Nuri Bilge Ceylan: Sokakta futbol oynayan sıradan bir çocuktum

Nuri Bilge Ceylan, Roma'da sinema öğrencileriyle buluştu. Ceylan yaptığı konuşmada, "Sinemayı öğrenmenin en iyi yolu hata yapmaktır. İlk filmimi yapmadan önce okuduğum kitapların hiçbirisi bana yardımcı olmamıştı ama sette yaptığım yanlışlar bana her şeyi öğretti" dedi.

DUVAR – Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) tarafından Roma’da düzenlenen “Türk Filmleri Haftası”nda, Officina Della Arti Pier Paolo Pasoloni Sinema Okulu öğrencileriyle bir araya geldi.

Çocukluğunun geçtiği yerde etrafında sanata dair çok fazla şey olmadığını söyleyen ve sokakta futbol oynayan sıradan bir çocuk olduğunu dile getiren Ceylan, “Hayatıma sanatın nasıl girdiğini, klasik müzik dinlemeye nasıl başladığımı ya da tüm bu sanatsal aktivitelere nasıl bulaştığımı gerçekten hiç hatırlamıyorum. Öyle sanıyorum ki küçük bir şeydi bunu başlatan. Yanlış hatırlamıyorsam 12 yaşlarındaydım ve komşularımdan biri doğum günümde bana fotoğrafçılık hakkında bir kitap hediye etmişti” diye konuştu.

Ceylan, o yıllarda dijital makineler olmadığı için evinin banyosunu karanlık oda yaptığını anlatarak, bu tarz uğraşıların o süreçte kendisine oyun gibi gözüktüğünü ifade etti.

‘HERKESİN HAYATINDAKİ EN BÜYÜK SIR KENDİSİDİR’

Kitap hediyesinin ardından fotoğrafçılıkla ilgili farklı şeyler keşfettiğini vurgulayan Ceylan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Fotoğraf sayesinde insanın kendisini farklı şekillerde ifade edebileceğini fark ettim. Bir insan sanatı neden hayatına dahil eder? Bence tamamen insanlığın yaşamı merak etmesiyle ilgili bir soru. Bu aynı zamanda kendimizi merak etmemiz demek. Çünkü herkesin hayatındaki en büyük sır, kendisidir. Büyürken pek çok şey merak eder ve öğreniriz fakat kim olduğumuz ve ruhumuz gerçekten bir sırdır. Bence sanat bunu anlamak ve insanın kendisiyle konuşabilmesi için en iyi dosttur.”

‘BİLDİĞİM TEK ŞEY VARDI: MÜHENDİS OLARAK ÇALIŞMAK İSTEMİYORDUM’

Nuri Bilge Ceylan, sinemanın anlatım açısından fotoğraftan daha güçlü olduğuna dikkati çekerek, fotoğrafla uğraşırken öğrendiği teknik bilgilerin sinemaya kolay adapte olmasına yaradığını aktardı.

Gerçek anlamda sinema yapmaya üniversiteden mezun olduktan sonra karar verdiğini kaydeden Ceylan, “Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesini bitirdiğimde, ne yapacağım hakkında bir fikrim yoktu. Bildiğim tek bir şey vardı, bir mühendis olarak çalışmak istemiyordum” ifadelerini kullandı.

Yönetmen Ceylan, daha sonra dünyayı gezmeye başladığını söyleyerek, şunları anlattı:

“Hindistan’a, Nepal’e, Avrupa’ya gittim, bisiklet gezileri yaptım. Tüm bu seyahatlerim boyunca hayatta ne yapmak istediğimi anlamaya çalışıyordum. Çünkü emin olduğum sadece bir şey vardı, mühendis olarak çalışmak istemiyordum. Nepal’de olduğum bir gün, bir tapınakta oturmuş dağlara bakıyordum, o anı çok net hatırlıyorum, birden Türkiye’ye dönmeye karar verdim. Her nasılsa seyahat benim problemlerimi çözmüştü. Yani geri dönmeye ve askerliğimi yapmaya karar verdim. Bu tam olarak sinema yapma kararı değildi fakat askerliğim boyunca bir sürü kitap okudum. Onlardan biri de Roman Polanski’nin otobiyografisi, hikâyesiydi. Gördüm ki onun hayatı gerçekten sıfırdan başlıyor. Oradan Hollywood’a kadar yükseliyor. Maceralı bir hayat. Benim içimde bir şeyler yarattı. Düşündüm ki belki ben de sinema deneyebilirim. Buna karar verdiğim anı hatırlıyorum.”

‘BİR YILDA YAKLAŞIK 20 DAKİKALIK BİR FİLM ÇEKTİM’

İlk filminin çektiği en zor film olduğunu belirten Ceylan, şöyle devam etti:

“Filmin kendisi zor olduğu için değil, benim daha önce hiçbir deneyimim yoktu ve pek bir şey bilmiyorum. Ayrıca o zamanlar ekipmana erişim kolay değildi. Kendi kameramı almak zorundaydım. Sadece bir arkadaşım ve ben yaklaşık bir yılda 20 dakikalık bir film çekmiş olduk. Çünkü film yapım süreciyle ilgili de pek bir fikrim yoktu ve sadece kendimi keşfediyordum. Eğer başarılı olmasaydı filmi çöpe atacaktım tıpkı fotoğrafçılıkta olduğu gibi.”

Ceylan, ilk kısa filmi “Koza”nın kendisine film yapmayı öğrettiğini dile getirerek, “Sinemayı öğrenmenin en iyi yolu hata yapmaktır. İlk filmimi yapmadan önce okuduğum kitapların hiçbirisi bana yardımcı olmamıştı ama sette yaptığım yanlışlar bana her şeyi öğretti” diye konuştu.

‘FİLMİN ORTASINDA ‘YAZLIK EVİME GİTMEK ZORUNDAYIM’ DİYEN OLDU’

İtalyan bir öğrencinin, oyuncu seçerken amatör ya da profesyonel arasında hangisini tercih ettiğini sorması üzerine Ceylan, sinemadaki ilk zamanlarında amatör oyuncularla çalıştığını aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

“Daha sonra profesyonellerle çalıştım. Aslında bu senaryoya bağlı daha çok. Bu sinemanın türüne göre değişir. Ben ikisiyle de çalıştım filmlerimde. Tabii ki amatörlerle taze şeyler yaratma potansiyeli her zaman mümkün oluyor. Fakat öncelikle çok iyi seçmek zorundasınız. Esnek yazmalı, diyalogların dışında yazmamalısınız eğer amatörlerle çalışıyorsanız. Onları değiştirmeye hazır olmalısınız. Çünkü amatörler düşündüğünüzü yapamayabilir. Eğer yazdığınız şeyi birebir çekmek istiyorsanız profesyoneller daha iyidir. Amatörlerle ilgili bir diğer problem de onların sinemaya dair tutkuları yoktur. Bu bazen problemdir. Mesela filmin ortasında gider ve bunu umursamazlar, filmini umursamazlar. Çok kez bu sorunu yaşadım. Filmin ortasında, ‘Yazlık evime gitmek zorundayım’ deyip giden oldu.”

Usta yönetmen, profesyonel oyuncularla çalışmayı ise “Bir profesyoneli aradığınızda eğer Hindistan’da ise ertesi gün gelir. Onların sinemaya tutkusu vardır. Asla ayrılmazlar, kendilerini zorlar ve çok sıkı çalışırlar. Fakat onların klişelere katılımları var. Okulda öğrendiklerine göre değişir, yeterince zekilerse bu problemin üstesinden gelirler tabii. Yani iyi bir amatör çok iyidir, iyi bir profesyonel de çok iyidir. İkisinde de iyi olanı bulmanız gerekir. Oyuncu seçimi bir filmin oluşumunda çok önemli bir aşamadır bence” sözleriyle ifade etti.

‘ÇEHOV, GERÇEK BİR YABANCI’

Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, filmlerinde Anton Çehov’dan etkilenip etkilenmediğine ilişkin soruya şu karşılığı verdi:

“Her durumda bir hikâyesini hatırlıyorum. Kendimi şunu demekten alamıyorum, ‘Ben bu durumu Çehov’un hikâyesinden biliyorum.’ Bunu her zaman hatırlıyorum. Bütün hikâyelerini defalarca okudum. Çehov’un bakış açısından anladığım kadarıyla bence o çok yalnız bir insan. Eğer hayatı böyle hissediyorsan etrafında bir sürü insan olsa bile çok yalnız olmalısındır. Bence o gerçek bir yabancı. Bu durum onu çok yalnız, melankolik ve çok realist yapmış. Ayrıca çok yetenekli tabii ki. Bir cümleyle sayfalarca şey anlatabilir.” (ROMA/AA)