İmamoğlu ve Yavaş’a 8 öneri

Şeffaf olmak yetmez, mümkün olan alanlarda tam zamanlı, olmayan alanlarda da gecikmeli açık veriler sunulmalı. Nasıl ki, günlük hava durumunu açık veri olarak paylaşan meteoroloji kuruluşları, vatandaşın yararlanabileceği hizmetlerin doğmasına sebep olduysa, belediye sahip olduğu verileri açık veri olarak sunarak, hem tam şeffaf olmaya hem de yeni servis ve uygulamaların doğmasına imkan sağlar.

Serdar Temiz  

Ekrem İmamoğlu üç haftayı dahi bulmayan belediye başkanlığı süresinde, meclis çalışmalarını internetten canlı yayınlayarak çok büyük bir değişiklik yaptı. Benzerini Mansur Yavaş da yaptı. İnternette İmamoğlu ve Yavaşın videolarının yayılma ve izlenme oranları da, vatandaşların bu durumu kanıksadığını hatta buna aç olduğunu gösterdi.

Belediye meclisinde çoğunluk ikisinin de elinde değil. Dolayısı ile, mecliste tartışmaları şeffaf bir şekilde yayınlayarak, içeride olanlar hakkında medyada istedikleri propagandayı yapabilen iktidar koalisyonuna bir alternatif sunabildiler. Farkındalar mı bilmem ama çok büyük bir devrim yaratmanın ilk adımını attılar. Ellerinde yönetim biçimini tümden değiştirmek için çok büyük bir fırsat var. Şeffaf olmak için attıkları adımların sadece mecliste azınlık olmaktan kaynaklanan kuşatmayı yarmak için atılmış adımlar değil de, gerçekten de yönetim tarzını değiştirmek için atılmış adımlar olduğunu farz ederek bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum.

1- Şeffaflık ama seçmece olmayan şeffaflık:

Kimi zaman şeffaf olduğunu belirten yönetimler, sadece gerekli gördükleri bilgileri şeffaf olarak sunarak esasında şeffaflığı menfaatleri için kullanırlar. Belediye, sadece yönetim toplantılarını değil, yaptığı tüm harcamaları, kararları, gerekçelerini şeffaf bir şekilde paylaşarak, yani yüzde 100 şeffaf olarak demokratik yönetim kurabilirler. Yoksa kimi alanlarda yüzde 100 şeffaf olup başka alanlarda kulp bulup gizlilik kararı alırlarsa, şeffaflıklarının sadece taktik olduğunu anlarız.

2- Açık veriye ve açık inovasyona yatırım:

Şeffaf olmak yetmez, mümkün olan alanlarda tam zamanlı, olmayan alanlarda da gecikmeli açık veriler sunulmalı. Nasıl ki, günlük hava durumunu açık veri olarak paylaşan meteoroloji kuruluşları, vatandaşın yararlanabileceği hizmetlerin doğmasına sebep olduysa, belediye sahip olduğu verileri açık veri olarak sunarak, hem tam şeffaf olmaya hem de yeni servis ve uygulamaların doğmasına imkan sağlar. Mesela, yapılan aktif tüm harcamaları tam zamanlı (ya da günlük, ya da haftalık) açık veri tabanında uygun protokollerle halka ve firmalara açmak; çok ilginç uygulamaları da beraberinde getirir. Bu verileri açmak değil, kullanılmasını motive etmek gerekli. Murat Kırgın’ın başında olduğu Açık İnovasyon Derneği, üniversite yazılım kulüpleri, Pınar Dağ ve Leyla Arsan gibi açık veri ile uğraşan isimlerden destek alınarak değişik kodlama yarışmaları yapılabilir. Örnekleri de çok var. Mesela İsveç’teki İsveç için hack’la, ABD için ABD için kodla (hackforsweden, codeforusa) gibi etkinliklere benzer etkinlikleri organize ederek, değişik sektörlerden çalışanları, sivil vatandaşları, üniversiteleri, kurumları ve öğrencileri katarak yerel yönetimlerde inovatif servislerin çıkmasına öncü olabilirler.

Kimi kurumlar, ellerindeki verilerin ne işe yarayabileceğini dahi bilemiyor olabilirler ve bu tarz etkinliklerle, yarışmalarla hiç beklemedikleri kullanımları keşfedebilirler. Mesela, belediye kurumlarının servis ve protokol araç sayılarını, giderlerini veri olarak alıp, görsel diyagramlarla diğer masraflarla karşılaştırmalı olarak göstermek isteyecek firmalar veya sivil toplum örgütleri olacaktır. Mesela, caddelerdeki trafik kaza rakamlarının açık veri olarak paylaşılması, kim bilir, belirli günlerde bazı caddelerdeki kaza sayısının normalin üzerinde olduğunu keşfedip, orası için çözümü bulmaya da sevk eder. Hatta bu veriler, ambulansların nerelere konuşlandırılması gerektiğine dair de bilgiye dönüştürülebilir.

3- Kitle kaynaklaması:

Kitle kaynaklaması biraz da, halkın veri toplamada aktif olması için gerekli araçların sunulması ve bu araçlarla toplanan bilgilerin daha doğru kararlar alınması için kullanılması demek. Mesela, cadde ve sokaklarda çöküntüler var ve belediye çalışanlarının 7/24 her sokağı, caddeyi gezmesi mümkün değil ancak, orada yaşayanlar olayı hızlı bir şekilde, sadece telefonla değil, ‘Benim Belediyem’ gibi uygulamalarla yazılı, resimli ve videolu raporlayarak, belediyeye katkı sağlayabilirler. Belediye bu verileri değerlendirerek, ekipleri nereye ve ne zaman ve hangi sıklıkta göndermesi gerektiğine karar verebilir. Bu, çok büyük bir zaman ve kaynak tasarrufu sağlar.

4- Veri bazlı kararlar:

Alınan kararların gerekçelendirmesi yapılırken, doğru ölçümlerle veri bazlı karar almak birçok sorunu çözer. Mesela belediyeye şikayetlerin toplandığı havuzda, caddelerdeki delikler kimi yerlerde sürekli oluyorsa, bu veri orada daha detaylı bir analiz yapılması gerektiğini gösterir. Bu sebeple, orada gözlem için gönderilen belediye çalışanları, ağır yük taşıyan araçların oralarda sorun yarattığını tespit edip ya o araçlara farklı yollar sunar ya da yolu daha dayanıklı maddelerle güçlendirir. Kararların doğru ölçümlerle veriye bağlı alınması, hem alınan kararların meşru olmasına hem de doğru kararların alınmasına sebep olur.

5- Açık kaynak yazılıma yatırım ve paylaşım:

Bunun için elbette çekirdek bir teknoloji ekibinin olması şart. Buna ek olarak, elden geldiğince açık kaynak kodlu yazılımları, işletim sistemlerini kullanmak, hizmet satın alırken bu tarz uygulamaları talep etmek, kodlara ve verilere sahip olup, kişisel verileri korumayı şart koşmak, beledinin hizmet alımı yaptığı firmaları bu alanda da denetlemesi, yerel yönetimlerin teknolojik gelişmeye katkısını sağlar. Belediyeler, verileri açarken, açık kaynak kodlu yazılımları amaçları doğrultusunda değiştirerek ve birbirleriyle de bu bilgileri paylaşarak çok büyük tasarruf sağlarlar. Mesela ‘Sokağımı düzelt’ gibi uygulamayı Ankara kullanınca, bunun aynısını diğer belediyelere sunmak, onları eğitmek veya bu ücretsiz yazılımın destek hizmetini sağlayıp gelir dahi sağlamak mümkün. Ankara Belediyesi’nin uyarladığı ve geliştirdiği yazılımları İstanbul’a ücretsiz veya asgari ücretle satması mümkün olabilir.

6- Katılımcı yönetim:

İmamoğlu “Ulaşım sorunlarını şoförlerle konuşacağız” derken çok doğru bir noktaya parmak bastı. Kararları o hizmeti verenler ve o hizmette faydalananlarla da konuşarak vermek gerekli. Bu katılımcı yönetimin temeli ancak göz ardı edilen de, bu katılımcı yönetime fiziksel engelli vatandaşların da katılabilmesini sağlamak. Belediyenin yönettiği binalara ve sitelere bedensel engelli vatandaşların rahat erişimini sağlamak, bedensel engellilerin de sadece kendi engelleri için değil, her türlü konuda önerilerini alabilecek teknolojilere yatırım çok ama çok önemli. Mesela İBB’nin web sitesini görme engelli bir izleyici nasıl takip edebilir, görme engelliler sürece nasıl dahil edilebilir gibi sorulara kafa yormalı.

7- Kâr amacı olmayan organizasyonlar:

Burada sadece dernek ve vakıflardan bahsetmiyorum. Özel şirketlerden de bahsediyorum. Risk sermayedarlarının veya zengin/bağlantılı insanların yüksek kâr amaçlı şirketleri, hem belediyenin hem de taşeron işçilerin zarar görmesini sağlar. Belediye ihaleler verirken bazı sıkı şartlar getirebilir. Buna taşeron çalışan işçilerin maaş ve özlük haklarının en az belediye çalışanları kadar olmasından, tüm masraflardan sonra kâr marjının yüzde 10 ile sınırlandırılması gibi örnekler verilebilir. Bu sayede taşeron işçilerin de sorunları azaltılmış olur. Neticede ihaleyi en düşük bedel verene verince, tek amacı yüksek kâr olan firmalar, ya maldan ya da işçi masrafından kısıyorlar. Çağ, yüksek kârlılık değil, sürdürülebilir kârlılık çağı. Bu maddi kısıtlamalara ek olarak, şirketin çevre ve hayvan haklarına nasıl saygılı olduğu da denetlenmelidir. Böylelikle, düşük ve sürdürülebilir kâr marjını kabul eden firmalardan oluşan bir ekosistem oluşturarak, piyasadaki sağlıksız firmaların elenmesi de sağlanır.

8. Oyunlama:

Kitle belediyesi olmanın bir yolu da, vatandaşı sürece dahil etmek. Sokaklardaki sorunları belediyeye raporlamak gibi ‘ciddi’ konuları esasında oyun/ eğlence haline dönüştürecek servisler oluşturulmalı. Mesela dikkate alınan 10 sorunu bildiren vatandaşa ‘belediye puanı’ kazandırıp, bu puanlarla, belediyenin sosyal tesislerinde ücretsiz tiyatro gösterisi hakkı verilebilir. Haftanın en ‘farkında vatandaşı’, ‘en temiz restoran’ gibi seçimler, bu oluşturulan eğlenceli servislerdeki katılımlarla sağlanabilir.

Katılımcı, şeffaf ve veriye dayalı yönetim biçimini sadece İstanbul ve Ankara’da değil, tüm muhalefet belediyeleri birbirleriyle bilgi, veri, yazılım ve tecrübe paylaşımı yaparak oluştururlarsa, demokrasi için kalıcı kazanımlar sağlamış olurlar.