Türkiye'de engellilerin sorunu ayrımcılık

TOHAD Başkanı Süleyman Akbulut, “Türkiye’de engellilerin ayrımcılıktan başka bir sorunu yoktur. Engellilerin yaşadığı sorunların hepsi ayrımcılık altında ortaya çıkan sorunlardır” diyor.

Aynur Tekin  atekin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Eşit Haklar İçin İzleme Derneği (EŞHİD) tarafından hazırlanan Türkiye’de Ayrımcılık Algısı raporuna göre toplumun yüzde 23,1’i ayrımcılığın çok yaygın bir biçimde yaşandığını düşünüyor. 26 ilde 1064 kişiyle görüşülerek hazırlanan raporda Türkiye’de yaygın bir biçimde ayrımcılığa maruz kalan engellilere dair bölümler de bulunuyor.

Rapora göre engelliler söz konusu olduğunda hem ayrımcılık konusundaki farkındalık azalıyor, hem de diğer ayrımcılık türlerinde gözlemlenen kimliksel ve sınıfsal duruşa göre farklılaşma ortadan kalkıyor. Engellilerin kamu hizmetine erişimde karşılaştığı ayrımcılık ortak bir şekilde hoş görülmezken aynı gruba yönelik piyasada veya çalışma hayatında yapılan ayrımcılık hoş görülebiliyor. Engelliliği zihinsel ve fiziksel olarak gruplandıran rapora göre, fiziksel engellileri hedef aldığında hoş görülmeyen ayrımcılık biçimleri, söz konusu zihinsel engelliler olduğunda doğal karşılanabiliyor ya da bir gereklilik olarak görülebiliyor.

ENGELLİLİK, MERHAMET ÜZERİNDEN ALGILANIYOR

Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği’nden Süleyman Akbulut ise Türkiye toplumunun engelliliği, merhamet göstermek ve yardım etmek ekseninden algıladığına dikkat çekiyor. Akbulat’a göre bu algıya engellileri yetersiz ve eksik gören “medikal yaklaşım” yön veriyor. Medikal yaklaşım, engelliliği tedavi edilmesi gereken bir hastalık ve bir trajedi hali olarak ele alıyor ve engelli bireylerin fonksiyonlarını kaybettiği için yeteneklerini de kaybettiği savını öne çıkıyor. Akbulut, bunu şöyle örneklendiriyor: “Yani, bir kişi gözlerini kaybettiyse göremiyorsa öğretmenlik yapamaz.”

Süleyman Akbulut

Türkiye’de kamu kurumlarının engellilik alanında yaptığı araştırmalar yok denecek kadar az. Elimizdeki en güncel veri 2011 yılında TÜİK tarafından hazırlanan Nüfus ve Konut Araştırması. Buna göre Türkiye’de yaklaşık 5 milyon engelli var ve nüfusun yüzde 6,6’sını engelliler oluşturuyor. Bu oranın yüzde 42,8’i erkek, yüzde 57,2’si ise kadın. Bu araştırmaya göre engelliler kamu hizmetlerine ve sosyal hayata erişmekte büyük zorluklar yaşıyor. Yolların ve kaldırımların yüzde 66,9’u, kamu binalarının 58,4’ü, konutların yüzde 66,3’ü, alışveriş için gidilen mekanların yüzde 59,5’i erişimine uygun değil.

Türkiye’de engellilik alanında veri tutma eksikliğinden yola çıkan TOHAD, 2013 yılından bu yana engellilerin maruz kaldığı hak ihlallerini izliyor ve raporluyor. Bu raporları hem kamuoyuyla hem de uluslararası kurumlarla paylaşıyor. Akbulut, izleme çalışmalarının önemini şöyle anlatıyor: “Nüfus tabanlı veriler olmayınca engellilerin eğitime, çalışma hayatına erişimleri ile ilgili bilgilere erişimi bilinemiyor. Veri eksikliği politikasızlığı da beraberinde getiriyor. Sahadan bihaber bir şekilde üretilen politikalar hak temelli olamıyor ve sosyal yardım kıskacına sıkışıp kalıyor.”

MEVZUAT YETERLİ Mİ?

Türkiye’de engellilerin haklara erişimini kapsamlı olarak düzenleyen ilk kanun 1997’de çıkartıldı. Bunu 2005’te çıkartılan Özürlüler Hakkında Kanun izledi. Türkiye, 2009’da Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’ne taraf oldu. Özürlüler Hakkında Kanun 2014 yılında Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin ruhuna uygun olarak çıkarılan uyum yasalarıyla güncellendi.

2005 yılında çıkartılan Özürlüler Hakkında Kanun’da engellilerin haklara erişimindeki kısıtlamaları gideren önemli bir düzenleme bulunuyor. Buna göre bütün kentsel mekanların (okullar, kaldırımlar, hastaneler vb.) ve toplu taşıma araçlarının engellilere uygun olarak yapılması, uygun olmayanların da 7 yıl içinde uygun hale getirilmesi zorunluluğu hükme bağlanıyor. Akbulut, düzenlemenin çok büyük oradan kağıt üstünde kaldığını belirtiyor ve “Gündelik hayata şöyle bir bakınca siz de fark edeceksiniz ki bu kanun uygulanmıyor” diyor.

Akbulut, Türkiye’deki mevzuatın büyük bir kısmının uluslararası standartlarda olduğuna dikkat çekiyor ve “Şu an en ciddi sorunumuz çıkarılmış kabul edilmiş mevzuatın uygulanmaya konmaması” diyor.

HAKKA ERİŞİM PERSONELİN HALET-İ RUHİYESİNE BAĞLI

Mevzuatın uygulanmasının önündeki en önemli engellerden biri de kamu personellerinin engelliliğe dair bilinç düzeyi. Akbulut, “Kamu çalışanları sorunu bir hak meselesi olarak değil de bir yardım meselesi olarak görünce isteğe bağlı bir çözüm anlayışına dönüşüyor. Engellilere sağlanan olanaklar bir hak değil bir lütuf olarak görülüyor ve istenirse uygulanıyor istenmezse uygulanmıyor. Buradaki istemek istememek meselesi, hava durumuna ya da kişinin haleti ruhiyesine bile bağlı olabiliyor” diye konuşuyor.

Türkiye’de engelliler alanında çalışan sivil toplum örgütlerinin çok büyük bir bölümü yardım temelli faaliyetler yürütüyor. Mevzuatın uygulanması için kamu kurumlarına başvurmak ya da toplumsal alanda engelliliği merhamet ekseninden çıkarıp hak temelli anlatmak pek çok örgütün gündeminde yer almıyor. Akbulut, “Engellilerin isteği, lütuf, empati, hoşgörü, sevgi ya da kardeşlik değil. Zaten bunların hiçbiri bir hakka erişimin ya da eşit yurttaşlığın konusu değil. Aslında tek istekleri var: Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi” diyor.

Tek istekleri Anayasa’daki eşitlik ilkesinin hayata geçmesi

‘RIZASI OLMADAN TEKERLEKLİ SANDALYESİNİ SÜRMEK TACİZDİR’

Merhamet ve yardım üzerinden kurulan engellilik algısı, kendini en çok sokakta gösteriyor. Yurttaşlar tekerlekli sandalye kullanan ya da bastonla yürüyen bir engelli gördüğünde kendince yardım etmeye kalkıyor. Karşındakinin rızasını almadan tekerlekli sandalyeyi itmeye başlıyor ya da bastonla yürüyen kişinin koluna giriyor. Kendisi de ortopedik engelli olan ve benzer durumlara maruz kaldığını belirten Akbulut, bu kalkışmaları mikro saldırganlık olarak adlandırıyor. “Her şeyden önce yardıma ihtiyacı olup olmadığını sormadan, rızasını almadan yardım etmeye kalkmayın. İstememesine rağmen sandalyesini sürmeye çalışmak tacizdir. Tekerlekli sandalye onun özel alanıdır. Bunun, birinin gelip sizin elbisenizi çekiştirmesindan bir farkı yoktur aslında. Eğer kabul ederse de o yardımın nasıl gerçekleşeceği konusunda bilgilenmeden asla yardım etmeyin. Çünkü yardım etmeye çalışırken daha zor, hatta tehlikeli durumlar yaşamasına bile sebep olabilirsiniz. Kaldırıma çıkarken dengesini bozabilirsiniz, sandalyesi zarar görebilir.”

Akbulut, engelli görünce yardım isteğiyle dolup taşan bünyelere başka bir öneride bulunuyor: “Vatandaşların bu enerjiyi tekerlekli sandalyeyi kaldırmaya çalışmaktan ziyade gidip belediyeye başvurup ‘buraya bir engelli rampası yap’ demeye harcaması gerekiyor.”

‘EVRENSEL REFERANS EŞİTLİKTİR’

Tüm ayrımcılık türlerinde olduğu gibi engellilikte de referans alınabilecek evrensel noktanın eşitlik olduğunu belirtiyor Akbulut: “Aslında uygarlık olarak tek referansınız haklar bakımından eşitlik. Hakka erişmek bakımından eşitliği sağlarsak engelsiz bir dünya da olur ve bundan toplumun diğer kesimleri de faydalanır. Elbette ki herkese eşit davranarak eşitliği sağlayamazsınız. Her dezavantajlı grubun haktan yararlanması için farklı ihtiyaçları vardır. Mesela kız çocukların okula gitmesi için alınması gereken önlemler başkadır, engelilerin okula gitmesi gereken gitmesi için gereken önlemler başkadır.”