Çeyrek asırdır ‘gezen’ festival!

Gezici Film Festivali 29 Kasım-12 Aralık tarihleri arasında 25’inci kez, üç farklı Anadolu şehrine konuk olacak. Festivalin çeyrek asrı geride bırakan uzun soluklu yolculuğunu anlatan festival yönetmeni Başak Emre ve sanat yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu, “Üç beş tane deli bir araya geldi, güya kent kent gezecekler birkaç yıl sonra bu işi bırakırlar, sözlerini çok duyduk. Ama tersi oldu” dedi.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival, 25’inci yılında seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor. Geride kalan 25 yılda Türkiye’nin birçok farklı ilinde konuk olan festival 29 Kasım-5 Aralık tarihleri arasında Ankara’da, 6-8 Aralık’ta Sinop’ta ve 9-12 Aralık’ta ise Kastamonu’da sinemaseverle buluşacak.

Dünya sinemasından 10, Türkiye’den 7 filmin yanı sıra ‘Sanat Uzun Hayat Kısa” adlı bölümde sanat ve sanatçılara ilişkin filmler festival kapsamında gösterilecek. ‘Sessiz Film, Canlı Müzik’ bölümü kapsamında Muhsin Ertuğrul’un 1929 yılında çektiği Ukrayna yapımı ‘Tamilla’ adlı filmi de 92 yıl sonra festival kapsamında gösterilecek.

1995 yılında ilk yola çıktıklarında, “Bu iş olmaz”, “Güya kent kent gezecekler birkaç yıl sonra bu işi bırakırlar” sözleri ile karşılaşan, ancak buna rağmen hiç ara vermeden Türkiye’nin farklı köşelerindeki sinema izleyicisiyle filmleri buluşturan festivalin yönetmeni Başak Emre ve Sanat Yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu ile konuştuk.

Gezici Festival’in sanat yönetmeni Ahmet Boyacıoğlu ve festival yönetmeni Başak Emre.

‘ÜÇ BEŞ TANE DELİ BİRARAYA GELDİ’

Geride kalan 25 yılda birçok izleyici ile yönetmeni bir araya getiren festivalin pek çok filme ilham olduğunu, festival aracılığıyla sinemaya adım atan bugün bilinen pek çok yönetmen ile yollarının nasıl kesiştiğini anlatan Emre ve Boyacıoğlu’nun sorularımıza yanıtları şu şekilde oldu:

Festival 25 yıldır geziyor. İlk başta, farklı şehirlerde düzenleme fikrinin zorluğuna dikkat çekenler olsa da 25 yıldır yolculuk sürüyor. Yolda nelere tanık oldunuz?

Ahmet Boyacıoğlu: 1995’te gezme fikri, bir kentten başka bir kente gitme fikri ortaya çıktığında birçok insan “Bu olmaz” dedi. Böyle bir örnek Türkiye’de ve dünyada yoktu o zaman. 35 mm kopyaların hepsi 25- 30 kiloydu ve onları gezdirmek ayrı bir dertti. Şimdi çok daha kolaylaştı. Kopyalar taşınıyor, her gidilen kentte filmler yeniden bir araya getiriliyor, makinisti de yanımızda taşıyorduk. Herkese çok sıra dışı geldi. “Üç beş tane deli bir araya geldi, güya kent kent gezecekler birkaç yıl sonra bu işi bırakırlar” sözlerini çok duyduk. Ama tersi oldu. Her gittiğimiz kentte çok sıcak karşılandık. Su baskınları kar fırtınaları, kapanmış yollar… 25 yıl içerisinde o kadar çok şey oldu ki. İlk yıl mesela buradaki gösterimi gece on bir buçukta bitirmiş, on ikide yola çıkıp İstanbul’a gitmiş ve öğlen on ikide film göstermeye başlamıştık.

‘-2 DERECEDE SEYİRCİLER BİZİ UĞURLAMAK İÇİN BEKLEDİLER’

Başak Emre: Bir yıl da Van’a gittik. En güzel şehirlerimizden birisiydi. Çok iyi bir seyircimiz vardı. Oraya da 35 mm göstericiyi taşımıştık. Son gösterim bitti. 16.5 saatte Kayseri’ye gittik. Van’da gösterimimizi 400 kişilik bir sinema salonunda yaptık. Bütün gösterimleri ayakta izleyen izleyicilerimiz vardı. Bu beni çok etkilemişti. Son seanstan sonra makinist hazırlanıyordu, onu bekliyorduk. Makinistin filmi sökmesini beklerken -2 derecede bütün seyirciler bizi uğurlamak, el sallamak için beklediler. O anı hiç unutmam.

‘ANADOLU’DA HEP YOLUMUZU GÖZLEDİLER’

Festival ilk başladığı yıl İstanbul ardından farklı ülkelerdeki şehirlere konuk oldu. Sonraki yıllarda ağırlığını Anadolu’ya verdi. Daha önce (Boyacıoğlu’nun) “Anadolu çok daha ilginç” diye bir sözü var. Anadolu festivale ne kattı?

Ahmet Boyacıoğlu: İlk yıl Ankara, İstanbul, İzmir ve Eskişehir’deydik. İkinci yıl, 96’da Bursa Belediyesi’nden bir telefon geldi. Bursa’nın ardından Anadolu’nun diğer şehirleri oldu. Anadolu’nun insanı büyük kent insanına nazaran daha hoşgörülü. Daha misafirperver ve kentimize sinema, film gelmiş diye festivale daha sıcak bakıyorlardı. Ankara’da, İstanbul’da üç beş dakika geç kalsın, altyazıda sorun çıksın hemen ‘hööö’ diye ses çıkarır. Anadolu’da o yoktu. Bir de o zamanlar ne internet var ne uydu kanalları ne de linkle indirme var. Bizim yaptığımız iş Anadolu’nun küçük kentlerinde çok kıymetliydi. Evde yaptığı poğaçayı getirenler, evini açanlar, otelde kalmayın diyenler vardı. Festivalciye evini açan izleyici, bunlar çok ilginçti.

Başak Emre: Büyük şehirlerde bizim izleyicimiz hep oldu. Şanslıyız. Ama Anadolu’da hep yolumuzu gözlediler. Bir yıl boyunca yolumuzu gözleyen seyircilerimiz oldu. Bir de bizimle şehir şehir gezen izleyicilerimiz oldu. Festivalin başını bir şehirde izleyip devamını başka bir şehirde izleyen seyircilerimiz oldu. Nereye gidersek gidelim, onların şehirlerine gitmiyorsak mutlaka gelip bir şehirde festivali yakalayanlar vardı. Pek çok insandan duyuyoruz, hayatlarındaki ilk festival Gezici Festival’di.

‘ÖZGEÇMİŞLERİ BİLE KISACIK’

25 yılda festival büyümesinin yanı sıra Türkiye sinemasındaki dönüşüme de birebir tanıklık etti. Bu tanıklık festivali nasıl etkiledi?

Ahmet Boyacıoğlu: Eski fotoğraflara, kayıtlara bakıyoruz da festivale konuk olanların birçoğu yaşamıyor. 25 yıl evvel Atıf Yılmaz film yapıyordu. Açık oturum yapmışız Bursa’da Vedat Türkali konuşuyor. Yeşilçam dediğimiz klasik Türk sineması bir şekilde devam ediyordu. Şimdi tamamen bambaşka bir nesil var. Artık eskilerden film yapan neredeyse kalmadı gibi. Klasik Yeşilçam sinemasından daha farklı bir jenerasyon var gibi geliyor. Yılda bir iki tane hiç adı sanı duyulmamış birisi çıkıyor ve ortaya bir film koyuyor. Hakikaten özgeçmişleri bile kısacık. Daha bağımsız, bir şekilde daha özgür, hiçbir kalıbı olmayan yeni bir sinemacı jenerasyonu var. Kişisel düşüncem sinemamızda çok ciddi bir senaryo eksikliği olduğu. Ama genç adı çok bilinmeyen bir sürü yönetmeni konuk ettik.

FESTİVALLERDEN SONRA SİNEMA SALONLARI AÇILDI

Ahmet Boyacıoğlu: Festivalde yönetmenlerle tanışıp sinema sektörüne giren isimler var. Reha Erdem asistanıyla festivalde tanıştı örneğin. Yine Kars’ı gelip beğenip projesini Kars’a alan yönetmenler var. Uğur Yücel Trabzon’da çekmeyi planladığı Soğuk filmini değiştirdi ve Kars’ta çekti.

Başak Emre: Mesela Reha Erdem’in Kosmos filmi Kars’ta oluştu. Fikriyle de ortada yoktu. Reha Erdem festival kapsamında Kars’a geldi ve fikir orada doğdu. Ertesi yıl Kars’ta bu filmi çekti. Kars, belediye başkanı Naif Alibeyoğlu döneminde festivalin merkezi oldu. Beş ya da altı film çekildi. İlk yıl gittiğimizde sineması yoktu. İkinci yıl gittiğimizde sineması oldu. Gezici festivaldeki ilgiyi görünce başkan kültür merkezini sinema salonuna çevirdi ve bizden sonra bir sinema salonu oldu. Artvin’de de sinema salonu yokken Gezici Festival’den sonra kültür merkezi sinema salonuna çevrildi.

FESTİVALLE ÇEKİM AŞAMASINDA GEZEN FİLMLER

Bu gezdiğiniz süreçte festivalin ilham verdiği Kosmos gibi başka yapımlar var mı?

Başak Emre: Zeki Demirkubuz’un Kader filmindeki çekimler planlanmamıştı. Son şehir henüz belli değildi. Biz Kars’a gidiyoruz diye son sahne orada çekildi. Festival tarihlerine rastladı ve biz prodüksiyona yardım ediyorduk. 2008 yılında bir senaryo yarışması açtık. Belki dünyada da eşi olmayan bir proje hayata geçirdik. Senaryo yarışmasındaki şart konunun Kars’ta geçiyor olmasıydı. Daha sonra Zeki Demirkubuz, Önder Çakar ve Ümit Ünal’dan oluşan bir jüri beş senaryoyu seçti. Seçilen filmler, Kars Belediyesi’nin desteğiyle 35 mm profesyonel bir ekip ve oyuncularla çekilecekti. Bir ilk, festival ve belediye olarak bir filmin yapımını birlikte gerçekleştirdik. Beş öyküden oluşan “Kars Öyküleri” adlı film çok başarılı oldu ve ilk gösterimi Rottherdam’da yapıldı. Daha sonra 30’a yakın festivale gitti. Yönetmenlerin hepsi de ilk filmini çekiyordu. O isimler, Emre Akay, Ahu Öztürk, Özcan Alper, Zehra Koç ve Ülkü Oktay’dı.

‘NASIL AZ PARAYLA FESTİVAL YAPILIR, ÖĞRENDİK’

Geride kalan 25 yılda, “Olmuyor” dediğiniz, sinemaya, sektörüne dair umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu? Ya da umudunuzu hep koruyabildiniz mi?

Ahmet Boyacıoğlu: Hep inat. Mesela 2008 yılında Ankara’da yapamadık. Salon bulamadık. Tamamen Kars ve Artvin’deydik. İnat çok önemli. 97 yılından bu yana az da olsa Kültür ve Turizm Bakanlığı maddi katkıda bulunuyor. Gittiğimiz şehirlerdeki belediyeler, oradakilerin desteği ile bir şekilde yürüdü. “Biz nasıl az parayla festival yapılır”ı öğrendik. Hadi yapmayalım, biz çok sıkıldık hiç demedik.

‘BAĞIMSIZIZ AMA ANADOLU BİRAZ MUHAFAZAKARLAŞTI’

Bir festivali yaşatmanın zorlukları neler? Son yıllarda çok sık sansür ve otosansür tartışmaları yürütülüyor. Bu festivalleri etkiliyor mu?

Başak Emre: Biz o anlamda bağımsızız. Belediye festivali de değiliz. Bağımsızız ama Anadolu biraz muhafazakârlaştı. Bunu da yadsıyamayız. Bir 10 yıl önce gösterdiğimiz filmleri yine gösteriyoruz ama “acaba” diyebiliyoruz. Ama şimdiye kadar sansür olmadı.

Ahmet Boyacıoğlu: Eskiden 7-8 kentten telefon gelirdi. Bize de gelin derlerdi. O telefonlar azaldı. Şimdi yeni yeni teklif edenler oluyor.

Başak Emre: Ama yerel yönetimler uzak durmaya başladı. Acaba ne gösterecekler, nedir programları diye daha bir geriye çekildiler. Eskiden böyle değildi.

‘AVRUPA’DA BİR SAHNEYE HARCANAN PARAYLA BİZDE BİR FİLM ÇEKİLİYOR’

Geride bıraktığımız Altın Portakal film festivalinde bazı eleştirmenler Türkiyeli yönetmenlerin filmlerine dair ciddi eleştiriler getirdi. Bütçe yetersizliğinin özellikle bağımsız filmleri olumsuz anlamda etkilediği konuşuldu. Türkiye sineması nasıl bir dönemden geçiyor?

Ahmet Boyacıoğlu: Korkunç bir maddi sorun var. Bütçe sorunu var. Avrupa, Amerika’da bir sahneye harcanan parayla bizde bir tane uzun metraj film yapılıyor. Öyküler de senaryo da küçülüyor. Bir baba, bir oğul iki tane de yeğen olsa yeter zaten, daha ne anlatacaksın. Kültür Bakanlığı 1 milyon lira verdi. Onu bölüyorsunuz Dolar’a Euro’ya 130 bin Dolar Euro oluyor. Bu parayı al da yurtdışında insan bul uluslararası ortak yapım yap. Bu kadar az paraya bu sinema yürümez.

Başak Emre: Dünya sineması ortak yapımlarla yürüyor. Biz o konuda geride kalıyoruz. Sadece birkaç yönetmen bunu biliyor ya da yararlanıyor.

‘ÖYKÜLER KÜÇÜK MEKÂNA SIKIŞIYOR’

Ahmet Boyacıoğlu: O kadar parayla ortak yapım yapılamaz ki zaten. Son Altın Palmiye’yi alan Parazit’i örnek veriyorum hep. Cannes’te en iyi film ödülünü aldı şimdi de Oscar’a gidiyor. Aslında 132 dakikalık bir film ve büyük bir kısmı lüks bir firmada bir gecekondumsu küçük evde geçiyor. Büyük bir sel sahnesi hariç küçük bir prodüksiyon gibi görünüyor bütçe 13 milyon Dolar. Bizde bırakın 13 milyon Dolar, 1 milyon Dolar bütçesi olan kaç film var? Çok önemli bir bütçe sorunu olduğunu düşünüyorum. Bir senarist olarak biliyorum ki bütçem 1 milyon lira. Yazmaya başlıyorum, evde otururlar. Arabalar hiçbir zaman birbiriyle çarpışmaz. Mümkünse 150 kişinin olduğu bir balo salonunda sahne çekilmemeli. Boğaz’da bir yalıda sahne olmasa iyi olur. Öyküler ister istemez aile içine, kırsala, küçük mekâna ve küçük karakterlere sıkışıyor. Bütün film bir evin içinde geçecek, para yok. Paranın olmaması yönetmenleri, senaristleri de sıkıştırıyor.

‘FİLM YAPIM ENFLASYONU VAR’

Bu aşamada Bakanlık tarafından verilen destekler de çok tartışılıyor. Emin Alper’in Kız Kardeşler filmi örneğin destek alamamıştı. Az olan bütçenin adil dağıtıldığı bir ortam var mı Türkiye’de?

Ahmet Boyacıoğlu: Bakanlığa 900 proje başvuruyor. Bunların 400’ü uzun metraj. Bakanlığın elindeki para belli ve çok az. Diğer küçük ülkelerle kıyasladığımız zaman rezillik ortaya çıkıyor. 7 milyon nüfuslu Sırbistan para dağıttığı zaman 500’er yüz bin Euro’dan 10 filme destek veriyor. Bizde 500 bin Euro’yu çarpınca 3 milyon para yapıyor ama bizde öyle bir para yok. Hem paranın miktarı hem de verilen para az. 400 projenin 30’una para veriyorlar. Bazı tanınmış isimler başvurduğunda o komisyon, durup dururken bu adamın filmini nasıl eleyeyim beni tefe koyarlar diye mecburen onlara da öncelik tanıyor. İsim vermeyeceğim ama bunlar belli. Hikâye, dosya çok sağlam olmasa da veriliyor. 180 tane sinema okulu var ve herkes bir şeyler yazıyor. Bu sorun Türkiye dışında başka ülkelerde de var. Almanya’da 170 film yapılıyor ama yarısı hiçbir yere çıkmıyor. Ne festivallere gidebiliyor ne televizyonda gösteriliyor, hiçbir şey olmuyor ve görünmez film deniyor. Bu dijitalin çıkmasıyla başladı. İnanılmaz bir film yapım enflasyonu var.

ÖZGÜVEN’DEN ‘TERAZİ FİLMLER’İ SEÇKİSİ

Gezici Festival, her yıl sinema dünyasından bir kişinin hazırladığı özel bir film seçkisine programında yer veriyor. 25. Gezici Festival’de bu bölümün konuğu özgün sinema yazılarıyla tanıdığımız usta çevirmen, yazar Fatih Özgüven. ‘Terazi Filmleri’ olarak adlandırdığı seçki size ne hissettirdi?

Başak Emre: Daha önceki yıllarda Tuncel Kurtiz, Zeki Demirkubuz, Ercan Kesal, Murathan Mungan, Reha Erdem ve Mahmut Fazıl seçkiler yaptı. Fatih Özgüven de geçtiğimiz yıl Kastamonu’da filmlerden sonra film çözümlemeleri yaptı. Bu bizi çok etkiledi. Üniversitede yaptığımız gösterimlerde seyirciyle çok güzel bir etkileşim oldu. Fatih Özgüven en sevdiğimiz sinema yazarlarından biriydi ve seçki hazırlaması fikrimiz 25’inci yıla denk geldi. Carl Theodor Dreyer’in Söz, Louis Malle’nin Saman Alevi ve Luis Bunuel’in Tristana filmlerini seçti. Özgüven bu üç filmi sunacak ve sonunda da seyirciyle bir söyleşi yapacak.

MUHSİN ERTUĞRUL’UN TAMİLLA FİLMİ 92 YIL SINRA İZLEYİCİYLE BULUŞACAK

25’inci yılda seyircileri neler bekliyor?

Başak Emre: Programımızı çok özenli oluşturuyoruz. Yıl boyunca günde 2-3 film izliyoruz. Küçük ama güzel bir programımız var. Dünya sinemamızda 10 film olacak. Türkiye 2019 bölümünde 7 film yer alacak. Bizim en önemli sponsorlarımızdan birisi Amerikan Büyükelçiliği ve Hollanda Büyükelçiliği. Onların desteği ile “Sanat Uzun Hayat Kısa” adlı bir bölümümüz var. Daha çok sanat, sanatçılarla ilgili belgeseller bu bölümde yer alıyor. Son yıllarda sessiz filmler gösteriyoruz canlı müzik eşliğinde. Hollanda Büyükelçiliği katkısıyla Hollandalı besteci ve piyanist Daan van den Hurk, İmparatorluk Kalıntısı filmi eşliğinde çalacak. Amerikan Büyükelçiliği’nin katkılarıyla da Amerikalı sanatçı Donald Sosin’in çalacağı Çatışan Arzular filmi gösterilecek. Ayşe Tütüncü ve Miray Eslek ise 92 yıl sonra seyirci karşısına çıkacak Muhsin Ertuğrul’un Tamilla filminde müziklerini icra edecek. Ankara’da Büyülü Fener Sineması’nda ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde olacağız. Çağdaş Sanatlar’daki, Sinop’ta Halk Eğitim Merkezi’ndeki, Kastamonu’da ise Kastamonu Üniversitesi Ahmed Yesevi Konferans Salonu’ndaki gösterimlerimiz ücretsiz olacak. Büyülü’deki biletler önümüzdeki haftadan itibaren satışta olacak.