Kadın meselesine üç bakış: Havva, Meryem, Ayşe

Afgan yapımı Sahra Karimi’nin ilk uzun metrajlı filmi “Havva, Meryem, Ayşe” günümüz Kabil’inde farklı kesimlerden ve farklı dertlerle boğuşan üç kadının kesişen öykülerini anlatıyor. Filmi kendi imkanlarıyla çeken Karimi, Afganistan’da çekmeye yürek isteyen sahneleri başarıyla filmine dahil etmiştir.

Farhad Eivazi

Afgan yönetmen Sahra Karimi’nin ilk uzun metraj filminin adı, dünyada en çok bilinen kadın adlarından oluşuyor. Havva, bütün kutsal kitaplarda Adem’in eşi olarak kabul edilmiş sonra da Adem’in cennetten kovulmasına neden olmuştur. Ayşe İslam peygamberiyle evlenerek maddi kaynaklarını İslam’ın büyümesi için harcamış ve İslamiyet’in yayılmasında çok etkisi olan bir kadındır. Meryem bakire olmasına rağmen en önemli tek tanrılı dinlerden birinin peygamberini doğurmuştur.

3 FARKLI KADININ HİKAYESİ

Yönetmen, filmin adıyla kadın meselesinin sadece kendi yaşadığı coğrafyayla sınırlı olmadığı mesajını vermek istemiştir. Havva ismini seçerek kadın meselesinin, insanın varoluşuyla başladığının altını çizmiştir. Film üç farklı kadının hikayesi üzerine kuruludur, tam anlamıyla bunların epizod olduğu söylenemese de benzer bir yapıda olduğu söylenebilir. Havva, bu filmde kadın olarak görülmek bir yana hamile bir kadın olarak da görülmez. Kendisine ilişkin algıya teslim olmuştur, bunu değiştirmeye çalışmaz. Ayşe, eğitimli ve yeteneklerini kanıtlamış bir kadındır ama hala erkek egemen toplumda ezilmekte, bununla mücadele etmektedir. Meryem, Afganistan’daki kendi sorunlarını kendileri çözmeye çalışan yeni kadın kuşağından bir örnektir. Film bu üç kadının hikayelerinin iç içe geçmesiyle oluşur.

Otuz kısa film, iki belgeselin yönetmenliğini yapmış, pek çok uluslararası festivalde boy göstermiş Karimi’nin bu uzun metraj filmi kendi ülkesi Afganistan’daki kadınların sorunlarına odaklanır. Karimi, İran’da doğup büyümüş, Afgan asıllı bir aileye mensuptur ve Afganistan’da film yapmayı sürdüren ikinci kadın yönetmendir. Liseyi Tahran’da okuyan Karimi, bu süre içinde iki uzun metraj filmde de başrol oyunculuğu yapmıştır. Başrolünde oynadığı filmlerden biri Slovakya’ya festivale gidince ekiple birlikte Slovakya’ya giden sanatçı oraya yerleşme kararı alarak tekrar İran’a dönmemiştir. Slovakya’da sinema üzerine lisans okuyan, yüksek lisans ve doktora yapan yönetmenin doktora tezi de “İran’ın İkinci Dalga Sineması” üzerinedir. İran’la bağlarının etkisi yönetmenin ilk uzun metraj filminde belirgin biçimde fark edilebilir. Bakış açıcı, senaryo, mizansen, dekopaj, çekimler birebir İran sineması etkisinin görüldüğü ana hatlardır. Film ekibinde de ünlü İranlı sinemacıların adları vardır.

Sahra Karimi bu filmi herhangi bir sponsor desteğiyle değil, kendi imkanlarıyla çekmiştir. Bu filmin dünyaca ünlü İranlı yönetmen Cafer Penahi’nin “Daire” filminden konu ve anlatım tarzı açısından etkilendiği, esinlendiği söylenebilir. Ancak Karimi, Penahi’nin şablonunu alıp üzerinde değişiklikler yaparak kendi tarzını yaratmaya çalışmıştır. Karimi, Afgan toplumundan üç farklı kadının hikayesini birleştirmiş böylece kadının nerede olursa olsun benzer zorluklarla baş etme mücadelesinde olduğunu göstermeye çalışmıştır.

‘KADIN MESELESİNİN BİR TEMSİLCİSİ OLARAK: AYŞE’

Filmin ortalarında Ayşe karakteri Sahra adını da bir şekilde filmde geçirir, böylece kendi adı aracılığıyla yönetmen de filme dahil olur ve kadın meselesinin başka bir temsilcisi olarak filmde varlık gösterir. Sahra adı filmde bir erkeğin metresi olarak geçer, yönetmen hassas bir yerde adını geçirerek kendisinin de o toplumun bir parçası olduğunu, onlardan biri olduğunu göstermeye çalışmıştır. Haksızlığa uğrayan kadınlardan biri de Sahra Karimi’nin kendisidir.

Yıllardır Sovyetler Birliği’nin ve sonra da Amerika’nın tanklarının, asker botlarının sesine alışan Afganistan, savaştan savaşa geçmekte; bir yandan da Taliban gibi örgütlerin estirdiği terörle mücadele etmektedir. Bu ahval ve şerait altında nefes almakta güçlük çeken ülkede eğitim yerlerde sürünmekte, kültür, sanat faaliyetleri sıfır seviyesine çekilmektedir. Bu çetin şartlarda var olma mücadelesi veren bir toplumda en çok eziyet görenler de kadınlar ve çocuklardır.

Havva, sessiz, teslimiyet içinde bir kadındır. Ayşe ise eğitim almıştır, var olan düzeni bozmak istemekte ama bunu nasıl yapacağını bilememektedir. Meryem’in yaşı diğerlerinden gençtir bu nedenle de sorunları çözerken düşünmeden eyleme geçmeye meyyaldir. Havva, hamile olmasına rağmen hem kayınpederi hem eşi tarafından kötü muameleye maruz kalır, bunların sonucunda da yatalak hasta kayınvalidesine dönüşeceği gün gibi aşikardır. Havva, kayınvalidesinin geçmişi, kayınavalide Havva’nın geleceğidir. Havva’nın eşi öylesine erkek egemen bir yapıdan gelmektedir ki kendi hasta annesine dahi ilgi ve ihtimam göstermez. Buna rağmen Havva bulduğu kısa vakitlerde kendini ruhen ayakta tutmak için karnındaki bebekle konuşur. Bir anlamda bebekle beraber geleceğinin daha aydınlık olduğunu düşünmektedir, umudunu kaybetmemiştir. Eşinin annesine karşı ilgisizliği onu da benzer bir kaderin beklediği sinyallerini verse de Havva kendi çocuğuna dair umudunu söndürmemekte, onunla bir mutlu gelecek hayali kurmaktadır. Gelgelelim izleyici Havva kadar iyimser olamaz, Havva’yı bekleyen kaderin kayınvalide ile aynı kader olduğunu sezer. Diğer iki kadına göre daha muhafazakar bir portre çizen Havva’nın, izleyiciyle ilk defa eşarpsız karşılaşma anı karnındaki çocuğun hareketsiz olduğunu hissettiği andır. İkinci kez saçları açık göründüğünde ise Kur’an’a sarılıp ağlamaktadır. Bu da Havva’nın hiç kendisi olamadığını, karakterini geleneksel ya da dinsel kuralların belirlediğini gösterir.

Filmdeki televizyon ekranındaki haberle Afganistan’ın telekomünikasyon ağına sahip olduğunu görürüz. Bu ayrıntıyla, iletişim araçları vasıtasıyla Afganistan’ın geliştiğine dair bir algı ortaya çıksa da toplumun hayatına dair karelere baktığımızda bu gelişmenin sosyal hayatta söz konusu olmadığını görürüz. Televizyon ekranında Afganistan’ın geliştiğine dair haberi sunan kadına televizyon kurumunun müdürü tarafından bir reklam filminde oynaması yönünde bir teklif geldiğinde yönetmen, ülkenin gelişmesi denen şeyin bir balon olduğunu bir kez daha göstermiş olur. Öte yandan kadın sunucunun önceden kendisine ihanet eden eski eşi tarafından sık sık aranarak taciz edilmesi, kadına dair meselenin toplumun her tabakasında mevcut olduğunu gözler önüne serer. Bu da Afganistan’daki şiddetin her sosyal sınıfta yaygın olduğunun işaretidir. Ayşe’nin vakti zamanındaki damat adaylarından biri de akrabalarından eğitimsiz bir gençtir, Ayşe ise eğitimli olduğu için şimdiki eşini tercih etmiş ancak erkek şiddetinden kurtulamamıştır. Şiddet eğitimli kesimde de ortadan kalkmamıştır.

Meryem eski sevgilisi tarafından ihanete uğramıştır, halasının oğluyla evlenmeye razı olur bu yüzden. Ama bazı ihanetlerin izleri kolay kolay silinmemektedir. Meryem yakın bir arkadaşıyla beraber bu ihanetin izini yok etmeye uğraşır ama bu canı pahasına bir iz silmedir. Meryem’in seçtiği yöntem aslında Afganistan’ın yeni kuşak gençlerinin ne pahasına neleri göze alabildiğini göstermektedir.

Ayşe ve Meryem Havva’nın aksine isyan etmiş kadınlardır, içinde bulundukları şartları kabullenmez, boyun eğmezler. Her biri sosyal sınıflarına, konumlarına göre kararlar alırlar. Ancak bu üç kadın farklı yollar seçseler de filmin sonunda yolları kesişir. Üçü de birbirini tanımaksızın bir muayenehanede oturmuş, camdan özgürce uçan kuşları izlemektedir. Görüntü yönetmeninin yanıbaşında oturan Sahra Karimi’yi de bu üç kadına eklersek her bir kadının dışarıda gördükleri uçan kuşlara dair farklı bir yorumları olduğunu düşünebiliriz.

Meseleye bu kadar içeriden bir bakış geliştirebilmesinde yönetmenin bir Afgan kadını olmasının büyük bir etkisi var. Şunu da kesinlikle söylemek gerekir ki Karimi filmde Afganistan’da çekmeye yürek isteyen sahneleri de başarıyla filmine dahil etmiştir. Bunun için kendisini ayrıca kutlamak gerekir. Sahra Karimi’nin kendisinin de söylediği gibi yurtdışından gelip Afganistan’da film çekenlerin pek çoğu oradaki savaşı göstermişlerdir, ancak Karimi farklı bir şey göstermeye çalışmıştır, bu da savaşın toplumda yarattığı etkiler, değişimlerdir. Karimi’nin Afgan televizyonuna verdiği röportajda söylediği gibi bu filmin ne kahraman yaratmak ne de mağdur yaratmak gibi bir amacı yok. Sadece isyan edenleri ve teslimiyeti seçenleri göstermektedir. Ne yazık ki şartlar gereği isyan eden de teslim olan da aynı pencereden özgür kuşlara bakmaktadır.