Koca bir bilinmezlik içinde ‘yeni Türkiye’

Leyla Yılmaz imzalı Bilmemek, İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma kapsamında izleyiciyle buluştu. Sevgisizlik, önyargı, ötekileştirme gibi kavramları konu edinen gezinen film, Altın Portakal Film Festivali’nde ‘İzleyici Ödülü’nü kazanmıştı.

Ezgi Sivrikaya  esivrikaya@gazeteduvar.com.tr

Leyla Yılmaz’ın yazıp yönettiği, başrollerinde Senan Kara, Yurdaer Okur, Emir Özden, Levent Üzümcü gibi isimlerin yer aldığı “Bilmemek”, herkesin her an her şeyi bilme arzusu üzerine çıkan tartışmaları zorbalığa uğrayan ve kopuk aile ilişkileri olan genç bir çocuk üzerinden anlatıyor.

Tatminsiz, küçük burjuva bir çiftin çocuğu olan Umut, bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanırken bir yandan da su topu takımında oynayarak ‘ailesinin hayalini kurduğu’ Amerika bursunu almak için çabalıyor. Umut’un evde ataerkillikle çevrelenmiş yaşamı, okulda da onun eşcinsel olduğunu düşünerek dedikodusunu çıkaran arkadaşlarının zorbalığıyla sarsılıyor. Umut, cinsel yönelimiyle ilgili soruları cevaplamayı reddettikçe zorbalığın dozu daha da artıyor.

Umut’un babası Sinan, çalıştığı şirkette yaşanan değişiklikler sonucu kendisinden yaşça genç, deneyimsiz ve kendisine adıyla hitap eden bir yöneticinin önünde ceketini iliklemek zorunda kalıyor. Bu durumdan duyduğu rahatsızlığı ve ezikliği evde ailesine uyguladığı duygusal şiddet aracılığıyla telafi etmeye çalışan Sinan, oğlunun ve eşinin ona itaat etmesini beklerken hırsını onları aynı şekilde ezerek çıkarmaya çalışıyor. Yani aslında toplumun tam da olmasını istediği, belki de birçok evde karşımıza çıkacak bir aile babası Sinan.

Umut’un annesi Selma ise günümüzde pek çok örneğini gördüğümüz kadın gibi, mesleğinde başarılı olsa da mutsuz evliliğini “aman tadımız kaçmasın” düşüncesiyle sürdüren, ne derse desin, kavga etse bile kocasının sözünden çıkmayan bir kadın…

KORKUNÇ BİR TABU: EŞCİNSELLİK

Böylece üç ana karakterini de toplumdaki belli insan tiplemelerinden seçen Yılmaz, bir sürü erkeğin bir arada olduğu bir ortamda eşcinselliğin de korkunç bir tabu olduğunu gözler önüne seriyor. Çünkü toplumun bakış açısına göre, “erkek” evinde eşine bağırıp çağırıp emirler veren, koluna kız arkadaşını takmış, arkadaşlarıyla cinsel şakalar yapan biridir. Bu nedenle toplumun dayattığı hegemonik erkeklik kalıbına girmeyen bireyler, belki de en yakınım dediği insan tarafından bile ötekileştirilerek büyük bir nefretle karşı karşıya kalıyor.

Yılmaz, ikinci uzun metrajında toplumun ataerkil, homofobik ve heteroseksist yüzünü göstermeye çalışsa da, film, aceleye getirilmiş sahne çekimleri ve hızlı geçişlerle bir yere yetişecekmiş havası veriyor. Keskin sahne geçişlerinin yanında, filmi tam anlamıyla film yapacak bir ‘bütünlük’ yok. İzleyici bir anda Umut’u tanımaya çalışırken, aniden Sinan’ın yaşamına dahil oluyor, Sinan’ın yaşamından kısa bir kesiti izlemesinin ardından Selma’nın avukat arkadaşıyla ilişkisine kısa bir süre şahit oluyor.

Kısa sürede, hızlı geçişlerle anlatmak istediğini “bilmiyor olma” hali ile anlatmayı seçen film, ufak tefek bir yerlerden mülteci sorunu, Suriye ve plaza insanları konularına değinmeye çalışsa da bu olguların filmde var olma biçimi birçok noktada özensiz görünüyor.

‘LEYLA YILMAZ’DAN YENİ TÜRKİYE’NİN FOTOĞRAFI’

Yine de adının hakkını içinde geçirdiği olay ve sahnelerle sonuna kadar veren film, kendisine bir öğreticilik vasfı yüklemeden homofobi, linç kültürü, zorbalık, gelecek kaygısı ve mültecilik kavramları üzerinden “yeni Türkiye”nin fotoğrafını çekmeye çalışıyor ve okuldaki, spordaki başarısı kadar ‘erkeklikteki’ başarısıyla da sınanan bir karakteri, toplumun ‘modern’ denilerek tanımlanan kesiminin önyargılarını karakterini acındırmadan, akıcı bir şekilde işliyor.

İzleyici, Umut’un dövülmekten kurtardığı çocuğun kim olduğunu, Sinan’ın işten çıkarılmasına hayli üzüldüğü sekreteriyle arasında ne yaşandığını ve Selma’nın avukat arkadaşıyla arasında ne geçtiğini bilmiyor. Derken, son kez başka bir bilinmeyen daha giriyor filme, Umut’a ne olduğunu bilmemek.

Filmin sonunda oğullarını arayan Selma ve Sinan belki de kendi benliklerini de kaybetmiş olduklarını da anlıyorlar. Filmde gösterilen, her şeyi bir slogana çevirmeye çabalayan medya organlarında belirtildiği gibi; “Bilmemek”, kaybolanların “umudunu” anlatan bir arayış filmi…

Evet bilmiyoruz, belki de bilmemize, her şeye burnumuzu sokmaya da gerek yoktur bu kadar…