Yalan haber bahane gözetim toplumu şahane

İktidarlara karşı seslerin kendine yer bulabildiği dijital kanalları, sosyal ağları hükümetin kontrol etme isteğinin sebebi bizi yalan haberden korumak değil, aslında haber olarak okumamız gereken bilgilerin akışını önlemek; bu bilgileri veren hesapların gerçekte kim olduğunu bilmek. Herhangi bir sosyal ağ hesabı olan insanlara, yazacakları en ufak bir eleştiri karşısında yargı sopasıyla terbiye edilecekleri korkusunu yerleştirmek.

Mahmut Tezcan  

Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk, 30 Nisan’da ilgili TBMM komisyonuna 5651 sayılı İnternet Kanunu’na dair bir değişiklik teklifi verdi. Teklif, birkaç hafta önce görüşülen torba yasada yer alması planlanan ancak son anda geri çekilen sosyal medya düzenlemesiyle birçok benzerlik gösteriyor. Daha önce de yazdığım gibi, her gerilim anında olduğu gibi korona virüsü döneminde de ‘bilinmeyen, korkulan, dış mihraklara hizmet eden’ sosyal ağlar yine hedefte. Dezenformasyonun, yayılma alanı bulduğu temel mecraların başında sosyal medyanın geldiğini kimse inkar etmese de mücadele anlayışını ve yöntemlerini daha detaylı incelememiz, tartışmamız, değerlendirmemiz gerekir.
Öztürk’ün kanun teklifine göre yalan haberlerin yayılmasının önlenmesi ve sahte hesapların ortadan kaldırılabilmesi için ülke çapında 500 binden fazla kullanıcısı olan yerli ve yabancı sosyal ağların Türkiye’de temsilci bulundurması gerekecek. Ayrıca sahte hesapların önüne geçmek için de sosyal ağ üyelikleri T.C. kimlik numarası ile yapılacak. Bu veriler KVKK ile korunacak ve bu teklif yasalaştıktan sonra sayılan şartlara uygun hizmet vermeyen sosyal ağlar kademeli olarak yasaklanacak veya idari para cezasına çarptırılacak.

DEZENFORMASYONLA MÜCADELEDE BİR İYİ BİR KÖTÜ ÖRNEK

Madem yasa teklifinde yazıldığı gibi amaç yalan haber ve sahte hesaplarla mücadele etmek, o zaman yalan haberle mücadele konusunda yakın zamanda adımlar atan iki devletin yaklaşımına bakalım.
Finlandiya, dezenformasyonun dijital kanallar üzerinden yayılmasının bir noktadan sonra önlenemeyeceğini düşünüyor. Önemli olan, dezenformasyonun sayısını azaltmak kadar, o dezenformasyona maruz kalan bireylerdeki etkisini de azaltmak. Bunun için de bugüne kadar öğrenciler başta olmak üzere her yaş grubundan binlerce insana medya okuryazarlığı, dijital okuryazarlık kursu vermiş. İnternette karşılaşılan herhangi bir bilginin doğru olup olmadığına iki kez düşünmenin kıymeti ve şüpheyle yaklaşmanın daha sağlıklı bir dijital ekosistem oluşturabileceği verilen temel mesajlardan bazıları. Yani kimse vatandaşlık numarasıyla bir siteye üye olmuyor. Toplumun tamamına yayılmak istenen sosyal medya ve internet kullanım bilinci çare olarak görülüyor.

Singapur, henüz 1 yıl önce internette yanlış bilginin yayılmasını önlemek amacıyla bir yasa çıkardı. Yasa, yalan haberleri her türlü mecra ve platform üzerinden yayanlara karşı yüklü para cezaları öngörüyor ve hükümete bu mecralar üzerinde tam denetim yetkisi veriyor. Yalan haber, ‘kamu yararına karşı olan’ gibi muğlak bir tanımla birleştirilmiş olduğundan hak savunucuları, bu tip yasaların hükümetlerin elinde ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı araçlar haline gelebileceğini söylüyor. Ayrıca yalan haber sonrası düzeltme mesajları yayımlatma gibi zorlayıcı tedbirlerin de hükümet propagandasına dönüşebileceği endişesi hakim. Singapur hükümeti, idarenin bu konudaki uygulamalarına karşı yasal yollara başvurulabileceğini, toplumu korumak için böyle bir adım attığını iddia ediyor.

SOSYAL MEDYANIN ÇALIŞMA MANTIĞINA AYKIRI

Teklifte, sosyal ağ şirketlerinin Türkiye’de hizmet verecekleri bireylerden kimlik numarası istenmesinden bahsediliyor. Kimlik numarasıyla eşleşmeyen hesapların sahte hesap olacağı ve kullanılamayacağı anlaşılan teklif sahibine şunu sormak isterim. Diyelim ki teklif kabul edildi ve uygulanmaya başlandı; Türkiye’deki kullanıcıların VPN kullanmadıklarını ve kimlik numaraları ile hesaplarını güncellediklerini varsayalım. Peki Türkiye’deki kullanıcılar yurt dışından gelecek Türkçe ve başka dillerdeki dezenformasyona nasıl kapalı olacak? Yani “biz kendi içimizde üretmeyelim de yeter” mi demek isteniyor?
Peki Türkiye’deki kullanıcılar kimlik numaralarıyla bağlandıktan sonra da dezenformasyonun yayılımı devam ederse (ki öyle olacağına garanti verebilirim), sonraki adım yurt dışından üretilen içeriklere, hesaplara erişimin engellenmesi mi olacak?
Belki de devlet, sosyal ağların Türkiye temsilcilerinden “Bu hesabı kapat, bunu Türkiye’de görmesinler. Şu hesabın sahibinin gerçek hayattaki kimlik bilgileri neler?” gibi taleplerde bulunacak. Peki asıl soru bu taleplere sosyal ağ şirketlerinin verdiği karşılık nasıl olacak? Sosyal ağların, platformlarını var eden, verilerini pazarlayarak para kazandıkları kullanıcılarının bilgilerini hükümete vereceğini sanmıyorum. Bu konularda genelde iki büyük sosyal ağ şirketi Facebook ve Twitter’ın tavrı belirleyici oluyor. Facebook, hükümetlerle son noktada işbirliği yapmaya daha yatkın olsa da Twitter, görece daha az bilgi paylaşımından yana bir tavır alıyor. Şunu da not etmekte fayda var: Büyük teknoloji şirketleri sizin özgürlüğünüzden çok kendi keselerini düşünüyor. Platformlarından uzaklaşırsanız gelirlerinin düşeceğinin farkındalar.

Son soru: Sosyal ağlarda yalan haberi engelleme konusunda T.C. kimlik numarası ile üyelik etkili olmayacaksa bunu neden öneriyorlar? Birincisi; sosyal ağların ve internetin çalışma mantığını, felsefesini bilmedikleri için bu tip bir yasayla, yurttaşlarını kontrol ederek yanlış bilginin önüne geçebileceklerini zannediyorlar. İkincisi; yalan haberi bu şekilde önleyemeyeceklerinin farkındalar ama en azından kimin ne yazdığını açıkça bilmek için kimlik numarası ile giriş yapılmasını istiyorlar. Sorunun cevabı ikisi de olabilir, ikisinden biri de.

SOSYAL AĞ DENETİMİ, HÜKÜMET, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Şu bir gerçek ki devletler ve muktedirler her zaman bilgi akışını kontrol etmek istemiş ve yönetimlerini buna dayandırmışlardır; internet devrimine kadar da bu reflekslerini korumuşlardır. Tarihte bir ulağın bir mesajı sağ salim ulaştırmasına veya saatler önceden hazırlığı yapılan radyo yayını kontrol altında tutulmaya çalışılırken şimdi devletler bildikleri kontrol ve denetim mekanizmalarıyla bilgi akışlarını kontrol edemiyorlar. İşte olay tam da burada patlak veriyor. Hükümetlerin eğilimlerine ve toplumların kendine has dinamiklerine göre de bilgi akışının denetlenmesi, kısıtlanması veya cezalandırılması; ifade özgürlüğü ölçütü olarak göz önüne alınan temel kıstasların başında geliyor.

Türkiye, ifade özgürlüğü konusunda ihlaller ve baskılarla anılan devletler listesinin vazgeçilmezi olduğu için verilen yasa teklifinin topluma hiç de iyi bir gelecek vadettiğini söyleyemeyeceğim. Hükümet, hali hazırda çeşitli yöntemlerle medyanın büyük bölümündeki bilgi akışını kontrol edebiliyor. Peki sizce ne yazıldığını denetleyemediği, muhaliflerin sesini duyurduğu, örtbas edilmek istenen cinayetlere, hızlıca verilen ihalelere dair kamuoyunun bilgilendirildiği ve toplumsal bir baskı unsuru olarak görülen alan neresi? Evet, sosyal ağlar.
İktidarlara karşı seslerin kendine yer bulabildiği dijital kanalları, sosyal ağları hükümetin kontrol etme isteğinin sebebi bizi yalan haberden korumak değil, aslında haber olarak okumamız gereken bilgilerin akışını önlemek; bu bilgileri veren hesapların gerçekte kim olduğunu bilmek. Herhangi bir sosyal ağ hesabı olan insanlara, yazacakları en ufak bir eleştiri karşısında yargı sopasıyla terbiye edilecekleri korkusunu yerleştirmek. İşte tam olarak istedikleri bu. Talep ettikleri bilgilerle gözetim alanlarını genişletmekten, ifade özgürlüğünü kısıtlamaktan, otosansürü yaymaktan, muhalif sesleri susturmaktan başka ne amaçları olabilir ki?