Taksi maksi, Uber müber, Turkcell mürksel

Globalleşmeye methiyeler düzecek değilim ancak bir ülke içine kapandıkça, iç piyasadaki rekabeti azalttıkça, bazı yerel firmalar siyasetçileri de ikna ederek(!) tekel olurlar, ya da birbirleriyle anlaşarak hizmet verirler! Bu da dolayısı ile, firmaların çoğunluğu yerli olan müşterilerine kötü hizmet ve bol bol zam olarak yansır.

Serdar Temiz  

Aylardır Uber-sarı taksiler arasındaki mücadeleden haberdarız. İstanbul’daki taksi maceralarım çok da iyi geçmemiştir. Bana kötüleri denk gelmiş olabilir ancak taksiciliğin kıvamında düzenlenmediği, var olan düzenlemenin de müşteriler için değil, plaka sahipleri için yapıldığı ortada. Herhangi bir taksiciye sorarsanız, aracı plaka sahibinden kiraladığını söyler. Ödediği miktar da düşük bir rakam değildir. İsterse tek müşterisi olsun, isterse 100 müşterisi olsun, bu miktarı düzenli olarak plaka sahibine ödemek zorundadır. Plaka sahibi bu işten iyi para kazanırken, esasında emekçi olan taksici sigortası dahi olmadan çalışır.

Buradaki esas sorun ne? Belli sayıdaki taksi plakası zamanında para ile satılmış. Ve bu rakam Cengiz Semercioğlu’nun Mart 2018’de yazdığı gibi 50 yıldır değişmemiş. Düşünebiliyor musunuz, nüfus kat kat artmışken, taksi plakası sayısı sabit durmuş. Ekonominin basit kuralına göre, talep artıp arz artmayınca, plakaların değeri servet değerine ulaşmış.

Elbette hepsi için söylenemez ama her zaman donanımlı veya iyi taksicilerle karşılaşmıyor olabilirsiniz. Taksicilerin fatura kesmeyeninden tutun da, kazık atanına, kısa mesafeye müşteri almayanına, yolun ortasından indirenine kadar türlü türlü versiyonları var. Sokak sokak adres adres tarif etmekten, temiz tutulmayan taksilerle gitmek zorunda kalmaya, işine yetişmeniz gerekirken yüksek ücret için tartışmak zorunda kalıp stresinizi arttırmaya kadar birçok soruna neden oluyor mevcut durum. Hatta farklı zamanlarda belki de taksi plakası kiralayanın bile bilmediği kişiler de arabayı sürüyor olabilir. Yeterli denetimin olmadığı, zaten ortaya çıkan sorunlardan belli. Maalesef şikayetler de yeterli olmuyor, taksicilerin ve plaka sahiplerinin bu saltanatı olduğu gibi devam ediyor.

Bir de korsan taksi hizmetleri var. Ciddi ciddi, herkesin bildiği korsan taksiler. Hem daha ucuza hem de esasında gizlilik ve referansın öneminden dolayı daha güvenli hizmet sunabildiler. Gezilerini aylarca, bildiği korsan taksi durağı ile yapan insanlar biliyorum. Hatta korsan taksicilik işi yapanları da tanıdım. Sistemleri bildiğiniz taksi sistemi, karşılıklı güvene dayalı, alanın verenin razı olduğu bir sistem.

ŞEHRE BİR YABANCI GELİR: UBER

Taksicilerin saltanatı sürerken, o saltanatın kenarında yaşamını sürdüren korsan taksiciler varken, bir gün şehre bir yabancı geldi. Uber isimli bu yabancı, müşterilerine daha yakındır, müşterilerini daha iyi bilgilendirir. Müşteri için mesafeye ödenecek fiyat konusunu önceden belirtir, kimin sürdüğünü bilirsiniz, aracın tam olarak ne zaman geleceğini bilirsiniz, gelirken takip edebilirsiniz ve tecrübeniz hakkında hemen geri dönüş verip değerlendirmenizi herkesle paylaşabilirsiniz. Taksinizi seçerken de, bu yorumlara bakarak karar verebilirsiniz. Taksi müşterilerine ek olarak, taksicilik yapmak isteyenlere de her türlü teknik alt yapıyı sunuyorlar. Taksimetreye, özel plakalı araç sürmeye, araçta ödeme sistemi bulundurmaya falan gerek yok. Şehre yeni gelen yabancı, bir anda teknolojiye alışık vatandaşların ve taksicilerin bu şımarık tavırlarından, fahiş fiyatlardan ve dolayısı ile kazıklanmaktan bıkmış insanların derdine derman olur. Arada bazı kötü şoförler çıksa da, Uber taksiye göre daha çok tercih edilir olur. Aynı zamanda, ekonomik durgunlukta işini kaybedenler ve ek iş arayanlar için de ekmek kapısına dönüşür.

Bu durum taksi sektöründekilerin huzurunu kaçırır. Onlar da birden ‘vatan, millet, Sakarya’ edebiyatına şiddet sosunu da katarak eylemlere girişirler. İlginçtir, hükümet de yasal düzenleme getirip, onlarca yıllık gereksiz saltanatı yıkmak ve vatandaşlardan yana tavır almak yerine, taksicilerden yana tavır alır. Uberciler ceza üstüne ceza almaya başlarlar.

Oysa Uberciler taksicilerin iddia ettiği gibi kaçak çalışmıyorlar. Taksi plakaları yok ama kaçak iş yapmıyorlar, esasında Uberciler taksi plakaları olmasa da, izinli ve belgeli çalışıp vergilerini veriyorlar. Fakat taksiciler Ubercileri terörist ilan etmeye kadar işi ilerlettiler! Dikkat edin, korsan taksi için o kadar ayaklanma olmadı. Çünkü korsan taksi, belki taksi şoförlerinin müşterilerini çalarken, plaka sahiplerinin gelirlerinde bir eksilmeye veya plakalarının değerinin düşmesine sebep olamazdı. Ancak Über’in devreye girmesi, bu sistemi temelden sarsmaya başladı. Uber varken, bir şoförün taksi plakalı araca o kadar kira vermesine gerek yok ki! Plaka sahiplerinin nasıl bir lobi gücü varsa, hem plaka sayısını sabit tutmayı, hem iktidar hem muhalefetten politikacıları kendi taraflarına çekmeyi hem de Ubercileri hain ilan etmeyi becerdiler. Taksi plakalarına sahip olanlar da, başkalarını çalıştırarak, haksız bir arz limiti oluşturulduğu için kazandıkları imtiyazla hayatlarına devam ederken Ubercilerin üzerine zaten sömürdükleri şoförleri sürmekten çekinmediler. Taksiciler de, ekmek paralarını, vatanı ve milleti bu yabancı firmanın işgaline karşı koruduklarını iddia ederek, kimi zaman şiddete varacak eylemlerden de kaçınmadılar.

KİM HAKLI?

Peki hangi taraf haklı? “Teknoloji ile iç içe biri olarak tavrım elbette Uber’den yana” dememi bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacağım. Uber temelde, taksi piyasasındaki taksi plakasına sahip olanlardan farklı davranmıyor. Hiçbir şekilde gerektiği kadar risk üstlenmeyerek, insanların kendi yatırımları ile aldıkları araçları, çalışanlara yasal bir güvence sağlamadan, emeklilik ve sağlık sigortalarını da şoförlere yükleyerek piyasada hizmet satıyor. Üstelik, talebin yüksek olduğu zamanlar olduğunda, fiyatları astronomik dereceye çıkabiliyor. Bu anlık fiyatlar da zaten ayrı bir mesele! Uber’in algoritmasından haberdar değiliz. Dolayısı ile gerçekte anlık arz/talep dengesinden dolayı mı yoksa algoritmanın bir katakullisi ile mi bu artışların olup olmadığını bilmiyoruz. Bildiğimiz ne peki? Uber eski plaka sahiplerinin yerini alan bir tekel olma yolunda.

Uber esasında şoförler için de o kadar kârlı değil çünkü sürüş süresi arttıkça kullanılan aracın da değeri azalıyor. Aracın ihtiyacı olan bakım oranı artıyor. Dolayısıyla araç sahibinin aracının düşen değerini ve harcadığı zamanın tam bedelini alamadığını rahatlıkla söylemek mümkün. Detaylarına yazının sonuna eklediğim iki videoda bakabilirsiniz ve esasında yarı zamanlı ek iş dışında tam zamanlı bir iş olmayacağını hatta esasında hiç iş olarak sayılamayacağını da anlamaya yardımcı olur. Peki Uber’in Türkiye’de yasaklanma gerekçesi ne? Uber’e bu ilginin sebebi ne?

Türkiye’deki yetkililer Uber’e ilginin bir sebebinin de, düzgün hizmet vermeyen taksiciler ve plakalar üzerinden kurulan sömürü düzeni olduğunu görmezden gelip, uluslararası aktörlere ve yerel firmalara düzenleme getirmek yerine, yabancı firmaları kısıtlama yoluna gittiler.

‘YEREL LOBİCİ’LER VE İÇE KAPANMA

Biz bu filmi nereden biliyoruz? Yabancı mallara karşı olan ve her şeyi vatan için diye sunan, esasında kalitesiz mallarını veya tekel oldukları için yurt dışından gelen ürünleri fahiş fiyata Türkiye’de pazarlayanlardan biliyoruz. Bir aralar neden tüm binek araçlar Tofaş ve Oyak-Renault idi diye biraz araştırırsanız, sermaye ve ordu ile alakalı kurumun yabancı firmaların teknolojilerini hasbelkader (!) tekel oldukları iç piyasada nasıl da sattıklarını görürsünüz. O zaman bu firmaların rekabete karşı oldukları için Avrupa ekonomisi ile entegrasyona da karşı olduklarını söylememe gerek yok zaten. Özetle, uluslararası aktörleri kısıtlama olayı ‘vatan, millet, Sakarya ve yerli malı’ içinmiş gibi sunulsa da, esasında, ‘eski tas eski hamam kalsın, ürünlerim kötü de olsa, yurt dışından alıp burada satsam da, tekelime kimse dokunmasın’cıların her zamanki numarası. Bu numaraya turizmciler de başvurdu. Ödeme sistemleri için de oldu. Hatırlarsanız booking.com ve paypal’ın başına gelenleri. Hatta, ticaretle alakası olmasa da, içeriğini ‘vatan, millet, Sakarya’ edebiyatına uyduramadıkları için V’si tırpalanmış Wikimedia (Vikimedia) dahi yasaklamalardan nasibini aldı. Oysa bu firmaların hiçbiri zorla hiçbir firmaya hizmet satmıyordu, hiçbiri zorla sitelerine gelinmesini sağlamıyorlardı. Kimse otellere booking.com ile çalışmayı da şart koşmuyordu. Global hizmet vermeyi beceremeyen ve bu çağda eskisi gibi para kazanmaması gereken tur operatörleri, turizm firmaları, içe kapanık bir sistemde istedikleri gibi satış yapabilmek ve uluslararası aktörlerin yasaklanması için lobi yaptılar. Bu ‘yerel’ lobiciler, yurt dışına çıkışlardaki harçların arttırılmasını dahi turizm gelirleri düşmesin diye isteyecek kadar ileri gittiler! Yurt dışının neden cazip olduğunu, neden insanların ‘her şey dahil’ olmadan Türkiye’ye gelmekten korktuğunu bilseler de bahsini etmeyecekler.

Ben dahi, Antalya’ya her şey dahil olmadan gitmedim, çünkü nerede ne kadar ‘tokatlanacağımı’ bilemedim. Yabancı tur operatörü garantisi ile gittim çünkü alacağım hizmetin belli bir kalitenin üzerinde olacağından ya da bir sorun olursa hesap sorabileceğim bir yabancı firma olduğundan ancak böyle emin olabiliyordum. Oysa başka ülkelere gidince öyle bir kaygım yok.  Çünkü fiyatlandırmanın hizmete uygun oranda olacağından, menüde yazılanların dışında ücret ödemek zorunda olmayacağımdan ve hesap sormam gerekirse hesabın verileceğinden emindim.

Globalleşmeye methiyeler düzecek değilim ancak bir ülke içine kapandıkça, iç piyasadaki rekabeti azalttıkça, bazı yerel firmalar siyasetçileri de ikna ederek(!) tekel olurlar, ya da birbirleriyle anlaşarak hizmet verirler! Bu da dolayısı ile, firmaların çoğunluğu yerli olan müşterilerine kötü hizmet ve bol bol zam olarak yansır.

BÜYÜK FİRMALAR NEYE GÜVENİYOR?

Başlıktaki Turkcell meselesine de böylece gelebiliyorum. İletişime neden daha fazla ödeme yaptığımızı, Gazete Duvar yazarı Funda Başaran detaylı bir şekilde anlatmış. Üstelik, özelleştirmede kasıt piyasada rekabeti arttırmak ve vatandaşlara daha uygun fiyata hizmeti sağlamak olması gerekirken (ya da vatandaşlara mesele böyle pazarlanmışken) devlet tekelinin yerini özel firmaların tekeli almaya başladı. Funda Başaran’ın da anlattığı üzere, Aria’nın piyasadan silinmesinde bir türlü yasalara uymayı kabul etmeyen ve rekabete fırsat sağlamayan Turkcell’in de katkısı var diyebiliriz.

Bu içe kapanma ve rekabetin olmamasına en güzel örnek son zamanlarda medyada dile getirilen ‘hotspot’ yani mobil internetinizi başka cihazlara açabilme özelliğinin ücretlendirilmesi veya kayıtla mümkün kılınması. Bilenler bilir, eğer internet paketinizi paylaşıma açmak istiyorsanız, mobil cihazınızda bunu paylaşıma açıp koyduğunuz şifreyi bilenlerle paylaşabiliyorsunuz. Bu şifreyi istediğiniz zaman değiştirebilir, bu bağlantıyı istediğiniz zaman kapatabilirsiniz. Yani cihazın sahibi olarak kontrol sizde. Medyada yer alan haberlere göre internet paketini paylaşmaya sınırlama veya kayıt şartı getirdi Turkcell. Nicelik ve niteliğini arttırmadığı hizmete yeni kurallar getiren ve bağlantıları güvenli hale getirdiğini, kota aşımına engel olduğunu iddia eden Turkcell, esasında aynı mal için daha fazla gelir elde etmek ya da ‘hızlı giriş’ isimli ürününün yaygınlaşmasını veya belki de bağlananların çetelesini tutmak istiyor. Gelişmiş ülkelerde, zaten telefon özelliği ile gelen internet paylaşım özelliğini kendi hizmeti gibi ücretlendirme ya da başka bir sistem ile kayıt şartı ile Turkcell sınıf atladı bence. Hatta, bu yazıyı yazarken, bu konuyu açıklayıp Turkcell’i savunan Kaan Terzioğlu’nun diğer tweet’lerine bakınca cidden şaşırdım:

Kaan Terzioğlu, dünyanın ilk dijital operatörünün Turkcell olduğunu iddia edebiliyor.

“Dünyanın ilk dijital operatörü olarak dijital tarımın da öncüsü olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz! Yeni geliştirdiğimiz Turkcell Filiz IoT cihazı ve mobil uygulaması, tarlaların kolayca takip edilerek verimliliğin artmasına olanak sağlıyor. #5GHazır http://turkcell.li/filiz

Gören ve duyan da dijital iletişim ilk Türkiye’de bulundu sanacak! Ben de senelerdir bu teknoloji altyapısı yurt dışından geliyor zannederdim! Bu basit bir örnek, buna benzer onlarca örnek var. O kadar garip iddialarda bulunuyor ki Türkiye’deki firmalar, insanın hayret edesi geliyor. Uzaktan bakınca, tekerleği icat eden o kadar çok firma var ki Türkiye2de, anlatamam! Mesela aynı tweet’teki teknoloji, zaten dünyada var ve uygulanıyor. En basitinden Bosch firması Japonya’daki sera üreticileri için buna benzer ürünler geliştirmiş.

Mesela Ericsson firmasının projelerinden biri: e-kakashi. Manası Japonca’da korkuluk ve bu platform nesnelerin interneti teknolojisini (IOT- internet of things) tarımda kullanma platformu.

Belki bu büyük lafları ederken bu firmalar belki de, İngilizce bilme ve dünyadan haberdar olma oranının düşüklüğüne güveniyorlar. İçe kapanmış toplum ve ekonomilerde, zaten dünyayı bilmeyen insanlara, dünyanın nasıl olduğunu ve o dünyada nasıl da büyük yer aldığınızı anlatmak çok daha kolay olsa gerek. Türkiye’deki siyasi gelişmelere paralel olarak bu içe kapanmanın süreceğini ve faturasının kötü yönetime ek olarak kötü hizmet alan vatandaşlara çıkacağını söylemek kahinlik olmaz. Ben başka firmalardan da, yabancı veya yeni firmaların iş yapmasını engelleyecek yeni lobicilik faaliyetleri, yeni düzenlemeler ve yaratıcı yeni(!) ürünler ve ücretlendirmeler bekliyorum.

Ekler
Uber için bir şoförün kendi hesaplaması (geliri saatlik yaşadığı ülke için düşük)

Uber için bilimsel hesaplama 

Akıllı tarım firmalarından (sadece) biri