Salgın günlerinde evde çekilen film: Dilop

Yönetmen Ali Kemal Çınar karantina günlerini anlattığı Dilop isimli kısa filmini youtube üzerinden yayınladı. Çınar’ın eşi, çocuğu, annesi ve kendisinin rol aldığı kısa filmin teknik çalışmasını da yine çekirdek aile üstlendi. Filmdeki karakterlerin toplumdan çok ayrı bireyler olmadığını söyleyen Çınar, “Dünden bu yana filmi izleyen yakın arkadaşlarım ‘Ya bunların ekonomik durumu kötü mü’, ‘Yardım edelim’ demeye başladılar” diye konuştu.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA -İlk Kürt süper kahraman filmi olarak anılan Genco’yla 2017 yılında Ankara Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü kazanan yönetmen Ali Kemal Çınar, pandemi sürecinde ailesiyle birlikte evde çektiği ‘Dilop/Damla’ adlı kısa filmi Youtube üzerinden yayınladı.

Kızı Morî Çınar, eşi Mehtap Yıldırım, annesi Rabia Çınar’ın ve kendisinin rol aldığı Dilop’u edebiyatta karşımıza çıkan tefrika yazı dizisi gibi parçalar halinde tamamlamayı düşündüğünü söyleyen Ali Kemal Çınar’la konuştuk. Karantina günlerinde ortaya çıkan filmin salgın öncesinde de aklında olduğunu söyleyen Çınar, “Eve kapanmak böyle bir durumu anlatabilmek açısından olumlu bir şeye neden oldu” dedi. Çınar’ın sorularımıza yanıtları şöyle oldu:

‘FİLMİN HİKAYESİ HEP BENDE BİR YERLERDE VARDI’

Dilop’u Youtube üzerinden erişime açtınız. Karantina günlerinde çekilen bu kısa film nasıl ortaya çıktı?

Karantina dönemi başladığı esnada bir fikir oluşmuştu. Dönem içerisinde bir şeyler yapalım mı yapmayalım mı fikri üzerinden doğdu. Filmin hikayesiyse hep bende bir yerlerde vardı. Fakirlikle yoksullukla ilgili bir şey yapmak istiyordum. İnsanların ekonomik durumu son dönemde kötü bir hale geldi. Karantina da bana bu fırsatı verdi. Normal zamanda da yapabileceğim bir şeydi, belki erteleyebilirdim ama karantinada hızlandı. Eve kapanmak böyle bir durumu anlatabilmek açısından olumlu bir şeye neden oldu.

‘FIRSAT BULUNCA ANNEMİ DE OYNATTIM’

Aile üyelerinin rol aldığı, kamera arkasında da yine aile üyelerinden oluşan çekirdek bir ekiple film ortaya çıkmış.

Normalde eşim ve çocuğumla birlikte kalıyoruz. Çekirdek aile o. Şükran (Yıldırım) da eşimin kardeşi. Karantina başlamadan önce üniversiteler tatil olunca Şükran da bize gelmek durumunda kaldı. Karantina başladığında bütün filmi dördümüz yaptık. Hikâye eşim ve çocuğum üzerine şekillendi. Baldızım Şükran da ses ile ilgilendi film boyunca. Küçük bir ekip olarak çalıştık.

Filmin bir yerinde yaşlı bir kadın karakteri de görüyoruz.
O da annem. Son dönemlerde karantina esneyince hastaneye gitmek için bize uğradı. Hazır gelmişken bir şey yapalım dedik. (Gülüyor) O süreç içerisinde gelişen bir şey oldu. Fırsat bulup annemi de oynattım, misafir oyuncu gibi oldu.

‘TOPLUMDAN ÇOK AYRI BİREYLER DEĞİL’

Filmin ortaya çıkmasından önce bu ekonomik durumu dert ettiğinizi söylediniz. Filmi izlediğimde, sokakta yürüdüğümde bir eve girdiğimde karşılaşabileceğim insanları ve hikâyeyi gördüm.

Bence de sıradan insanlar. Toplumdan çok ayrı ve farklı bireyler değil. Herhangi bir kahvehanede de markette sırada da karşı karşıya gelebilirsiniz. Hayatın içerisinden insanlar. Doğallığı belki oradan geliyor. Çok kitabi bir şey değil ve doğaçlama gelişen bir durum. Buna aslında her filmimde dikkat ediyorum. Mümkün mertebe mizansene ve doğaçlamaya yer vermeye çalışıyorum. Dünden bu yana filmi izleyen yakın arkadaşlarım “Ya bunların ekonomik durumu kötü mü”, “Yardım edelim” demeye başladılar. Aile bireyleri başrolde olunca gerçek mi kurmaca mı hissi karışıyor. O hissiyatın oluşması da çok normal. Kendimizi oynadığımızı sanıp o hissiyata bürünmüşler.

Sizin hayat verdiğiniz başroldeki erkek karakter bende büyük bir sıkışmışlığı çağrıştırdı. Ekonomik anlamda bir sıkışmışlık gibi düşünülse de evde kalmanın da yarattığı bir hal hissediliyor.

Bu ekonomik sıkıntı herkesin yaşadığı bir şey. Benim de bir dönem çok derinden yaşadığım oldu. O bence hiçbir şeye benzemiyor. Anlattığım hikâye belki onun başlangıç evresi gibi ama daha dip halleri çok daha sarsıcı. Sıkışmışlığı yoksulluk çerçevesinden ele almak çok doğru bence. Hakikaten yoksulluk insanı her alanda sıkıştıran, hayatın dışına iten bir durum. Bu durum bana inanılmaz trajik geliyor ve son dönemde etrafımda da çokça gözlemlediğim bir durumdu.

‘EVE KAPANMAYLA İÇE KAPANMA ARASINDA ÇOK FARK OLMUYOR’

Evde kaldığımız bu dönemde bu sıkışmışlık daha da görünür oldu sanırım. İnsanın normal zamanlarında çok da yoğunlaşmayacağı meseleler ve halledilebilir kabul ettiği durumlarla daha da yüzleşiliyor olabilir mi?

Çok ilgisi var. Eve kapanmayla içe kapanma arasında çok fark olmuyor. Kalabalıklar içerisinde de o ruh halini hissedebilirsiniz ama ev ya da hapis o duyguyu çok arttıran bir durum. Bütün depresyon ve bunalımı körükleyen bir şey. Hem olumlu hem de olumsuz anlamda söylüyorum aslında. İçe kapanmak, düşünmek bir şeyleri çözmeye çalışmayı sağlayan da bir imkân. Bu ikisinin örtüşmesi hem tesadüfi hem de iyi oldu. Benim önceki filmlerinde de daha çok evde geçen hikayeleri anlattım. Karantina olmasaydı da belki filmin birçok sahnesi yine evde geçecekti. Bu ruh haline ev atmosferi çok uygun geliyor.

İzlemeyenler için biraz spoiler içerebilir ama en sarsıcı sahne Mira’nın annesiyle televizyon karşısındaki diyaloglarını içeren bölümdü. Gerçeği yüze vuran bir sahneydi. Normal şartlarda ev soğuksa üzerimize bir mont alırız ve bir bakıma ekonomik durumu örtmeye çalışırız. Siz bunu çorap üzerinden anlatmışsınız.

Çocuk olunca işin içerisinde bazı şeyler sizden bağımsız gelişiyor. Böyle bir şey arzuluyordum ama bu kadar iyi bir sonuç çıkacağını tahmin etmemiştim. Orada eşim yaratıcılık gösterdi ve meseleyi o çevirdi. Bittikten sonra biz de çok şaşkındık. İstesek yapamayacağımız bir sahneydi. Çocuğum iki buçuk yaşında ve ezber yapamıyorduk. Genellikle onun tavırlarını doğaçlama yakalamaya çalışıyorduk. Bahsettiğiniz sahne de bizim için güzel bir sürpriz oldu.

‘BÜTÜN BİR FİLM ORTAYA ÇIKABİLİR’

Evde kalınan ve çoğu insanın koşullar nedeniyle üretemediği bir dönemde üretmek size ne hissettirdi?

Hikayenin gidip geldiği nokta burası. Hikayedeki kadın çalışmak zorunda kalıyor ve bu biraz daha açılabilirdi. Tamamlamak gerekiyordu bu noktayı ama belki ileriki süreçte tamamlanabilir. İnsanı ikilemde, çelişkide bırakan bir süreç oldu bu. Hem eve kapanmak zorundasınız hem de işe gitmek zorundasınız. Bu hepimizi çelişkiye sokan ve suçlu hissettiren bir şey.

Filmin devamı gelecek sanırım. Böyle bir not ile bitiyor.

Devam etmesini düşündüğüm bir şey. Tefrika gibi düşündüm. Eskiden romanlar çıkmadan önce gazeteler üzerinden parça parça yazılır ve sonrasında tamamlanırdı. Ben de öyle bir sistem üzerinde çalışıyorum. Sonunda bir bütün film de ortaya çıkabilir ama şimdi parça parça yayınlayacağım. Bittiğinde büyük bir tablo görebiliriz. Amacım oraya ulaşmak.