuç ilişkisini ve neden olacağı tahribatları hatırlatan sorularımıza cevap verilmesini istedik.

Bu süreçte platform olarak da yaptığımız toplantılar sonucunda, konusunda uzman arkadaşların katkılarıyla hazırladığımız raporu kamuoyu ile paylaştık. Hazırlanan raporun objektif, tarafsız ve planlama ilkelerine uygun olması kadar, yapılan plan çalışmasında, mevzuatın kaçak yapılaşmalara gerekçe olarak kullanılmasının ve bu amaçla hareket edilmesinin hukuka, bilime, tarihe, doğaya ihanet anlamına geldiğini hukuki dayanaklarıyla ortaya konulmuş olması, aksi ispat edilmeyecek değerlendirmelerle imar uygulamasının çürütülmesi olumlu ve geniş bir destek sağlamasının esas nedenleri oldu. Raporumuzda sekiz ana başlıkta hak ihlallerini, olumsuzlukları ve olması gerekenleri açıkladık.

1. Bu planlamanın yasa dışı yapılaşmaları yasallaştırıldığını, kötü emsal olacağını,

2. Planlamada önceliğimizin tabiat ve kültür varlıkların korunması olması gerektiğini, kaçak yapılaşmayı ödüllendirerek, çıkar çevrelerinin beklentilerine cevap verecek düzenlemeleri gerçekleştirmenin kaçak yapılaşmayı daha da hızlandıracağını, “Arkeolojik Sit Alan ve Milli Park”ta yapılaşma baskısını artıracağını,

3. Planlama ilkelerinin ihlal edildiğini, plan teknikleri olarak yasa dışılıklar olduğu, bu yolla sırf kaçak yapı sahiplerinin memnuniyeti için yasaya aykırı plan yapıldığını,

4. İddia edildiği gibi yapılaşma ve insan yoğunluğunun azalmadığını, yapılan hesaplamalarla öncekinden daha fazla yoğunluğa neden olunacağı,

5. İmara açılan alanlarda menfaat çatışmalarına zemin hazırladığını, küçük hisselilerin büyük hisseliler tarafından yutulacağını ve giderek büyük sermaye gruplarının söz
sahibi olacağı bir alana dönüşeceğini,

6. Kamusal çıkarlarımızın esas alınmadığını, bu alanın bir dünya mirası olduğunu, hiçbir kimse veya kuruluşun keyfi davranamayacağını, koruma ilkelerini fiili duruma uyarlanmasının da kaçak yapılaşmalara göz yumulması kadar suç olduğunu,

7. İmara açılan alanda arkeolojik araştırmaların devam etmesi gerektiğini, zira bu alanın konumu, uzantısı, bağlantıları itibariyle antik kent bütünlüğü içinde değerlendirilmediğini, bakanlık etütlerinin yetersiz olduğunu,

8. Her türlü düzenlemenin esas amaca hizmet etmesi gerektiğini, uluslararası sözleşmeler, bildirgeler ve kendi yasal düzenlemelerimizin Olimpos antik kentinin imara açılmasını kabul edilmez kıldığını, koruyamamanın hepten yok etmeye gerekçe yapılamayacağını, esas amacın bu alanın korunması olduğunu ifade etmeye çalıştık. Son olarak bu alanın turizm açısından cazibe merkezi olmasının nedeninin, çekirdek antik kente yakınlık, tampon bölge ihtiyacına bağlı olarak bakir kalmış eşsiz bir doğal ortam olduğunu; bu nedenle kaçak yapılar hakkında yasal işlemlerinin tamamlanması, alanın seyreltilmesi ve kontrollü bir çekim merkezi olarak bu alandan yararlanılmasının mümkün olduğunu vurgulamaya çalıştık. Yalnızca parası olanların yararlanmasına yönelik düzenlemeler yerine kalıcı ve sabit olmayan konaklama olanakları (çadır, karavan, bungalov) ile kitle turizmini teşvik etmeyen uygulamalar ve temel ihtiyaçların karşılanmasını öngören bir yaklaşım içinde eko-turizmin ruhuna ve bu alanın özgünlüğüne çok daha uygun düzenlemelerin yapılması gerektiğini savunduk. İtirazlarımız, görüşlerimiz, önerilerimiz olumlu tepkiler aldı ve hızla kamuoyunda paylaşıldı. Şu anki aşamada askı süresi içinde sürecini, itirazlara karşı yerel yönetimlerin olumsuz tutum takınması halinde de yasal yollara başvuru sürecini takip edeceğiz.

Avukat Mustafa Şahin

Yapılması planlanan daha doğrusu yapılmaya başlanan düzenlemelere dair uzmanların görüşlerinden oluşan bu raporu yayımladıktan sonra projenin planlayıcıları/yürütücüleri sizinle iletişime geçti mi? Planda sorumlulukları olan CHP’li Kumluca ve Büyükşehir Belediyeleri kaygılarınızı ve önerilerinizi dikkate alan bir tutum içindeler mi?

Maalesef bu konuda olumlu bir gelişme olmadı. Bu süreçte yukarıda bahsettiğim gibi kimi duyarlı kişilerin veya kazı ekibinde ve planlama sürecinde yer alan kimi ilgililerin, planı destekleyen yaklaşımlarına tanık olduk. Koruma amaçlı imar planlarına ilişkin yönetmelikteki hükme aykırı olarak hiçbir meslek odasını dahi bu planların hazırlık sürecine dahil etmeden yangından mal kaçırır gibi kesinleştirme anlayışı içinde hareket ettiklerini düşünürsek kaygıları ve önerileri dikkate almalarını beklemek pek yerinde olmayacağını düşünüyorum. Antalya Kent İzleme Platformu olarak, son yıllarda kurumsallaşma yolunda olan, hem merkezi hem de yerel yönetimler aracılığı ile hayata geçirilmek istenen “ben yaptım oldu” anlayışına karşı hep karşı çıktık; çıkmaya da devam edeceğiz. Katılımcı, demokratik ve kamusal değerlerimizi korumayı esas almayan yönetim anlayışlarına karşı kamuoyunun duyarlılığını sağlamak ve yaşam alanlarımızın, kamusal değerlerimizin korunması mücadelesinde aktif yer almaları için bilgilendirme ve dayanışma içinde olmaya çaba sarf edeceğiz.

‘SKANDALLAR BİTMİYOR’

Olimpos, çok bilinen ve özel bir yer olduğundan açıklamanız birçok kişinin ilgisini çekti. Ancak Antalya’da başka düzenlemeler de var. Biraz da bunlardan
bahseder misiniz?

Antalya biraz önce belirttiğim gibi rant için ‘iştah açıcı’ bir kent. Bu pandemi koşullarında bile boş durmayan menfaat çevreleri, rant kollamak, rant yaratmak, ranta sahiplenmek üzere amansız bir yarış içindeler… Yakın zamanda yaşanan ve Serikliler tarafından dava konusu edilen Belek Kadriye sahillerindeki halk plajlarının bir kısmının tatil köylerine tahsis edilerek kullanım alanlarının daraltılması sorunu bunlardan biri. Burada AKP içindeki çıkar çatışmaları da su yüzüne çıktı. Belediye başkanının rüşvet aldığı, Kültür ve Turizm Bakanı ile Dışişleri Bakanının da olan yaşananlardan haberdar olmasına karşın olayı örtbas ettiği iddialarına tanık oluyoruz. Bir diğeri, Gazipaşa’nın el değmemiş plajlarından halkın yararlanmasını ortadan kaldıracak, tarım alanlarını heba edecek tatil köyü projeleri. Kaş’ta yaşanan skandallar, zaten bitmek bilmiyor. Bir yandan kaçak yapılaşmalar ve taş ocakları diğer yandan müteahhit firma tarafından belediye başkanına hediye edildiği söylenen lüks otomobiller. Tüm bunlar, talan ve yağma politikalarının olanca pervasızlığı içinde yürümeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Toplumu ve doğayı zarara uğratan bu rant projelerine karşı biz de elimizden geldiği kadarıyla kamuoyunu bilgilendirmeye ve bunlara engel olmaya çalışıyoruz.