Bırakın çocuklar futbol oynasın...

TFF, aldığı bir kararla U21 liglerini kaldırdı. Ancak bu durumdan etkilenen birçok futbolcu adayı ortada kaldı. Henüz 8-9 yaşlarında futbolcu olmak için Beşiktaş kulübünün altyapısına seçilen Osman Bilaloğlu'nun oğlu da bu durumdan etkilenip ortada kalan futbolcu adaylarından. Peki, bu çocuklar niye ortada kaldılar?
Osman Bilaloğlu, Beşiktaş altyapısında oynayan oğluyla birlikte...

Adem Erkoçak  aerkocak@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Türkiye’de futbolun gelişmesinin önünde birçok engel var. Kimi durumlarda Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) da aldığı kararlarla o engellerden biri olabiliyor. Halbuki federasyonun görevi, tam tersi, ortadaki engelleri kaldırmak.

Özellikle bu sezon iyice ayyuka çıkan ekonomik durumla birlikte ülke kulüplerinin kendi kaynaklarını kullanması, yani altyapıdan futbolcu çıkarmaları çok önem kazandı. Lakin TFF geçenlerde aldığı bir kararla altyapıdaki yüzlerce futbolcu adayının önünü kesti. Elbette bunu bile isteye yapmadı. Sorun her zamanki gibi plansız, düşüncesiz ve yöntemsiz hareket etmelerindeydi.

Peki, neydi bu karar? TFF, “verimsiz olduğu” gerekçesiyle U21 liglerini kaldırdı: “Yapılan değerlendirmeler sonucunda Türk futboluna beklenen katkıyı sağlayamadığı gerekçesiyle U21 Ligi’nin kaldırılması kararının doğru olduğu dile getirildi ve ligin oynanmaması konusunda görüş birliğine varıldı. Bunun yanı sıra TFF ve Kulüpler Birliği’nin, bu ligin yerini dolduracak alternatif organizasyonlar üzerinde çalışma yapması kararlaştırıldı.”

Yapılan çalışmalar sonucu bulunan alternatifler ise şöyle oldu: U17 ve U19 ligleri. Sorun ise bundan sonra başlıyor. Çünkü özellikle 2002 doğumlu gençler, alınan bu kararla ortada kaldı. Çünkü bu yaş grubu, mayıs ayında U17 ligini tamamladı. Mevcut durumda ise üst lig olarak oynayabilecekleri U19 ligi var. “Ne var ki bunda, oynasınlar işte” diyebilirsiniz. Ancak işler bu kadar basit değil. Neden mi?

Çünkü takımların U19 liginde oynatmak için halihazırda 2001 doğumlu oyunculardan oluşan takımları mevcut. Böyle olunca kulüpler bu takımları bozmak istemiyorlar. Dolayısıyla 2002 doğumluların buradaki şansları yok denecek kadar az oluyor. İşin bir de kontenjan tarafı var. TFF, bu durumu gözeterek şöyle bir karar aldı: U19 takımlarında 2001 ve 2002 doğumlulara 24, 2000 doğumlulara ise 2’si “yabancı” olmak üzere 8 kişilik kontenjan ayırdılar. Rakamların, toplarsak, bir takımın 11 kişiyle sahaya çıktığı futbol maçları için hayli fazla olduğu görülebilir. Yani, açıklanan bu kontenjanlar da bir işe yaramayacak.

Aslında konuyla ilgili bu kadar detayı ben de bilmiyordum. 2002 doğumlu oğlunun yaşadığı mağduriyeti aktaran Osman Bilaloğlu sayesinde durumdan haberim oldu. Osman Bey diyor ki, “U18 ligini koymayı neden düşünmediler? 2002’ler U18, 2001’ler U19 oynasaydı alttan gelişerek gelen oyuncuların katkıları olmaz mıydı?” Bu konuda bir imza kampanyası da başlatmış. Buradan bakabilir ve destek olabilirsiniz.

8-9 yaşlarında futbol oynamak isteyen oğlu için Beşiktaş kulübünün seçmelerine gider Osman Bey’in oğlu ve burada takıma girmeyi başarır. “Büyük bir takımın altyapısına dahil olan oğlunuza ne gibi imkanlar sağlanıyordu?” diye soruyorum, Osman Bey, “Futbol oynaması imkanı ve sezonda bir kez verilen spor kıyafetleri dışında başka bir imkan sağlanmıyordu. Şehir dışında gelip de tesislerde kalan çocuklara yemek, konaklama ve yine spor kıyafetleri hizmetleri verirlerdi,” diye yanıtlıyor.

Bir alt yaş takımı…

“O yaşlarda futbolcu olmak isteyen bir çocuğun işi kolay mı?” Osman Bey’i dinleyelim: “Her şeyden önce çok iyi beslenecek. Kesinlikle antrenmanları kaçırmayacak. Hem okulu hem de futbolu birlikte yürütecek. Antrenman sonrası sınavları varsa o akşam, o yorgunlukla gelip ders çalışacak. Rakipleri sadece karşı takım oyuncuları değil kendileri de takımda şans bulmaları için çok mücadale edecek. Formasyonu olup da pedagojik yönü eksik olan bir hocaya denk gelmişse adaleti de sorgulamaya başlayacak tabii ki. Akranları ve arkadaşları gezerken onlar ter dökecek. Aslında çocuklarla konuşmak daha iyi olurdu, burada bile onların konuşma haklarını ellerinden almış oluyoruz.

Anneler her gün antrenman kıyafetlerini yıkayacak. Tüm ev işlerine, çalışan anneler hem çalışma hem de ev işlerine ek olarak, farklı ve ücretsiz bir işe müdahil olacak. Baba zaman buldu mu baba, bulamadıysa anne antrenmana getirecek. Her antrenmana gelişleri zaman ve para demek. Futbol kulüplerinin adaletsiz ücret politikaları yüzünden neredeyse bir çocuğa aylık masrafınız hocasının maaşı kadar olabiliyor. Bir kramponunun fiyatı 800 ile 1500 TL arasında değisiyor. Bunlar iaşe değil, tabii ki bizler alıyoruz. Maddi imkanlar çok zorluyor birçok aileyi. Manevi olarak da kayıplar var. Tabii bu ailenin beklentisi ile alakalı olsa da yine de bunun bir parçası. Okul eğitimindeki sınavlar yüzünden stresi çocuklar çekerken sahalarda da aileler çekiyor.”

Buna ek olarak, bir parantez açabilirim: Amatör maçların oynandığı bir tesiste yıllarca çalışan bir görevliden dinledim. Çocuklara imkansız hayaller kurdurup bunlar gerçekleşmeyince de ortada o çocukların ortada bırakıldıklarını öğrendim. Menajerle çalışan altyapı hocalarının bu çocukları sürekli “büyük takıma gideceksin, sende o potansiyel var” diyerek her sezon amatör takımlar arasında transfer yaptırdıkları, bu transferlerden kendilerine pay aldıkları, çocukların yaşı 17-18 olunca olup da söylenenler çıkmayınca durumu fark ettikleri ve o saatten sonra futbolcu olma hayaliyle terk ettikleri eğitim yaşantılarına da dönemeyip vasıfsız bir işin ucundan tutmaları…

TFF’nin aldığı kararla U19 ligine katılacak takımlarda çok sayıda futbolcu birikecek. Neredeyse 50 kişilik gruplarla antrenman yapılacak. Takımların çoğu çaresi olarak bu durumu kabullenmişler. Ancak Beşiktaş gibi büyük takımlar bu yola girmemiş ve U19 takımlarını genişletmemişler. Hal böyle olunca Osman Bey, kendi oğlu gibi 2002 doğumlu çok sayıda oyuncunun ortada kaldığını söylüyor.

“Oğlunuz kararı nasıl karşıladı?” diye sorduğumda şu yanıtı alıyorum: “Oğlum kararı kaygıyla karşıladı, ‘üniversite sınavına hazırlanmam gerekirken bir de bunun arayışına mı gireceğiz’ diye düşünüyor. Çünkü belirsizlik her zaman beyni kemirir. Oğlum diyor ki, ‘Hamit Altıntop abimiz alt yapıya önem vereceğini söylüyordu, bu kararı alırken bizi harcamanın bir yöntemi olduğunun farkında değil miydi?’ Beni soracak olursanız, emek kaybıyla başlayıp umutların son bulduğu nokta derim.”

Osman Bey’in çözüm önerisini uygulamak zor değil: U18 ligi kurmak. “U18 ligi kurulmuş olsaydı,” diyor Osman Bilaloğlu,”2002 doğumlular U18, 2001 doğumlular U19 oynardı ve bu kadar çok çocuk açıkta kalmazdı. Üst gruplardaki oyuncularına da ‘kendinize kulüp bulun’ demek yerine SAL, BAL ligleri veya diğer liglere verebilirlerdi.  O kadar ülkenin futboluna katkı sunmak istiyorlarsa 1998, 1999, 2000 doğumlu oyunculardan profesyonele imza atmamış olanları yetiştirme bedellerinden vazgeçerek transfer yasağı yemiş kulüplere göndersinler. Bu en büyük katkıdır.”

“Aslında Türkiye’deki futbol altyapı sorunu tam bir üst sorunudur. Size daha detaylı anlatayım,” diyen Osman Bey şöyle devam ediyor:

 

“Kulüp, altyapı sorumlusu, altyapı hocaları ve oyuncular -tıpkı muhasebe hesapları gibi- bir mizanı, mizan gelir tablosunu ve sonra bilançosunu oluşturur. Milyon eurolar havada uçuşurken altyapı hocalarına asgari ücretten maaş verirseniz hoca da antrenmanda oyuncuyu değil ekonomik sıkıntılarını düşünür. Yani mizan kalemleri gelir tablosuna olumsuz yansır. Bilançoda varlıklarınız olan oyuncularınız, çocuklarınız, hocalarınız ve ülkemizin futbol geleceğinin de karşılığı, bilançonun pasif tarafında zararınız olarak yazılır. Pedagojik bir eğitimle verilmesi gereken futbol, adalet sorununu da zaman zaman hocalar ve oyuncular arasında pay etmektedir. Ve diyorum ki anaokulundan üniversiteye kadar eğitim müfredatının içine ‘Adalet’ dersini zorunlu ders olarak koymaları gerekir. Ayrıca futbol altyapı sorumluları günlük başarının peşindeler ve kesinlikle bundan vazgeçmeleri lazım. Emek ve gelişim başarıyı getirmelidir.”

Sadece şu durum bile ülkemizde bir şey yapmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Bakarsanız, kağıt üzerinde her şeye sahibiz. Altyapı tesisleri, antrenörler, organizasyonlar, malzemeler… Ancak biraz yaklaşınca tesis diye nizami saha boyutundaki bir halı saha; antrenör diye ya futbolu seven ve çocuklar boş kalmasın diye fedakarlık gösteren ama bilgi birikimi yetersiz olan hocalar ya da teorik bilgisi kuvvetli ama insan ilişkisi hayli sorunlu bir personel; organizasyon diye laf olsun diye yapılan, çocukların sahaya adeta sürüldüğü, sadece sonuç odaklı ve taktikten uzak bir futbolun oynandığı yarışmalar ve malzeme diye sene başında verilen ve piyasadaki en alt kalite seviyesine sahip bol petrol malzemeli ürünler…

Bir de buna kulüpler değil de kendileri kazansın diye yönetim kurullarına aday olan, futbolu yöneten insanlar ve oyunu sadece Süper Lig seviyesinde takip eden ve oradaki ucuz rekabetten beslenen bir taraftar güruhunu ekleyin…

Hal böyle olunca işlerin bu kadar yürümesi bile ufak çaplı bir mucize oluyor.