Dünya üçüncüsü güreşçi Cenk İldem: Zirvede bırakacağım

Dünya Büyükler Güreş Şampiyonası'nda grekoromen 97 kiloda mindere çıkan milli güreşçi Cenk İldem, bronz madalya elde etti. Bu başarısı sayesinde üçüncü kez olimpiyat deneyimi yaşayacak olan sporcu, Tokyo 2020 Olimpiyatları sonrası güreşi bırakacağını açıkladı. İldem, “Benim 8 Avrupa, 3 dünya ve 1 olimpiyat madalyam var. Kabullenmek lazım ki zaman geçtikçe insanların çalışma hırsı, refleksi azalıyor. Bazı şeyleri zirvede bırakmak daha keyifli” diyor.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Milli güreşçi Cenk İldem, geçtiğimiz günlerde Kazakistan’ın Başkenti Nur Sultan’da gerçekleşen Dünya Büyükler Güreş Şampiyonası’nda mindere çıktı. Şampiyona’nın üçüncü gününde Gürcü rakibi Giorgi Melia ile karşılaşan sporcu, bronz madalyananın sahibi oldu. Sporcu, böylece dünya şampiyonalarında üçüncü bronz madalyasını almış oldu. Repesaj müsabakalarında Fin Matti Elias Kuosmanen ve İranlı Mohammadhadi Abdollah Saravi’yi mağlup ederek bronz madalya maçına çıkma hakkı kazanan İldem, 2020 Tokyo Olimpiyatları’na da vize aldı.

2017 yılında trafikte çıkan tartışma sonucu bacağından vurulan sporcu, bu madalya ile döndüğünün mesajını verdiğini söylüyor. Tokyo Olimpiyatları sonrası güreşi bırakacağını söyleyen sporcu ile dününü, bugününü ve yarınını konuştuk.

Cenk İldem

Serüveninizin en başına dönelim. Nasıl başladı güreşe olan sevdanız?

Biz ailece sporcuyuz. Babam da eski bir güreşçi, aynı zamanda benim ilk antrenörüm. 1983 ve 1987 yıllarında Dünya Şampiyonluğu var. Onun gençliğine denk geldik. Erken yaşta yaptığı bir evlilik var. Annemle 22 yaşında evlenmişler. O aktif spor yaparken ben de antrenmanlarına giderdim. 3-4 yaşlarımlayken. Sivaslı bir aileyiz. Babam Sivas’tan güreşmek için geliyor İstanbul’a. Eski adı İETT Spor Kulübü şu anki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde sporculuk yaparken ben de onunla birlikte gidip gelirken güreşi sevdim. Güreşin içinde doğdum diyebilirim.

Babanızın güreşçi olmasında şu anki durumun ne kadar etkisi oldu? Babanız güreşçi olmasa siz yine de tercih eder miydiniz?

Çoğu zamanını onunla geçirdiğin için kendini o ortama ait hissediyorsun. Baban önünde bir rol model. Şampiyonluklarını okuyorsun, onunla gururlanıyorsun. Doğal olarak kendi yolunu öyle çiziyorsun. Onun sayesinde başladım.

‘ANTRENMANDA HOCAM EVDE BABAM’

Baba oğul ve antrenör ilişkisini nasıl sağlıyorsunuz? Zor oluyor mu bunu idare etmek?

Çok disiplinli bir hayatın oluyor. Kulüpte ve Milli Takım’da antrenörüm, evde de babamdı. O dönemlerde çok fedakarlık ettik. Kaytarma, eve geç gitme durumum yok (Gülüyor). Ama zevkliydi. En güzeli de babam bizim için hiç yönlendirme yapmadı. Bizi hiç zorlamadı. Birçok güreşçi çocuğunu zorlar güreşçi olması için ama bizde hiç olmadı bu. Benim kardeşim de milli sporcu; Kansu İldem. O şu anda Hollanda’ya yerleşti.

Bir röportajınızda “Babamın hayalindeki bütün madalyaları elde ettim” diyorsunuz. Bu cümle babanızın kariyer yönetiminizdeki etkisini hissettirdi. Doğru mu?

Babam en zor dönemlerde güreş yapmış. Milli takıma yeri geldiğinde kendi adamlarını soktukları olmuş. Babam çok zorluk çekmiş. Kızmış, isyan etmiş, yeri gelmiş kamptan çıkmış. 21- 22 yaşında güreşi bırakmış. En güzel zamanında. Sonra 24’ünde tekrar başlamış. Babamın Dünya Şampiyonluğu vardı. Benim bütün organizasyonlardan madalyam var. Avrupa, dünya, olimpiyat… Babamla alakalı avantajım şöyle oldu: Sonuçta onun yaptığı yanlışları ben yapsam ben de yanlış yolda olacaktım. O yönlendirmeleri olumlu yönde oldu.

’10 YAŞIMDAN 15’İME KADAR SÜREKLİ YENİLDİM’

23 yıl olmuş güreşe başlayalı…

Ben 3 yaşımdan beri minder ortamına giriyorum. Aktif olarak 10 – 11 yaşımdayken başladım. Tabii 22-23 yıl oldu şu anda. Bunun 15 yılı Milli takımlarda geçti. Ama güzel bir çocukluk geçirdik. Güreş altyapısını çok iyi aldık biz. Yüzmeye gittik, cimnastik yaptık… Altyapı çok önemli.

Ben 10 yaşımdan 15 yaşıma kadar sürekli yenildim. Her gittiğim maçta yenildim. Bir adam yenemeden maçlardan geliyordum. Benim hiç miniklerde Türkiye derecem yok. Babam hep bana sakin ol, her şey çok güzel olacak” diyordu. Eve gelmek istemezdim mutsuzluktan. Ama babam biliyordu 18 – 19 yaşımdayken vücudum oturduğunda alt yapım iyi olduğu için başarı elde edeceğimi görüyordu. 17 – 18 yaşımda ilk Polonya’da Avrupa Şampiyonu oldum gençlerde. Sonra şampiyonlukların arkası gelmeye başladı…

‘BABAM İZLEDİĞİNDE HEYECANDAN YENİLİYORDUM’

Babanız sizin için “Yenildiğinde çok çabuk demoralize olan biri” demiş. Moral motivasyonun bu işteki rolü ne?

Ben çok duygusal bir insanım. Kendimden daha ziyade 3 kişi bana “Cenk bu maçı kaybetsin” dese ben inanırım buna. Bu anlamda zihni güçlendirmem çok zaman aldı. 2011 yılında vücudumu kontrol etmeye başladım. Mesela ben küçüktüm. Babam maçlara geldiğinde elim ayağım birbirine karışır yenilirdim heyecandan. Sonra babam tribünün arkasından izlemeye başladı. Hocalarım onu dışarı çıkarıyordu. Sonra babamın eksikliğini hissetmeye başladım. Sonra bütün organizasyonlarda babamın olmasını istedim. Son 3 yıla kadar hep geldi bizimle.

2017 yılında trafikte bir tartışma sonucu silahlı saldırıya uğradınız. Nasıl gerçekleşti olay?

Hayatımın dönüm noktası olabilir. Biz ailece yemeğe gitmiştik. Ben kuzenimi eve bırakmak için giderken her zamanki yoldan değil de başka bir yoldan gittik. Gittiğim yol kapalıydı. Müsaade edin geçelim dedik onlar da “Müsaade etmezsek ne olur?” dediler. Arabadan indim o sırada bir silah sesi duyuldu. Bacaklarımda bir yanma hissettim. Sonra vurulduğumu anladım. Genç 20’li yaşlarında çocuklar…

‘BİR BEBEĞİN EMEKLEYİP YÜRÜMESİNİ YAŞADIM’

Bu olay sizi ve kariyerinizi nasıl etkiledi?

İşin garibi orada başladı. Önce Devlet Hastanesi’ne gittik. Pansuman yapıp çıkarmak istediler. Özel birçok hastane de almak istemedi. En son kulübüm sponsor oldu ve bir hastaneye gittim. Hayat sonra başladı. İnsanlar “Bitti, bir daha spor yapamaz” diyordu. Bir bebeğin emekleyip yürümeye gayret etmesi gibi bir süreçten geçtim. Ailem güzel destek verdi. Bugünlere geldik. 1 buçuk yıl oldu. Hem toparladım, hem Dünya Şampiyonası’nda madalya aldım hem de şu anda olimpiyat vizesi almış 8-10 sporcudan biriyim.

Bir daha spor yapamayacağınızı düşündüğünüzde neler hissettiniz?

Tek korkum bir daha spor yapamayacak olmamdı. Üzülenler de mutlu olanlar da oldu. Bu sporun rekabetinde var. Ama gerçekten bir mucize oldu. Mermiler sağ bacağımdan girip sol bacağımda ‘V’ çizmiş. Bir tarafta kemiği bir tarafta atardamarı ıskalamış. Atardamara gelse 3 dakika içinde ölebilirmişim.

‘MADALYAYLA ‘DÖNDÜM’ MESAJI VERDİM

Dünya Güreş Şampiyonası’nda bronz madalya elde ettiniz. Nasıl bir yarış deneyimiydi sizin için?

Bu benim dünyada 3’üncü, Gençler’i de sayarsak 5’inci madalyam. Dünya Şampiyonaları’nın en ağırı olimpiyat öncesi olanıdır. Bunun bir özelliği ilk 6’ya girenin olimpiyata direkt katılma hakkı kazanır. Sonradan vize almak gerçekten zor. Buranın zor olduğunu gördük ama bu Dünya Şampiyonası’nda kurallar da çok adil dağılmadı. A grubunda kimse yoktu. B grubuna son 4 yılın Dünya, Avrupa şampiyonları, hepimiz aynı yerdeydik. “Bu zamana kadar en sevindiğin madalya ne?” diye sorsalar bu derdim. İnsanlara bir şeyleri kabul ettirmek çok zor. Ben de bu madalyayla birlikte “döndüm” mesajı verdim.

‘TABU KIRILDI, OLİMPİYATLARDA AYNI ŞANSI VERMEYECEĞİM’

Yarışın daha adil olduğu koşulda daha iyi bir sonuç elde eder miydiniz?

Son olimpiyat şampiyonu rakibim Ermeni Artur Aleksanyan ile çeyrek finalde karşılaştım. Normal şartlarda son puanı benim almam lazımdı. Hakemlerin yanlı kararından dolayı ikinci puanı da ona verdiler. Bizim maçımızı yöneten hakemlerin de hakemlik hakları ellerinden alındı yanlış karar verdikleri için. O tabu kırıldı, olimpiyatlarda o fırsatı ona vermeyeceğim.

.

“Tek hayalim” dediğiniz Tokyo 2020 Olimpiyat vizesi sizin için ne ifade ediyor?

Biz 2016 Olimpiyatları’nda 8 madalyadan biri bendim. O şans değildi. Çok çalışmıştım. Olimpiyat üçüncüsü olmuştum. Hayallerimden biri de benim bu 2020 Olimpiyatları’nda sporu bırakmaktı. Çok şükür o yola emin adımlarla gidiyoruz.

Bırakma kararınız nasıl oldu?

8 Avrupa, 3 dünya ve 1 olimpiyat madalyam var. Kabullenmek lazım ki zaman geçtikçe insanların çalışma hırsı, refleksi azalıyor. Bazı şeyleri zirvede bırakmak daha keyifli.

Bir kızım olacak. Oğlum Yiğit’in doğmasına yakın yine ben dünya 3’üncüsü, Avrupa 2’incisi olmuştum aynı sene içinde. Kızımın da doğumunda hatırlanacak bir şeyim olsun istedim. En son madalyayı da 2016 yılında aldım. Madalya almayı da çok özlemiştim. Çok mutlu oldum.

‘GELECEK KUŞAKLARA AKTARMAMAK AYIP OLURDU’

4 yıldır Beden Eğitimi Öğretmenliği yapıyorsunuz. Profesyonel bir sporcu olarak size yeterince imkan sağlanıyor mu?

2011 yılında hükümetin çıkardığı bir şey vardı. Dünya Avrupa Olimpiyat Şampiyonaları’nda madalya almış sporculara öğretmenlik hakkı veriliyordu. KPSS zorunluğunu kaldırdılar o dönem. Ben öğretmenliğimi almak istedim. Çünkü bizim işimiz 35 yaşına kadar yapılabilecek bir iş. Bir de 20 – 30 yıl emek verdiğin bir işi gelecek kuşaklara aktarmamak ayıp olur diye düşündüm.

Sizden örnek alıp güreşçi olmak isteyen öğrencileriniz oluyor mu?

Çıkıyor tabii. Yağmurlu havalarda bahçeye çıkamadığımızda hemen bana hikaye anlattırıyorlar. Çok haylaz olanlara “Ben senin yaşındayken evin geçimini sağlıyordum” diyorum mesela. Eğitim çok farklı bir boyut aldı şu an. Her sınıftan 4-5 kişi bu hayatta attığı adımı kazanacak. Eğitim daha kaliteli olacak ilerleyen zamanlarda eminim. Umudumuz bu.

.

‘GÜREŞ SPORU TOPRAĞIN ÖZÜ GİBİ’

Türkiye’de güreş dünyaya göre nerede?

Türkiye’nin en iyileri arasındayız biz. Dünyanın en iyi 5 ülkesi arasındayız. Son Dünya Şampiyonası’nda istediğimiz sonucu elde edemedik. Grekoromen’de. Ben kendi stilim adına konuşuyorum. 2 madalya aldık. Bir önceki sene 5 madalya almıştık ama bu sene çok farklıydı tabii. Bizim ata sporumuz güreş. Gönül olarak insanlarla bağımız çok fazla ama biraz daha iyileştirilebilir şartlar. Bizim imkanlarımız başkalarında olsa inanıyorum ki canına okurdu herkesin. Bizimkiler daha mütevazı insanlar, Anadolu’dan gelmiş. Bizde atadan babadan çok zengin insan bulamazsın. Güreş sporu toprağın özü gibi.

Türkiye’de eksikler var mı peki? Şöyle olsa daha iyi olurdu dediğiniz?

Spor politikalarımız biraz daha iyileştirilebilir. Mahalle arasında prefabrik bir yer yapıp başına bir hoca koymak çok zor değil. Öyle milyon dolarlık stadlar yapmaya da gerek yok. Sadece çocukların spor yapması da yetmiyor. Ailelerin de yapması gerek. “Çocuklarınızı şampiyon olmaya zorlamayın. Sporu severse mutlu olacağına inandırın yeter” diyorum.