Koronada bile siyanüre jet onay: Salgına rağmen vazgeçmiyorlar

Korona gibi bir salgının ardından devletlerin insan sağlığına ve doğaya zarar vermeyecek projelere yönelmesi beklenirken, Türkiye’de bir çevre katliamına daha imza atılıyor. Eskişehir’de Koza Altın İşletmeleri A.Ş.’nin açmayı planladığı ikinci siyanür havuzuna Çevre ve Şehircilik Bakanlığı jet hızıyla onay verdi. Bölge halkı, doğa ve sporseverler karara tepkili.
Dilara Olcar: "Bölge yeterince acı çekti, yıprandı. Daha fazla talan edilsin istemiyoruz."

Serpil Kurtay  

DUVAR – TMSF’ye bağlı kayyım yönetimindeki Koza Altın İşletmeleri A.Ş., Kaymaz Altın ve Gümüş Madeni’nde ikinci siyanür havuzu inşasına başladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayladığı 373 bin 600 metrekarelik ikinci siyanür havuzu; insan yaşamına, hayvan ve bitkilerin hayatına, Frigler’den kalma 1. derece arkeolojik ve doğal sit alanına, yerli ve yabancı tırmanıcıların ziyaret ettiği Karakaya Tırmanış Bahçesi’ne telafisi mümkün olmayan zararlar verecek. Özellikle tırmanıcılar, ilk günden itibaren projeye büyük tepki gösteriyor.

TIRMANICILARIN UĞRAK YERİ

Doğaseverlerin her zaman ziyaret ettiği Eskişehir’in Karakaya Mahallesi, yanı başındaki kayaların tırmanış sporuna uygun olduğunun anlaşılması ve Türkiye’de doğa sporlarının gelişmeye başlamasıyla daha da ilgi çekici bir yer haline geldi. İlk tırmanış rotaları açılır açılmaz, tüm Türkiye’den, hatta dünyadan sporcular davet edildi, uluslararası tırmanış rehberi hazırlandı. 2007 yılında Anadolu Üniversitesi Doğa Sporları Kulübü (ANADOSK) tarafından ilk Karakaya Tırmanış Şenliği organize edilerek tüm doğa sporları kulüpleri ve doğaseverler burada bir araya geldi. Bu yıl Covid-19 salgını nedeniyle şenlik yapılamamış olsa da, 2007 yılından bugüne kadar her yıl düzenli olarak şenlikler, doğaseverleri ve tırmanış sporcularını buluşturmaya devam etti. Şenlik sayesinde bilinirliği artan bu bölgeye yılın neredeyse her zamanı tırmanıcılar ve kampçılar geliyorlar, faaliyetlerini yapıyorlar. Aynı zamanda bu bölge, tırmanış sporuna başlayacaklar açısından da mükemmel bir eğitim alanı. Türkiye Dağcılık Federasyonu ve AFAD gibi kuruluşlar da bölgeyi sık sık eğitim alanı olarak kullanıyorlar.

Dilara Olcar üç yıldır ANADOSK üyesi…

‘GÜCÜMÜZ MADENİ DURDURMAYA YETMEDİ’

İkinci siyanür havuzunun yapımına karşı en başından itibaren yerel halkla beraber büyük mücadele veren ANADOSK üyesi tırmanıcılarla görüştük. Gizem Sunar 13 yıldır, Dilara Olcar da üç yıldır kulübe üye. Bölge insanının başlangıçta evlerinin dibindeki bu kayalara tırmanmaya gelen yabancıları yadırgasa da, çok geçmeden gelenlerin yaşadıkları bölgeye asla zarar vermeyeceğini anladıklarını belirten Gizem Sunar, “Bizim de en az onlar kadar bölgeye sahip çıktığımızı gördüler ve hatta her fırsatta bizlere yardımcı oldular. Karakaya bölgesine gelen her doğasever de bölgenin yazılı olmayan kurallarına sadık kaldı, bölge insanının ekonomisine katkı sağlayarak, onlarla dost oldular” diyor. Doğa sporları camiasının, arkeoloji severlerin ve fotoğraf tutkunlarının, bu bölgeyi koruyup kollarken, hatta tanınması için emek verirken, çok geçmeden bölgeye madencilerin göz koyduğunu öğrendiklerini söyleyen Sunar, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kaymaz ve Karakaya mahalleleri bu projeyi en başından beri istemedi. Doğasever ve tırmanış camiasında da ses verdi. Ne var ki bölge halkının ve doğaseverlerin gücü madeni durdurmaya yetmedi. Kaymaz ve Karakaya halkı yapılması planlanan ilk siyanür havuzuna karşı direndi, hatta yol kapatma eylemleri bile yaptılar ancak dönemin Koza şirketi çok güçlüydü. Halkın bilgilendirilmesi toplantılarına doğaseverler ve Anadolu Üniversitesi’nden akademisyenler dahi katıldı ancak işe yaramadı. Karakaya Mahallesi’ne giden yol, yıllar içinde şantiyeye döndü. Kayaların arasında, tarih öncesindeymişçesine hissettiren o coğrafyada atık siyanür havuzunun devasa görüntüsü tüm büyüyü bozdu.”

‘KANSERDEN ÖLEN KÖYLÜNÜN ÖNEMİ YOK’

Gizem Sunar, orman olmadığında doğadan sayılmayan bozkır coğrafyasının delik deşik edildiğine dikkat çekerek, tarih, kültür, doğa ve yaşam alanlarının hiçe sayıldığını vurguluyor. Endemik türlerin, nesli tehlike altında olan yaban hayvanlarının, kanserden ölen köylünün bir öneminin olmadığını ifade eden Sunar, “Nasıl ve ne zaman ıslah edileceği belli bile olmayan atık siyanür havuzunun yanına bir tane daha inşa etmek istiyorlar. Karakaya kayalıklarının, tırmanış bahçemizin, tarihi sit alanının, kara akbabaların yuvalarının etrafını tamamen sarıyorlar. Bozkır ekosistemi yok ediliyor. ÇED raporlarında siyanür havuzunun kayalıklardan uzakta yapılacağı, nesli tükenme tehlikesinde olan yaban hayvanlarının yuvalarından uzakta olduğu yazıyor. Bu canlıların beslenme bölgesi bu bozkırdır. Bölgenin su kaynağının toplama havzası bu alandır. Yapılacak olan ikinci atık siyanür havuzu köylünün evinin dibindedir. Kim penceresinden baktığında siyanür havuzu görmek ister?” diyor.

‘DAHA FAZLA TALAN İSTEMİYORUZ’

Dilara Olcar, Kaymaz ve Karakaya mahallelerindeki halkın yanı sıra doğa sporcuları olarak kendilerinin de bu bölgeyi evleri gibi sevdiklerini ve sahiplendiklerini söyleyerek, “Bölge yeterince acı çekti, yıprandı. Daha fazla talan edilsin istemiyoruz. İçinde bulunduğumuz ve tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sürecine rağmen tüketim alışkanlıklarımızdan, yerin altını üstüne getirmekten, yok etmekten vazgeçmiyoruz” diye konuşuyor.

 

13 yıllık ANADOSK üyesi Gizem Sunar: “Bu canlıların beslenme bölgesi bu bozkırdır.”

 

‘JANDARMA GÖZDAĞI VERİYOR’

İnsanlar salgın nedeniyle evlerindeyken, şimdilerde devlet tarafından işletilen altın madeninin boş durmadığını vurgulayan Olcar, ikinci siyanür havuzu için hazırlanan ÇED raporunun jet hızıyla onaylanmasına dikkat çekiyor. Olcar, konuşmasını şöyle sürdürüyor: “Üstüne üstlük doğasını, yaşam alanını korumaya çalışan, imza toplayan halka da jandarma tarafından gözdağı veriliyor. Maden işletmesinin kurulduğu dönemden bu yana insan sağlığına ve çevreye verdiği zarar apaçık ortada olmasına rağmen bu üzücü durumların devam etmesi, gözlerini hırs bürümüş insanların doğayı katletmesinden başka bir şey değildir. Bu benzer durumla yıllar sonra tekrar karşılaşmak, gözlerimizin önünde doğamızın, yuvamızın yok olmasını, daha da zarar görmesini izlemek istemiyoruz. Her şeye rağmen yılmayacağız ve sesimizi duyurmaya, Karakaya’ya sahip çıkmaya devam edeceğiz.”