TARIMDA KRİZ BÜYÜRKEN GIDA ENFLASYONU NE OLUR?
Tarımın hali buyken gıda enflasyonunda bir sakinleşme beklemek mümkün değil. Tarım-ÜFE gibi öncü göstergeler de bunu teyit eder nitelikte... Asıl sorun ise yıllarca ötelenmiş yapısal sorunlar ve plansızlık nedeniyle tarım sektörünün ciddi bir bunalım içinde olması. Tarımsal üretim son üç yılda ortalama binde 7 küçüldü. Nüfus artıyor ve gıdada arz sorunu her zamankinden daha kritik bir hal alıyor. Demografik etkenler sebebiyle genç nüfus tarımsal üretime katılmak istemiyor ve kırsal alanları terk ediyor. Teşvik politikaları yetersiz kalıyor. Palyatif çözümlere yönelip ithalatla fiyatları dengelemeye kalkmak Türkiye tarımına bir darbe daha vuruyor. Bitkisel üretimde durum bu, hayvancılık ise tam anlamıyla can çekişiyor. Tüm bu veriler ışığında, gıda fiyatlarının düşmesi imkansız. Daha net söyleyeyim, Türkiye’de gıda enflasyonu daha uzun bir süre dar ve orta gelirlinin kabusu olmaya devam edecek.
PİYASALAR ENFLASYON KONUSUNDA FAZLA İYİMSER
Ocak ayında beklentiler doğrultusunda enflasyon yüksek gelmişti. Ancak TÜİK’in enflasyon rakamlarının gerçeklikle bir ilgisi olmadığını bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Yıllık enflasyon TÜİK rakamlarının yaklaşık yüzde 100 üzerinde... Şubatta daha ılımlı bir enflasyon rakamı bekleniyor. Ocak ayına göre daha düşük olması muhtemel. Piyasa katılımcıları da yıllık enflasyonda şubat ayında ılımlı bir artış olacağını öngörüyor. Aylık yüzde 3.8, yıllık olarak ise yüzde 66 oranında... Tabii tüm bu öngörüler TÜİK verileri üzerinden yapıldığı için, özellikle yıllık enflasyondaki yüzde 66’lık beklenti çok ciddi bir sapmayı da içinde taşıyor. Yıllık enflasyon için en yüksek tahmin yüzde 68; en düşük ise yüzde 65 seviyesinde. Siz siz olun, bu tahminlere, ‘hissettiğiniz enflasyonu’ da ekleyin. Yani ikiyle çarpın!
EN YÜKSEK ŞUBAT AYI İHRACATI
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, şubat ayı dış ticaret verilerini açıkladı. Şubatta ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13.6 artışla 21 milyar 86 milyon dolar oldu. Bu rakam Cumhuriyet tarihinin en yüksek şubat ayı ihracat değeri. İthalat ise yüzde 8.5 azalışla 28 milyar 87 milyon dolara geriledi. Tabii ki bu çok olumlu bir gelişme... Ancak bu veriden yola çıkarak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in dış ticaret verilerini değerlendirmesi her zamanki gibi çok iyimser. Şimşek, “Program çalışıyor. Ocak ve şubatta dış ticaret açığında yıllık iyileşme toplam 13.2 milyar dolara ulaştı. Ekonomide dengelenme devam ediyor. İlk çeyrekte net ihracattan büyümeye pozitif katkı bekliyoruz” paylaşımını yapmış. Dış açıkta bir düzelme olması muhtemel, ancak ihracat sektörünün yapısal sorunları çözülmeksizin sürdürülebilir bir iyileşmenin nasıl olacağı konusunda ciddi şüpheler var. Gerek küresel ticaret ikliminin pek parlak olmayacağı bir döneme girdiğimiz için, gerekse en önemli ticaret partnerimiz Avrupa Birliği’nin yaşadığı sorunlar sebebiyle... Katma değeri yüksek ürünler ve kilogram başına ihracat değeri gibi göstergelere girmiyorum bile!
IMF İLE GÖRÜŞMEYECEĞİZ, AMA SANKİ GÖRÜŞMEK İÇİN HAZIRLANIYOR GİBİYİZ!
Gerek dış politikada gerek söylemlerde gerekse içeride mafyaya ve kara paraya yönelik operasyonlardaki artışa ve Türkiye’nin gri listeden çıkması için harcanan çabalara bakıldığında, sanki IMF ile bir süre sonra masaya oturulacakmış gibi bir his oluşuyor değil mi? Ekonomi yönetiminin yurtdışından taze para bulma çabalarının da pek sonuç vermediğini hatırlatayım. Aynı şekilde alınan tüm önlemlere rağmen hedeflenen iyileşmenin sağlanamadığını da buna ekleyeyim. Doğal olarak böyle bir söylenti çıkıyor tabii... Yerel seçimler sonrasında uzun bir süre seçim olmayacağı ve iktidarın söylemlerinin tersine hareket etmek için bir fırsatı olacağı da cabası... İşte bu söylentiler sebebiyle, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, ‘seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD'den destek istendiği’ yönündeki iddiaların doğru olmadığını açıkladı. Bu açıklama bile, pek çok kez dediğinin tersini yapan bir iktidar göz önüne alındığında, IMF ile masaya oturmamızın muhtemel olduğunu düşündürmez mi?