Hatay'da korona: Dışarıda virüs içeride açlık

Korona, Suriye savaşıyla sınır kapılarının kapanmasıyla ekonomik olarak biten Hatay’a tuz biber oldu. İşsizliğin, had safhada olduğu kentte, iki ay önce bir baba, 'çocuklarım aç' diyerek kendini yakmıştı. Basında çok yer almadı ama iki hafta önce de başka bir kişi aç olduğunu söyleyerek boğazını kesmek istemişti. Yine Suriye’deki her çatışmada yüreği ağzına geliyor Hatay’da yaşayanların. Korona sürecini işçisiyle, sağlıkçısıyla, esnafıyla Hatay’da yaşayanlardan dinleyelim...
Hataylı bir işçi söz alıyor: “Ne emekliliğim var ne güvencem. Yıllardır hamallık yaparak para kazanıyorum. Ben de dışarı çıkmak istemem ama mecburum..."

Burcu Özkaya

HATAY – Günler korona haberleri, ‘evde kal’ çağrıları, evde canı sıkılanların sosyal medya paylaşımlarıyla geçiyor. Televizyonlar, haber siteleri, gazeteler 2 milyon aileye yardım haberlerinden, ‘kim ne kadar bağış yaptı’ haberlerinden geçilmiyor. Ama hiçbirinin evine ekmek götürebilmek için işçi pazarında sabahtan akşama kadar bekleyip, eve boş dönen Suriyeli Mahmud’dan Türkiyeli Ahmet’ten haberi yok.

Dünyayı kasıp kavuran ve 11 Mart’tan beri Türkiye’de de ortaya çıkan korona virüsüne genelde İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyük şehirlerden bakıldı. Ancak büyük şehirler kadar risk altında olan bir başka bölge de Suriye ile sınırı olan kentler. İdlib’teki çatışmalarla binlerce mültecinin sağlıksız koşullarda sınırda yaşam mücadelesi verdiği, hem kayıtlı, hem de kayıtsız mülteci sayısının çok fazla olduğu, bir hafta önceye dek sınır kapılarının açık tutulduğu ve sınırdan kaçak geçişlerin yaşandığı iddia edilen Hatay’da korona virüsüne hem halkın hem de sağlıkçıların penceresinden bakmaya çalıştık…

İki hafta önce hal pazarı…

 

Bugün hal pazarı…

Bundan iki hafta önceye kadar İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler korona virüsüne karşı alarma geçerken, Hatay’da durum faklıydı. Çarşılar daha hareketliydi, hal pazarı denen tüm ilçelerden insanların peynirini, yoğurdunu, sebzesini satmak için geldiği bu pazarda iğne atsan yere düşmezdi. O dönem konuştuğum pazarcılar, pazara alışverişe gelenler Hatay’da korona virüsü olmadığını, virüsün büyük şehirlerde olduğunu düşünüyordu. Kentte de ciddi bir alarm söz konusu değildi. Bugüne baktığımızda sokağa çıkanların sayısında ciddi bir azalma var, kafeler kapalı, semt pazarları hatırı sayılır bir kalabalığa hâlâ sahip. Esnaf açık ama iş yok. Konuştuğum esnaf, halkın sokağa az inmesini alışverişe para vermemek için olduğunu düşünüyor. İnsanlar yarın ne olacak bilmediği için sadece gıda alışverişi yapıyor.

İŞSİZLİK KORONA DİNLEMİYOR

Korona günlerinde Hatay’ı kentin göbeğindeki işçi pazarından anlatmak lazım. Çarşının en kalabalık olduğu yerde bir park. Sarı bantla kapatılmış. Ama işsizlik ne sarı bant, ne de korona dinliyor. Parka doğru yaklaştıkça kalabalık etrafımızı sarıyor, “Beni al abla…” Kısa sürede işçi bulmak için gelmediğimi anladıklarında umutları suya düşüyor. Ama yine de dertlerini anlatmaktan geri durmuyorlar. Eskiden her gün 100’den fazla kişinin hamallık, inşaat işçiliği, tarım işçiliği gibi işleri alabilmek için beklediği bu parkı da korona vurmuş. Şimdilerde 20 kişi ya var ya yok. İş yok ama umutları var. Sabahtan akşama kadar belki bir şey çıkar diye bekliyorlar. Hataylı bir işçi söz alıyor: “Bu yaştayım ne emekliliğim var ne güvencem. Yıllardır hamallık yaparak para kazanıyorum. Ben de dışarı çıkmak istemem ama mecburum. Bekliyorum burada belki biri gelir de akşama ekmek alacak parayı kazanırım.”

Suriyeli işçi çat pat Türkçesi ile konuşuyor: “Cereyan yok, yemek yok, para yok. Korona var ama mecbur.” Bir başka Suriyeli, “Evde çocuk var, yemek yok” derken, Hataylı bir işçi, kalp hastası olduğunu ve ağır iş yapmaması gerektiğini ama yıllardır hamallık yaptığını söylüyor: “Açlık koronadan ağır basıyor…”

İHTİYAÇLAR SAĞLANMALI

İşçi pazarından sebze pazarına doğru yol alıyorum. Eski kalabalığı olmasa da insanlar marketlerden çok pazarları tercih ediyor. Yayladağlı pazarcı Mustafa Kaya, Hatay’da son 10 gündür sokakta insanların maskeli dolaştığını belirterek, “Biz son 10 günden önce İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde olduğunu düşündük. Burada da varmış. Tedbir almak lazım ama her şey Allah’tan” diyor. Suriye’nin Hama kentinden pazarcı Muhammed, risk olsa da çocukları, eşi olduğunu ve mecburen çalışmaya çıkacağını, bir şey olursa da her şeyin Allah’tan geleceğini söylüyor. Pazara alışverişe gelen Naime Çetin, Hatay’da virüsün baştan beri ciddiye alınmadığını belirterek, “Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın geçenlerde açıklaması oldu. Hatay’da ocak ayı başından beri virüs olduğunu söyledi. Biz sadece son 10-15 gündür biraz tedbir görüyoruz. Bahsedilen tarihlerde hiç tedbir yoktu. Biz burada virüsün olmadığını düşünüyorduk. İnsanların çalışmak için sokağa çıkmasını anlıyorum. Devlet ihtiyaçları sağlamalı ki insanlar sokağa çıkmasın.”

İki hafta önce semt pazarı…

 

Bugün semt pazarı…

 

Bu mahallelerden ayrılıp Hatay’ın ekonomi olarak kalbinin attığı Tarihi Uzun Çarşı’ya yol alıyorum. Uzun Çarşı her zamanki kalabalığında değil ama bu zaten epey zamandır böyle. Savaş ve sınırların kapanmasından sonra tarihi çarşı hiçbir zaman eski günlerine dönemedi. Çarşı esnafı işsizlikten oldukça dertli. Adının verilmesini istemeyen bir esnaf, “İnsanlar yarın ne olacak bilmiyor. Bu süreçte ayakkabı alacak değil, gıda alıyorlar. Yırtık ayakkabıyla dolaşılır ama aç karnına dolaşılmaz” diyor.

SES: SABUN YA DA EKMEK İKİLEMİNDE KALANLAR VAR

Bir süre önce Hatay’da bulunan sağlık örgütleri ‘Ne yapabiliriz’ diye konuşmak için bir araya geldi. Hem bu toplantıdaki konuşmaları hem de korona virüsü ve Hatay özelinde etkilerini Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Hatay Eşbaşkanları Meryem Avcı ve Mahsun Aksu ile konuştuk. 11 Mart’a kadar virüsün dışarıdan geldiğini, şu andan itibaren artık içimizde olduğunu belirten Aksu, bundan sonra sürecin sağlıklı ilerlemesi için panik olmadan, şeffaf ve doğru bilgilendirme yapılarak, halka gerçeğin gösterilmesi gerektiğini vurguladı. Hatay’da baştan beri var olan ‘burada yok’ algısının sağlıklı bilgilendirme yapılmamasından kaynaklandığını belirten Aksu: Sağlıklı bilgilendirme yapılsaydı, insanlar olayın ciddiyetini anlarlardı, ona göre de tedbir alırlardı. Tabi bunun yanında doğru ekonomi paketi de olmalı. Bizim ekonomi paketi emekçiye değil sermayeye destek paketi olmuş. ‘Evinde kal’, ‘hijyenik ol’ çağrısı yaparken sabun ya da ekmek alma ikileminde kalan insanlar var. Dışarı çıkarsa korona evde kalsa açlık… Dolayısıyla ekonomik olarak desteklemediğiniz insana evde kal demek gerçekçi değil.”

Sağlık merkezleri, sosyal hizmet kuruluşlarında koruyucu ekipman sıkıntısı olduğunu belirten Aksu, kadın konukevleri, yaşlı rehabilitasyon merkezi, çocuk evlerinin izolasyon kuralına uygun olmadığına dikkat çekti.

İnsanların kadercilikle “Allah var bir şey olmaz” zihniyetiyle umursamamasının hükümetin toplumu muhafazakârlaştırma politikasıyla bağlantılı olduğuna dikkat çeken Mahsun Aksu: “Toplumda herkesin bir inancı var. Bu inançları, ibadetleri elbette yapmalı. Ama topluma muhafazakar politikalarla, bilimi görmezden gelen kadercilik anlayışı yerleştirildi. Toplum şimdi ‘önlemini al gerisini Allah’a bırak’ diyen inancı da yapmıyor. Tamamen bilimi geride bırakan ‘olacakla öleceğe çare yok’ anlayışı hâkim. Bu çok tehlikeli.”

SES Hatay Eşbaşkanları Meryem Avcı ve Mahsun Aksu

‘KAMPLARDAKİ DURUMU BİLMİYORUZ’

Korona önlemlerinin büyük şehirler kadar Hatay’da da alınması gerektiğini belirten Aksu, sınır kenti olması ve yerli halkın önemli bölümünün Arap ülkelerinde çalışmasından kaynaklı Hatay’daki önlemlerin çok sıkı olması gerektiğini söyleyerek: “Bir sınır kenti olan Hatay, hem kontrolsüz giriş-çıkışlar hem de kayıtlı ve kayıtsız binlerce mültecinin yaşadığı bir kent. O yüzden riskli bir bölge. Mültecilerin yaşadığı mahallelerin çoğunluğu sosyo ekonomi olarak çok düşük. Ekmek alacak parası olmayan insana sabun alın ya da sokağa çıkmayın diyemezsiniz. Öte yandan bizim için olağanüstü olan mülteciler için olağan. Ölüm korkusuyla yaşamayı öğreniyorlar. Salgın, hastalık onun için normal ve korkmuyor. Hatay sınırlarından kaçak geçişler olduğunu duyuyoruz. Ölümden kaçan insana geçme diyemezsin ama gelen insanlar sağlık kontrolünden geçiyor mu? Yine mülteci kampları büyük sıkıntı. Bir an önce buralarda çalışmalar yapılmalı. Sağlık Bakanlığı’nın bu alanlara dönük çalışması var mı bilmiyoruz çünkü bizimle ortaklaşılmıyor. Sağlık örgütleri olarak çağrımız şeffaf, sağlıklı bilgilendirme yapıp, ortak mücadele etmek.”

SES Eşbaşkanı Meryem Avcı da vakaların sadece büyük şehirlerde olduğu algısının mücadelenin şeffaf yürütülmemesinden kaynaklandığını belirtiyor. Hükümetin tüm sağlık örgütleriyle ortaklaşan bir çalışmayla sürece müdahale edilebileceğinin altını çizen Avcı, “En büyük sorunlardan biri Sağlık Bakanlığı’nın süreci sağlık örgütleri olmadan yürütmeye çalışması. Hatay risk bölgesi. Bir haftaya kadar sınır kapıları açıktı. Çok fazla mülteci var. Mahallelere, kamplara geç olmadan müdahale edilmeli” dedi. Sağlık çalışanlarının bu süreçte ciddi sıkıntılar yaşadığının altını çizen Avcı: “Biz sağlık çalışanları olarak elbette üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Ama sağlık çalışanları yaşamadan yaşatamaz. Yetersiz koruyucu ekipmanla, ağır çalışma koşullarında ve fazla mesailerle çalışıyoruz. Bu durumda risk altında iken sağlık hizmetini nasıl vereceğiz? Halka da görev düşüyor. Hastanede fiziksel temasa dikkat etmeliler ve önemli durumlar dışında hastanelere gitmemeliler.”