10 Ekim saldırısında kızını yitiren Hatice Çevik, Suruç'ta yaraları sarıyor

10 Ekim saldırısında kızını yitiren Suruç Belediyesi Eş Başkanı Hatice Çevik, Suruç'ta yaraları sarıyor. Çevik, "Suruç acıyla yoğrulmuş bir ilçe. Kime dokunsan bir yarası var. O nedenle farklı bir yer ve birbirimizi anlıyoruz, daha çok dokunabiliyoruz birbirimize. Bizim katilimiz de acılarımız da ortak" diyor.
Hatice Çevik ile eşinin fotoğrafı, 10 Ekim katliamının sembolleşen karelerindendi.

Bircan Değirmenci

Sıcak ve gerilimin ağırlıkta olduğu bir sabaha uyanıyorum. Konu ağır. Yarın Suruç’taki patlamanın yıldönümü. Oradaki havayı solumak ve belediye başkanıyla röportaj yapmak için hazırlığımı tamamlayıp arkadaşımla birlikte otogara gidiyoruz. Urfa’ya gideceğimiz, kırmızının ağırlıkta olduğu otobüsün şoför bölümündeki üst kısımda “Bizim için özelsiniz” diye yazıyor. Birden iyi hissediyoruz kendimizi. Başkası için olmasa da en azından firma için ‘özel’dik. Klimalı, internet bağlantılı, kahveli, top kekli bir yolculuğun ardından Urfa otogarında iniyoruz.

Suruç’a gidecek dolmuşun olduğu yeri ararken davul zurna sesleri geliyor. Genç bir delikanlının çevresinde toplanan kadınlar ellerinde mendillerle halay çekiyor. Asker uğurlaması olduğunu anlıyoruz. Onları izlemeye dalmışken, bir sesle irkiliyorum. “Hanfendi kimliğinizi görelim” İzlemek yasak mıydı, anlamadım. Kimliğimi uzattıktan sonra sebebini soruyorum. Rutin bir uygulama diyerek, GBT kontrolü yapıyor karşımdaki polis. Ne hikmetse rutin uygulama otogardaki onlarca kişi arasından sadece bana yapılıyor. ‘Özel’ olduğumu hatırlıyorum birden. Daha fazla ses çıkartmadan kimliği alıp Suruç dolmuşunda buluyoruz kendimizi.

‘SURUÇ’A GEZMEYE GİDİLMEZ Kİ…’

Üç çocuğu ve yanında annesi olduğunu sonradan öğreneceğimiz bir kadın var dolmuşta. Bana gülümseyerek, “Ön koltuğa oturacaksan çocuğu kaldırabilirim” diyor. Kabul etmeyip arkasındaki koltuğa yerleşiyoruz. Suruç’a mı gidiyorsunuz? diye soruyor. “Evet” diyorum. “Suruç 8 TL” diyor. Zaten dolmuşta asılı duran listeden görmüştük. Yine de hatırlattığı için teşekkür ediyoruz. Yan tarafımızdaki boş koltuğa gelip oturuyor. Konuşkan biri olduğu kesin. Alt tarafı 45 dakika sürecek yolculuk muhabbetle geçsin istiyor belli ki. “Ben Suruçluyum ama Mersin’de yaşıyorum. Siz Suruç’a niye gidiyorsunuz? “Gezmeye” diyorum. “Suruç’a gezmeye gidilmez ki başka bir şey için gidiyorsunuz. Haa tamam siz üniversiteden geliyorsunuz”. “Ziyarete” diyerek vazgeçmesini diliyorum. “Allah kabul etsin hangi ziyarete?” Türbe ziyareti zannetmiş. “Belediyeyi ziyaret edeceğiz”. Birden gözleri parlıyor. “Şimdi anladım, şu patlama için, siz yarınki anma için gidiyorsunuz”, sonra annesini dürterek, Kürtçe belediyeye gideceğimizi söylüyor. Annesi arkasını dönüp iki koltuğun arasından bize sesleniyor. “Demirtaş çıkacak mı?” Haydaa, bütün zor sorular neden bize soruluyor. “Biz onu çok seviyoruz. Kocam o cezaevine girince iki gün ekmek yemedi” diyor. Bizden istediği cevabı alamayınca kızına dönerek yine Kürtçe “Sen bunların hain olup olmadıklarını nereden biliyorsun?” diyor. Kürtçe bildiğimizi söyleyince bu kez mahcup olarak, ısrarla evlerinde misafir etmek istediklerini söylüyorlar. Suruç’ta kalmayacağımızı söylüyoruz. O zaman bir selfie çektirelim diyor. Daha birbirimizin adını bile bilmiyoruz ama birlikte çektirdiğimiz bir fotoğrafımız oluyor.

‘ÖLÜRÜM TÜRKİYEM’ ŞARKISI ÇALIYOR!

Aligor caddesindeki patlamanın yaşandığı Amara Kültür Merkezi önünden geçiyoruz. Merkezin kapısında Suruç Belediyesi Gençlik ve Kültür Merkezi tabelası asılı ama binanın üç ay önce Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Sular İdaresi (ŞUSKİ) tarafından kullanılmaya başlandığını öğreniyoruz. Abone ve tahsilat işlemleri yapılan binanın önüne polis barikatlarının bugünden getirilip yerleştirildiğini görüyoruz. 4 yıl önce alınmayan güvenlik önlemi anma için alınacak belli ki. Az ilerideki bir dükkandan “Ölürüm Türkiyem” şarkısı yükseliyor. Önünde bir grup birikmiş, Milli Beka Hareketi’nin Suruç ilçe başkanlığının açılışı kutlanıyor. Rojava Devriminin yıldönümüne denk gelmesi de manidar.
Valilik iki gün önce güvenlik nedeniyle basın açıklaması dahil tüm etkinlikleri yasaklarken, belediye binasına varıncaya dek her köşe başını polislerin tuttuğunu görüyoruz.

‘ACIMIZ BİR’

Binanın önünde bekleyen zabıta görevlileri bizi başkanın bulunduğu tarafa yönlendiriyor. Başkan’ın odasında Suruç’taki anma için gelenlerin olduğunu görüyoruz. Suruç patlamasında hayatını kaybedenlerin aileleri, SGDF, Suruç Adalet Arıyor Platformu üyeleri önceki yıllarda olduğu gibi bugün de Amara Kültür Merkezi ve mezarlıkta bir anma programı gerçekleştirmek için buradalar. Yasak kararından dolayı üzgünler ama valilik ile yapılan görüşme neticesinde kitlesel olmaması şartıyla sınırlı sayıda katılımcı ile etkinliğe izin verildiği sözü alınmış. Suruç Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Çevik ile sohbet ediyorlar “Acımız bir” diyorlar Çevik için.

Hatice Çevik’le tanışıyoruz. Onu 10 Ekim Ankara Garı’ndaki patlamada kan revan içinde eşinin teselli ettiği, sembolleşen fotoğrafından tanıyoruz.

Çok zayıflamış, yüzündeki ifade daha önce Rakel Dink ve Türkan Elçi’nin yüzünde gördüğümle aynı. Gülümsemenin gerisinde hissedilen, hüznün gelip yerleştiği acı bir ifade. Masasında Ankara garında kaybettiği kızı Başak Sidar Çevik’in fotoğrafı ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nin verdiği onursal üyelik plaketi duruyor. Bu hikayeyi dinlemeye cesaretimiz yok ama o başlıyor anlatmaya.
Hatice Çevik Antalyalı. Suruçlu olan eşiyle 1990’da Anadolu Üniversitesi iktisat bölümünde okurken tanışmış. 92’de evlenip Sidar Başak’ı doğuruyor. Ardından biri kız iki çocuk daha dünyaya getiriyor. Ankara’da yaşıyorlar. Sidar, Ankara’da Atılım Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’ni kazanıyor. Hatice Çevik, 2015’teki seçimlerde kızı Sidar’ın da teşvikiyle HDP Ankara Milletvekili adayı oluyor. Eşi ise Urfa’da Özel Eğitim öğretmeni olarak görev yapıyor.

 

Hatice Çevik, yaşadıklarını anlattı.

 

‘SURUÇ’TAKİLERLE ÇOK EMPATİ YAPTIK’

Suruç’ta yaşanan o günü şöyle anlatıyor. “19 Temmuz’da eşim ve çocuklarımla Antalya’ya gitmiştik. Ertesi sabah kalktığımızda duyduk ki Suruç’ta patlama, katliam olmuş. Suruç’a dönmek için toparlandık. Korkunç bir olaydı. İnsan kendini tutamıyor, yerinde duramıyorsun, geri dönmek istiyorsun. Empati yapıp kahroluyorsun ama elinden bir şey gelmiyor. Zaten 3 ay sonra Ankara’ da aynı katliama maruz kaldık. Ben milletvekili adayı olduğumdan hem seçim çalışmaları hem de barış mitingine katılmak için Ankara’ya gidecektim. Eşim ve eşimin kız kardeşiyle birlikte yola çıktık. Sabah 8 buçukta Ankara’ya vardık. Kızım gelip bizi karşıladı. Saat 9 buçuk gibi alana geldik, kahvaltı için bir şeyler atıştırdık. Binlerce insan alanda toplanmaya başlamıştı. Saat 10.01 de Urfa’daki çocuklarımla telefonla görüştüm. Gürültü var diye biraz ilerledim. Telefonu kapatmamla birlikte üç dakika sonra bomba yanımızda patladı. 10 metre uzağımızdaymış. Hiçbir şey fark etmedik, ne olduğunu anlayamadık.
Her birimiz bir yere savrulmuşuz. İkinci bomba biraz ileride patlamış. Ama hiç bir şeyin farkında değilim. Kulak zarım patlamış, kulağımda bir uğultu ve üzerim vıcık vıcık. Üzerimize çamur mu attılar diye düşünüyorum bir an. Aklımın ucundan bile geçmiyor. O üzerimdekilerin insan parçaları olduğu, belki de kızımın parçaları olabileceğini nasıl düşünebilirdim ki?

‘CEHENNEMİN ORTASINDAYDIK’

Eşim yanımdaydı ama ben hala kızımı, görümcemi arıyorum. Gözüme bilye girmiş, kan akıyor. Farkında değilim, gözümü açamıyorum. İki elimle birlikte sağ gözümü açıp etrafımı görmeye çalışıyorum. Eşim bana sarılıp görmemem için beni engellemeye çalışıyor. Çocuğumuz yanımızda parçalanmış, bir sürü canımız paramparça olmuş meğer. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Cehennemin ortasındayım. O manzara anlatılacak gibi değil.
Ne kadar zaman geçti aradan, hiç hatırlamıyorum, birileri beni ambulansa bindirmeye çalışıyor. Ben direndim alanda kalmaya, çocuğumu bulmaya çalışıyorum. Kızımı bulamayıp bayılmışım. Ayıldığımda kendimi ambulansta buldum. Epey alanda kalmışım. Üzerimizden polisler geçmiş, gaz atmışlar, beni kenara çekmeye çalışmışlar. Bana sonradan anlatıyorlar ama ben hiçbir şey hatırlamıyorum. Sadece kızımı arıyorum. Hastanedeyken kızımı kaybettiğimi hissediyordum. Sol gözümü kaybettim. 20 gün hastanede kaldım, üst üste ameliyatlar geçirdim. Kızımın cenazesine katılamadım. Kızım ve görümcemi kaybettik. Cenazeleri Suruç’taki köye getirilmiş.” Sonrasında Ankara’dan Urfa’ya taşınmışlar.

ÜÇ AY KİMSEYLE KONUŞMAMIŞ

Çevik, kızını kaybettikten sonra üç ay kimseyle konuşmamış. Ruh hali bozulmuş. Kalabalıklara karışamamış, hiçbir yerde uzun süre duramaz olmuş. Daha sonra yakınlarını kaybeden ailelerle adalet arayışı için bir araya gelmeye başlamış.
Belediye seçimleri için Suruç’tan adaylık teklifi alınca önce kabul etmemiş. “O durumda olan bir anne için böyle bir görevi kabul edebilmek çok zordu. Çünkü sorumluluk isteyen, çok ağır bir görevdi. Suruç gibi bir yerde bunun bana teklif edilmesi büyük bir onurdu benim açımdan. Ama kendi ruh halime kapandığım için halka layık olamam, halk beni bu göreve getiriyorsa elimden ne geliyorsa yapmalı ve bu göreve layık olmalıydım, bu nedenle reddettim. Epeyce tartıştık, konuştuk. Daha sonra eve kapanmanın çözüm olmadığına ve Sidar yaşasa bunu isteyeceğine emin olduğumdan kabul ettim.
Suruç halkı da beni bağrına bastı. Kendimizi ifade ettiğimiz, kadını ön plana çıkartan, kadının özgürleşmesiyle toplumun özgürleşeceğine inanan bu parti iyi ki var. Şu anda tüm zorluklara rağmen iyi ki buradayım diyorum. Hem Suruç hem de 10 Ekim Aileleri için büyük bir moral oldu.”

Çevik, Suruç’a yabancı biri değil, 25 yıldır eşinden dolayı bayramlarda, taziye ve düğünler için gidip geldiği bir yer. “Suruç acıyla yoğrulmuş bir ilçe. Kime dokunsan bir yarası var. O nedenle farklı bir yer ve birbirimizi anlıyoruz, daha çok dokunabiliyoruz birbirimize. Bizim katilimiz de acılarımız da ortak. Suruç, 10 Ekim, Diyarbakır fark etmiyor. Bu olay aydınlanana kadar mücadelemize dayanışmayla devam edeceğiz” diyor.

YÜZDE 60 OYLA KAZANDI

55 bin seçmeni olan Suruç’tan 27 bin oy alarak göreve gelen Çevik, kayyumdan devralan tüm belediyelerde olduğu gibi o da borçlu devralmış. 22 milyonluk bir borç bırakılmış belediyeye. Borç ödemekten yatırım yapmakta ve proje üretmekte güçlük çektiklerini ifade eden Çevik, “Elimizde bulunan mevcut personelle araç gereçlerimizle hizmet yapmaya çalışıyoruz. Hayata geçirmek istediğimiz pek çok projemiz var. Çünkü her anlamda ihtiyacı olan bir ilçe burası” diyor.

Suruç’un ana sorunlarından birinin işsizlik olduğunu söyleyen Çevik, istihdamın sağlanacağı herhangi bir yatırımın yapılmadığını söylüyor.
Kayyum zamanında 108 personel görevden alınmış, kimisi ihraç edilmiş. Onların yerine aynı sayıda yeni personel alınmış. Mahkemeye başvuran işten çıkartılanların yaklaşık 4 milyonluk tazminatları ise başka bir yük olarak duruyor karşılarında.

MÜLTECİ SAYISI 50 BİNİN ÜZERİNDE

Resmi kayıtlarda 104 bin olarak gözüken ilçede; ilçe merkezi ve köylere dağılmış Afgan ve Suriyeli mültecilerin sayısı 50 binin üzerinde. 31 Mayıs’ta çadır kentin kapatılmasıyla birlikte nüfus yaklaşık 160 bine ulaşmış.
104 binlik nüfusa göre ayrılan bütçe ve 200 kişilik personelle 160 bin nüfusa hizmet etmekte zorlandıklarını söyleyen Çevik, “Devletin bunu görmesi lazım. Mültecilerin yaşadığı yerlerde farklı bir politikanın olması gerekiyor. Sonuçta 100 bin kişinin bulunduğu alanın temizliğiyle 150 binin temizliği aynı değildir. Yaşam standartları çok düştü. Yerel halk bundan çok etkilendi. Mültecilerin yoksul olanı burada, zengin olanlar zaten büyük şehirlerde ev tutmuş. Yoksul olanın konut, istihdam ihtiyacı var. Belediyeye her gün iş başvurusu için gelen var. Belediyenin zaten belli personel sayısı var. Onun dışında personel de alamıyoruz.”
Kayyum döneminde İş Kur ve Çadırkent’ten görevlendirmeyle 150 personel temizlik için alınmış, maaşları devlet tarafından ödenmiş. ”Toplum yararına proje kapsamında biz de İş Kur’a başvuru yaptık ama sonuç alamadık. Urfa’daki diğer belediyelere verildi ama bize verilmedi. Büyükşehir belediyesinden hizmet alma konusunda da zorlanıyoruz. Amaçları HDP’li belediyelerin çalışmalarını engelleyerek başarısız olmasını istemeleri” diyor Çevik.
“Hibelere bakıyoruz ama çoğu gelecek olan hibe de HDP’li belediye olduğumuz için engelleniyor. İşimiz zor ama halkımıza güveniyorum. Birlikte yapabiliriz” diyorum.

‘TARIMA ELVERİŞLİ AMA GAP PROJESİ EKSİK KALDI’

Geniş arazileri ve verimli topraklarının tarıma elverişli olduğunu anımsatan Çevik, şöyle devam ediyor. “GAP projesiyle birlikte üç yıldır su gelmiş ve insanlar ekinlerini ekmiş. Ancak planlamada eksik kalınmış, öncelikle çiftçinin karşılaşacağı sorunlar gözardı edilmiş, sulama konusunda çiftçi bilgilendirilmediği için tarlalar sular altında kalmış. Oysa ki su verilmeden önce tahliye kanalları açılmış olmalıydı. Geçen yıl pamuk ve mısırlar su altında kaldı. Hasat yapılamadı. Bilinçsiz sulama gerekçe gösterilerek çiftçi desteklemesi yapılmadı. Oysa ki sulama yapılırken en azından birkaç eğitimden geçirip veya kontrolörleri Suruç’un içerisinde dolaştırmak gerekiyordu. Bundan dolayı desteği kesmek çözüm değil. Suruç’un bir çok yeri su altında kalmış. DSİ’nin gelip drenaj çalışması yapması gerek. Bu yaz da drenaj çalışması yapılmasa Suruç’ta durum çiftçi açısından vahim. Konuya ilişkin önergemizi verdik.”
Tarımla ilgili yapmak istedikleri projeler var Çevik’in. Topraklardan daha iyi verim alabilmek için analizlerin yapılması ve çiftçiyi yönlendirme amaçlı bir proje ofisi oluşturmayı düşünüyor. Çevik, ”Çiftçiyi bilgilendirme ve ekilecek ürünlere doğru yönlendirme şeklinde proje yapmak istiyoruz. Şu anda imkanlarımız kısıtlı olduğu için hibelerin açılması için bekliyoruz” diyor.

Suruç’ta kadınların üretim ve sosyal alanda neredeyse yeri yok gibi. Belediyede bile çalışan kadın sayısı sadece 4. Çevik’in kadınların üretimde yer alması için fikirleri var. Kadınların kendilerinin yetiştirip ürettiği yöreye özgü, dolmalık kabak, acur ve patlıcan kurutmalıklarının yapılacağı, nar ekşisi ve isot reçelini markalaştırıp dünyaya tanıtacakları bir Özgür Kadın Kooperatifini düşünsel olarak desteklemek ve ön açıcı olmak istediklerini söylüyor.