Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu ne işe yarar!

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) 2018 yılında ayrımcılığa uğradığını belirten bin 8 kişi başvurmuş. Şikâyetler en çok mülteci kampları ve cezaevlerinden gelmiş. Cumhurbaşkanlığı’nın görevlendirdiği Adalet Bakanlığı ile ilişkili olarak çalışmalarını sürdüren TİHEK, res'en inceleme ve yaptırım yetkisi olan bir kurum. Ancak yaptırım yetkilerini kullanmadığı görülüyor.

Google Haberlere Abone ol

Zafer Kıraç*

Bu hafta insan haklarının korunması ve geliştirilmesi açısından çok önemli ama ne yazık ki pek işlevsel olmayan hatta işlevsiz kalmayı tercih eden bir kurumu anlatmaya çalışacağım. 

Bu kurumun adı ‘Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu' kısaca TİHEK. Amacı; "İnsan haklarını korumak ve geliştirmek, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması için çalışmak, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek. İnsan haklarının korunması ve güçlendirilmesinde yürüttüğü çalışmaları, evrensel ve yerel değerlerimizi bağdaştıran politika ve kararlarıyla güvenilir, etkin ve saygın bir kurum olmak." (1)

Evet gördüğünüz gibi amacı itibariyle çok güzel görünüyor ve yasal olarak bu amaçla kurulmuş bir kurum var. Birazdan okuyacağınız sorumlulukları ve görevlerine bakınca gurur duyabilir, hatta rahatça güle oynaya, kaygılardan uzak hayatımıza devam edebilir ya da hakikatin peşine düşeriz.

Evet gerçekler, yaşadıklarımız bize böyle bir kurumun varlığına ve işini iyi yaptığına işaret etmiyor. İşkence ve kötü muamele haberleri hiçbir gün eksik değil, hapishaneler, ruh sağlığı hastaneleri vb. bütün kapalı kurumlarda sorunlar çığ gibi büyüyor. Mahpusların sağlık hakları ihlal ediliyor ve hapishanelerden neredeyse her hafta 5 tabut çıkıyor. Ruh sağlığı hastaneleri bir tedavi ve iyileşme mekanı değil tecrit mekanı ve depo olarak kullanılıyor. Yetiştirme yurtlarında yaşanan olumsuzluklar, huzurevlerinden televizyon ekranlarımıza yansıyan ve içimizi karartan görüntüler, karakollarda dayak ve kötü muamele, kışlalarda intiharlar, cinayetler bitmiyor...

Ülkede kendini güvende hissetmeyen insanların sayısı çok yüksek düzeylerde. Düşünce ve ifade özgürlüğü yok neredeyse. En kötüsü de insanlar adalete olan güvenlerini kaybettiler, bu nedenle uğradıkları haksızlıklarda ya da kendilerine karşı işlenen suçlarda adalete başvurmayı bıraktılar. Aslında TİHEK'in bu başvurulması gereken kurumların ilk sırasında yer alması gerekiyor.

Avrupa Birliği sürecinde yerine getirilmesi gereken bir iş gibi görülen ve bu amaçla kuruluşundan bugüne tartışmalı bir kurum TİHEK. Kuruluş amacına ve sorumluluklarına baktığınızdaysa bir ülkenin olmazsa olmazlarından olmalı, her ülkenin bir ulusal önleme mekanizması olmalı. İşkence ve kötü muameleyi önleme üzerine varlığını inşa etmeli. Her şeyden önce bağımsız olmalı. 

Üç başlıkta ele alacağım bu kurumu.

-Yasal olarak amacı ve yükümlülüklerini,

-Kuruluş süreci ve sivil toplum örgütleriyle sorunlarını,

-İki rapor üzerinden çalışma yöntemini.

 

 

YASAL OLARAK AMACI VE YÜKÜMLÜLÜKLERİ

Amacı; "İnsan haklarını korumak ve geliştirmek, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması için çalışmak, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek. İnsan haklarının korunması ve güçlendirilmesinde yürüttüğü çalışmaları, evrensel ve yerel değerlerimizi bağdaştıran politika ve kararlarıyla güvenilir, etkin ve saygın bir kurum olmak."

Kuruluş yasasında üç alanda çalışma yapması karara bağlanmış;

Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik: "Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu; temel olarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermekle görevli ve yetkili kılınmıştır."

Kanunla ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik alanındaki görevlerinden bazıları şöyle; 

*Ayrımcılık yasağının ihlali hâlinde, konuya ilişkin görev ve yetkisi bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla ihlalin sona erdirilmesi,

*Sonuçlarının giderilmesi,

*Tekrarlanmasının önlenmesi,

*Adli ve idari yoldan takibinin sağlanması amacıyla gerekli tedbirleri alınması,

*Ayrımcılık yasağı bakımından sorumluluk altında olan gerçek ve özel hukuk tüzel kişileri, yetki alanları içerisinde bulunan konular bakımından ayrımcılığın tespiti, ortadan kaldırılması ve eşitliğin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınması,

*Cumhurbaşkanlığına, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na ve Başbakanlığa sunulmak üzere, ayrımcılıkla mücadele alanlarında yıllık raporlar hazırlanması.

İşkence ve kötü muameleyle mücadele ve Ulusal Önleme Mekanizması kurulması: "İşkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) işlevini yerine getirmekle de görevlendirilmiştir. Kurumun UÖM görevi, İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol (OPCAT) hükümleri çerçevesinde yerine getirilecektir. 

UÖM, “İşkenceye ve Diğer Zalimane, Gayriinsanî veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine Ek İhtiyari Protokol hükümleri çerçevesinde kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere düzenli ziyaretler yapmak üzere oluşturulan sistemi” ifade etmektedir.

Ulusal Önleme Mekanizması ve işkence ve kötü muameleyle ilgili görevlerinden bazıları şunlar;

*Kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı yerlere haberli veya habersiz düzenli ziyaretler gerçekleştirmek ve bu yerlerdeki muamele ve koşulların iyileştirilmesi amacıyla ilgili makamlara tavsiyede bulunmak.

*Ziyaretlere ilişkin raporları ilgili kurum ve kuruluşlara iletmek ve kurulca gerekli görülmesi durumunda kamuoyuna açıklamak.

*Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurulları, il ve ilçe insan hakları kurulları ile diğer kişi, kurum ve kuruluşların bu gibi yerlere gerçekleştirdikleri ziyaretlere ilişkin raporları incelemek ve değerlendirmek.

*İşkence ve kötü muameleyle mücadele amacıyla bilgilendirme ve farkındalık yaratma çalışmaları yürütmek.

*İşkence ve kötü muamele alanında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle iş birliği yapmak.

*İşkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin başvuruları incelemek ve karara bağlamak.

İnsan Haklarının Korunması ve Geliştirilmesi: "Ulusal insan hakları kurumları hükümete, parlamentoya ve diğer ilgili bütün organlara, bunların talebi üzerine veya kendi inisiyatifleriyle, insan haklarının geliştirilmesi ve korunmasına ilişkin konularda görüş bildirir, tavsiyelerde bulunur, öneriler ve raporlar sunar; insan haklarının ulusal düzeydeki genel durumu ve daha özel sorunlar üzerine raporlar hazırlar; ulusal düzeyde yürürlükte olan yasaların, mevzuatın ve uygulamaların, insan haklarına ilişkin uluslararası belgeler ve mekanizmalarla uyumlu hale getirilmesini ve hayata geçirilmesini teşvik ederler ve sağlarlar; insan hakları eğitimi-öğretimi ve araştırma programlarının geliştirilmesi için ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparlar ve bu programların okul, üniversite ve meslek çevrelerinde uygulanmasına katılırlar; insan haklarını bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunu duyarlı hale getirerek ve bütün kitle iletişim araçlarına başvurarak tanıtırlar; ülkede olup biten insan hakları ihlalleri vakalarına hükümetin dikkatini çekerler, bu ihlallerin son bulması için hükümete her türlü girişimi önerirler ve gerektiği takdirde hükümetin tavır ve tepkilerine ilişkin görüş bildirirler."

İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi kapsamındaki görevlerinden bazıları şöyle;

*İnsan haklarının korunmasına, geliştirilmesine, ayrımcılığın önlenmesine ve ihlallerin giderilmesine yönelik çalışmalar yapmak.

*İnsan hakları ve ayrımcılıkla mücadele konularında kitle iletişim araçlarını da kullanarak bilgilendirme ve eğitim yoluyla kamuoyunda duyarlılığı geliştirmek.

*İnsan haklarının korunması, ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve toplumdaki eşitlik anlayışının geliştirilmesine yönelik olarak üniversiteler ile ortaklaşa faaliyetlerde bulunmak, Yükseköğretim Kurulunun eşgüdümünde üniversitelerin insan hakları ve eşitlik ile ilgili bölümlerinin kurulmasına ve insan hakları ve eşitlik öğretimine dair müfredatın belirlenmesine katkıda bulunmak.

*İnsan hakları ihlallerini resen incelemek, araştırmak, karara bağlamak ve sonuçlarını takip etmek.

*Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmelerinin uygulanmasını izlemek, bu sözleşmeler uyarınca kurulan inceleme, izleme ve denetleme mekanizmalarına Devletin sunmakla yükümlü olduğu raporların hazırlanması sürecinde, ilgili sivil toplum kuruluşlarından da yararlanmak suretiyle görüş bildirmek, bu raporların sunulacağı uluslararası toplantılara temsilci göndererek katılmak. 

 

KURULUŞ SÜRECİ VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİYLE SORUNLARI

TİHEK ve sivil toplum örgütleri ilişkisine bakalım. Yasa şöyle tanımlıyor bu ilişkiyi; "İşkence ve kötü muamele alanında faaliyet yürüten kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve üniversitelerle iş birliği yapmak."

Oysa bırakın çok deneyimli insan hakları örgütleriyle ilişki kurmayı, varlıklarından bile rahatsızlar. Hatta var olan uluslararası insan hakları sözleşmelerinden bile rahatsızlar. Bunu kurul üyelerinden Hıdır Yıldırım benim de katıldığım bir toplantıda şu cümlelerle ifade etmişti: 

"Bildiğiniz bütün insan hakları sözleşmelerini unutun, biz yenisini yazıyoruz. Merkezinde de Hazreti Muhammed'in ‘Veda Hutbesi’ yer alacak."

Evet aynen böyle demişti, çok değil üç yıl önce.

Şimdi kuruluş aşamasında yaşadığımız sorunlara gelelim.

Sivil toplum örgütlerinin henüz daha TİHEK yasalaşmamışken, tasarıyla ilgili eleştirilerden satırbaşları şöyle:

"Türkiye’nin uluslararası taahhütlerinde yer alan birçok ayrımcılık temeli dışarıda bırakılıyor. STÖ’lerin görüşlerine yer vermiyor. Uluslararası standartlar tasarının sadece gerekçesinde anılıyor. Kurum yapısı ve işlevi bu standartlara uymuyor. Ve kurum insan hakları ihlalleri ile ilgili bireysel başvuru almayacak."

Tasarının bu itirazlara rağmen mevcut haliyle TBMM Genel Kurulu'nda gündeme alındı ve kabul edildi.

STÖ’lerin görüşleri ne kadar hesaba alındı?

Uluslararası standartların adını anmak yeterli mi?

STÖ’ler, TİHEK için önerilen uluslararası standartların, kanunun sadece gerekçesinde anıldığına; bu standartlara kurum tasarımı ve işlevlerde yer verilmediğine dikkat çekti.

İnsan hakları ve ayrımcılık konusunda Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerinin gereklerine de yer verilmediği belirtildi. Ayrımcılık tanımının ve ayrımcılığa karşı getirilen önlemlerin de eksik olduğunun altı çizildi.

"Toplumsal cinsiyet eşitliği, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde ayrımcılık, sosyal statü temelinde ayrımcılık, çoklu ayrımcılık, mültecilik ve sığınma statüsüne ilişkin ayrımcılık ve diğer birçok ayrımcılık temeli tasarıda yer almıyor" denildi.

Daha tasarı yasalaşmadan bugün olacakları çok iyi gören ve Meclis’e seslenen STÖ’ler yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İnsan hakları, eşitlik, ayrımcılıkla mücadele ve işkence ve kötü muameleyi önleme alanında çalışan STÖ’lerin katkıları olmadan; yasama sürecini etkin şekilde işletmeden; kanun yazımının gereği olan iç tutarlılık ve yapılandırma sağlanmadan; ihtiyaçlara, ilkelere ve işlevlere ilişkin katılımcı ve çoğulcu bir istişare süreci olmaksızın hazırlanan bu kanunla oluşturulacak kurum beklenen işlevini yerine getiremez. STÖ’ler olarak TBMM’den talebimiz, tasarının TBMM Komisyonlarına iade edilmesi ve Avrupa Konseyi Sivil Toplumun Karar Verme Sürecine Katılımıyla İlgili İyi Uygulama İlkelerinde öngörülen katılımcı bir süreçle en baştan ele alınmasıdır.” 

Bu talep karşılık bulmadı ve yasalaştı.

6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu kapsamında ayrımcılık yasağı ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek ve tüzel kişi ile ulusal önleme mekanizması fonksiyonu kapsamında ceza infaz kurumları, nezarethaneler, geri gönderme merkezleri, çocuk ve yaşlı bakımevleri, rehabilitasyon merkezleri, psikiyatri klinikleri gibi alıkonulma yerlerindeki özgürlüğünden mahrum bırakılan ya da koruma altına alınan kişiler kuruma başvuru yapabiliyor.

Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) 2018 yılında ayrımcılığa uğradığını belirten bin 8 kişi başvurmuş. Şikâyetler en çok mülteci kampları ve cezaevlerinden gelmiş.

Cumhurbaşkanlığı’nın görevlendirdiği Adalet Bakanlığı ile ilişkili olarak çalışmalarını sürdüren TİHEK, res'en inceleme ve yaptırım yetkisi olan bir kurum.

Ancak yaptırım yetkilerini kullanmadığı görülüyor.

Önemli olduğunu düşündüğüm bir gerçeği belirtmemde yarar var. Çabuk ve çözüm getiren kötü muamele ve işkence başvuruları bu alandaki sivil toplum örgütlerine yapılıyor. Özelikle Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) çok fazla başvuru ile karşılaşıyor. STÖ’ler başvurucular adına TİHEK'e başvurduklarında her zaman olumlu ve çözüme götüren sonuçlar alamıyorlar, hatta son zamanlarda yaptıkları başvurularda aynı cevaplarla karşılaşıyorlar.   

‘BÜTÜN BAŞVURULARA AYNI YANITI VEREN KURUM’

Türkiye İnsan Hakları Eşitlik Kurumu'nun (TİHEK) detaylıca yer aldığı CİSST raporunda  “Başvurulara kurumun doğrudan verdiği bir cevap yok. Sadece belli aralıklarla standart cevap göndermekte” deniliyor (2).

Yıllardır bir sorun var TİHEK ile STÖ'ler arasında. Sorunların çözülmesi için bu kurumun hiçbir çaba sarfetmediği ortada. Ancak STÖ'lerin ısrarcı olmaya devam etmesi gerektiği de çok açık. Varmış gibi duran bir kurumun varlığını sorgulamaya devam etmekte ısrarcı olmamız lazım. 

"Bildiğiniz bütün insan hakları sözleşmelerini unutun, biz yenisini yazıyoruz" ne demektir?

Yazıldığı söylenen yeni insan hakları sözleşme metninin merkezinde Hazreti Muhammed’in Veda Hutbesi nasıl yer alacaktır? Bu çalışmaları kim yapıyor, sözleşmeyi kim yazıyor? 

TİHEK varlığını topluma neden anlatmıyor, bu kadar hayati bir kurumun bu kadar az bilinir kalması bir tercih midir?

Eşitsizliği ve ayrımcılığı ortadan kaldırma misyonu daha ne kadar yapılmamaya çalışılacak?

Misyonundaki işkence ve kötü muamele ile mücadele etmeye ne zaman başlanacak?

Bu kurum şu anda Türkiye‘de işkence ve kötü muamele olduğunu iktidarda bulunanlara söyleyebilecek midir? Buna inanabilir miyiz? 

Sadece Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi ve Rize L Tipi hapishane raporu bile olaydır...

Peki rapor yazılmış da ne yapılmıştır? Rapor nasıl oluyor da şimdi ortaya çıkıyor?

Adında eşitlik olan bir kurumda şu anda sadece bir kadın kurul üyesi var. Kurul bunun farkında mıdır?

Bugüne kadar yaptıkları çalışmalara bakınca nereye ve nasıl hizmet ettiklerini ve kuruluş amacından nasıl uzaklaştıklarını rahatlıkla görebilirsiniz. Üstelik kurul üyesi Hıdır Yıldırım'ın Eskişehir’de kullandığı cümleler ortada ve hâlâ kurul üyeliği devam ediyor. Yazıklar olsun insan hakları sözleşmelerini unutun diyen bir üyeyle aynı kurulda bulunanlara.

TİHEK‘in hazırlamış olduğu iki rapor üzerinde çalışma yöntemini ve raporlar üzerine eleştirilerimi önümüzdeki hafta yazmak istiyorum. Çok önemli iki rapor yazılmış, gecikmiş şekilde kamuoyuna ulaştı ve açık hale geldi. Acil çözülmesi gereken insan hakları ihlallerini aylar sonra tartışabiliyoruz.

Kurulun 28 Ağustos 2019 tarihinde Rize L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na habersiz bir ziyaret düzenlendiğini anlıyoruz. Rize L Tipi Hapishane raporu epeyce tartışmalı konularla dolu ve hapsetme anlayışımızın ve yöntemlerimizin ne kadar uluslararası standartlardan uzak olduğumuzu gösteriyor.

İkinci rapora gelince, hayli ses getirecek görünüyor, siteye çok geç konuldu ve haberdar olduk hepimiz. İnanılmaz önemli bir rapor bu. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun 19 Nisan 2019 tarihinde Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'ne habersiz olarak gerçekleştirdiği izleme ziyareti sonrasında edinilen tespit, gözlem ve şikâyetlerin ulusal ve uluslararası normlar bağlamında değerlendirildiğini görüyoruz.

Manisa Ruh Sağlığı Hastanesi yetersizlikler içindedir, evet burası depo hastane olarak kullanılmaktadır ve kapatılmalıdır ama aynı yerde toplum temelli bir çalışma ve hizmet yöntemine geçilmelidir. İnsanın kafası karışıyor bir rant kavgası mı vardır? Hastanenin olduğu alanın çok değerli olduğu yerel medyada ve iş çevrelerinde çok konuşuluyor, iştah kabartıyor. Tarihi hastane arazisi alışveriş merkezine kurban gitmemelidir ya da Millet Bahçesi yapmak yağcılığına kurban edilmemelidir.

Son olarak İzmir Barosu'nun bir basın açıklamasına yer vermek istiyorum:

‘Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu idari ve mali özerkliğe sahip, kamu tüzel kişiliğini haiz ve Adalet Bakanlığıyla ilişkili bir kurumdur. İnsan onurunu temel alarak insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, kişilerin eşit muamele görme hakkının güvence altına alınması, hukuken tanınmış hak ve hürriyetlerden yararlanmada ayrımcılığın önlenmesi ile bu ilkeler doğrultusunda faaliyet göstermek, işkence ve kötü muameleyle etkin mücadele etmek ve bu konuda ulusal önleme mekanizması görevini yerine getirmek üzere kanunla kurulmuştur.

Kurumun temel kuruluş amaçlarını ihlal eden ve resmi twitter hesabından yapılan açıklamayla ve üstelik Kurum Başkanı Süleyman Arslan’ın bunu kendi hesabından da paylaşmasıyla en büyük insan hakları ihlallerinden biri olan çocuğun cinsel istismarının evlilik adı altında meşrulaştırma çabaları pervasızca ortaya konulmuştur.

Taraf olunan tüm uluslararası düzenlemeler ve bu düzenlemeler ışığında hazırlanan yerel mevzuatta da açıktır ki; on sekiz yaş altında her birey çocuktur ve on sekiz yaş altı evlilikler zincirleme olarak katılım, eğitim, sağlık gibi bir dizi çocuk hakları ihlalini doğurmakta ve çocuklar üzerinde ruhsal olarak birçok olumsuzluğa yol açmaktadır. Ayrıca yine çocukluk yaş döneminde evlenenlerde okuldan ayrılma, eğitim yaşamının bitmesi, aile içi şiddet görme, erken gebe kalma ve buna bağlı doğum komplikasyonları ve ölüm riskleri daha yüksektir.

2016 yılından bu yana defalarca gündeme getirilen çocukların istismarcılarıyla evlenmeleri halinde cezasızlık getirmeye yönelik yasa teklifinin meclise sunulacağına ilişkin haberler üzerine başlayan tartışmalar sürerken bu açıklamaların yapılması bir tesadüf değildir. Mücadelemiz, hukukun evrensel ilkelerine, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere ve çocuğun üstün yararına aykırı olacak bir düzenlemenin bir daha ülke gündemine getirilmeyeceği güne kadar sürecektir.

Yetkilileri, Kurumun yasaları ihlal eden ve suç teşkil eden bu açıklamasına karşı harekete geçmeye ve Kurum Başkanı Süleyman Arslan’ı istifaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İzmir Barosu"

İzmir Barosu'nun tepkisi ve talebine katılmamak mümkün değil.

Ama asıl bir adım daha ileri bir talepte bulunmak istiyorum. Evet, yapılması gereken bu işlevsiz ve insan haklarının korunmasına yarar sağlayan değil aksine zarar veren kurumun ortadan kaldırılmasıdır. Uluslararası bütün standartlara uygun, insan haklarına saygılı ve
sivil toplum önerilerini dikkate alan ve ortaklıklar kuran bir yapıya kavuşulmalıdır.

Bugün böyle bir yapıya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

1- www.tihek.gov.tr

2- http://cisst.org.tr/wp-content/uploads/2020/06/insan_haklari_basvuru_raporu.pdf

3- https://www.izmirbarosu.org.tr/HaberDetay/2174/basina-ve-kamuoyuna

*İnsan Hakları Çalışanı

Etiketler TİHEK TİHV İHD CİSST
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR