Savcılık, cinsel istismara 5 yıl sonra rapor istedi!

M.G. isimli genç kadının, beden eğitimi öğretmeni tarafından 5 yıl önce cinsel istismara maruz kaldığını söylemesi üzerine savcılık soruşturma başlattı. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı 5 yıl önce gerçekleştiği öne sürülen olay için M.G'den, 'İç beden muayenesi' istedi. Olaya tepki gösteren avukat Tuba Torun, "Bu bir skandal" dedi.

Hacı Bişkin  hbiskin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İstanbul Gaziosmanpaşa’da 2013 yılında beden eğitimi öğretmeni tarafından cinsel istismara maruz kaldığını belirten 18 yaşındaki M.G. için savcılık 5 yıl sonra ‘iç beden muayenesi’ istedi. Olayın üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen soruşturmayı yürüten savcılık, emniyete yazı yazarak rızası olmamasına rağmen M.G.’nin Gaziosmanpaşa Adli Tıp Şube Müdürlüğü’ne sevk edilerek iç beden muayenesi yaptırılması istenmesine avukat Tuba Torun tepki gösterdi. Torun, “Bu bir skandal. Fiziken böyle bir bulguya rastlanması mümkün değil” dedi.

.

OKULU BIRAKMAK ZORUNDA KALDI

İddiaya göre 2013 yılında M.G., beden eğitimi öğretmeni tarafından cinsel istismara uğradı. Olayı kimseye anlatamayan M.G. okulu bırakmak zorunda kaldı. M.G. 2016 yılında da kuzeninin cinsel istismarına uğradı. Yaşadığı olayların ardından Aile ve Sosyal Politikalar

Bakanlığı’nı arayarak yardım isteyen M.G., sonunda kız yetiştirme yurduna yerleştirildi.

M.G., ailesinin baskısıyla kuzeninden şikayetçi olmazken yurtta konuştuğu psikologa öğretmeninin kendisine yaptığı istismarı anlatınca, görevliler tarafından beden eğitimi öğretmeni hakkında suç duyurusunda bulunuldu. İfadesi alınan öğretmeni M.B. ise iddiaları reddetti. Olayın üzerinden 5 yıl geçtikten sonra Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı, M.G.’nin sevkini ve Gaziosmanpaşa Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nden ‘iç beden muayenesi’ istedi.

‘3 GÜN İÇİNDE MUAYENE GİDİLMESİ GEREKİYOR’

M.G. bu sürecin sonunda bir gazeteci aracılığıyla avukat Tuba Torun’a ulaştı. Torun, M.G.’nin kendisine ulaştığında 18 yaşından küçük olduğu için avukatlığını yapamadığını söyleyerek şunları söyledi: “Savcılığın bu talebi tam bir skandal. Böyle durumlarda normalde 3 gün içinde ve temizlenmeden muayeneye gidilmesi gerekir. Aradan 5 yıl geçmiş! Zaten fiziken böyle bir bulguya rastlanması mümkün değil ve savcı bunu istiyor. Mağdur, ‘hayır, 5 yıl sonra bir şey bulamazsınız’ demesine rağmen savcılık diyor ki, ‘eğer sen kabul etmezsen, ben Sulh Ceza Hakimliği aracılığıyla karar aldırarak seni adli tıpa sevk ederim’ diyor. Yani hukuk zoruyla muayene istiyor. Bu mümkün değil. Kişilik hakları dokunulmazdır. Doktorlar da muayeneyi ancak hasta olarak gelen kişiyi kabul ederse yapabilir. Bu zaten mümkün değil. Mağdurun elini kolunu bağlayıp da muayene edecek halleri yok.”

‘BUNUN BİR DE AİLE BOYUTU VAR…’

Bu durumlarda özellikle çocukların aileleri tarafından yalnız bırakıldığını vurgulayan Torun, ailelere de bu konuda devlet ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte eğitimler verilmesi gerektiğini söyledi. Torun son olarak şöyle devam etti: “Türkiye’de ve dünyada da sanki çocuk cinsel istismar faali tarafından mağdur ediliyormuş gibi düşünülüyor. Oysaki fail bir yana bunun bir de aile boyutu var. Mağdurlar özellikle erkek egemen toplumlarda aile tarafından da ayrıca istismar ediliyor. Maalesef bir mağdur cinsel dokunulmazlığa yönelik bir suça maruz kaldığında ailesi derhal tepki verecek ve çocuğunu korumak için gereğini yapacak gibi düşünülüyor. Fakat öyle değil. Aileler çoğunlukla ‘ayıp, rezil oluruz’ gibi  ‘namus’ kaygısıyla bu suçu örtbas etme girişimine giriyorlar. Dolayısıyla da mağduru susturmaya yöneliyorlar. Bu noktada zaten failin cezalandırılması bir yana ailelere yönelik bir çalışma da yapmamız gerekiyor. Ülkemizde ailelerin, failin ortaya çıkması, çocuklarına destek çıkması ve onların yalnız bırakmamaları yönünde bilinçli olmaları gerekir. Devlet ve siyasi kurumlar birlikte çalışmalı. Ailelere eğitimler verilmeli. Bunu özellikle basında dile getirerek aileler için farkındalık kampanyaları düzenlenmeli. Bu durumda da mağdurun ne kadar yalnız kaldığını görüyoruz. Genel olarak karşılaştığımız vakaların geneli böyle. Aileler çocuklarının yanında olduklarında bu süreci daha çabuk atlatıyorlar. Aksi durumda çocuklar kendi hayatlarını tehlikeye atabiliyor.”