‘Altın’ Bozkır, Zeki Demirkubuz ‘tedirginliği’ ve Tuba Ünsal’ın ‘günah çıkarması’

Tartışmalarıyla, jürinin tercihleriyle, ‘en kötüler’i ve ‘en iyiler’i ile 56. Altın Portakal Film Festivali güzel bir rüzgar olarak hayatlarımızdan geçti… Zeki Demirkubuz ‘intikam’ mı aldı? Tuba Ünsal neden sahnedeydi? İşte tüm yaşananlarıyla Altın Portakal...

Anıl Mert Özsoy  aozsoy@gazeteduvar.com.tr

Bu yıl 56.sı düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali, 26 Ekim–1 Kasım tarihlerinde tüm sinemaseverleri ve sinema endüstrisinin emekçilerini bir araya getirdi.

Geçtiğimiz iki yılda dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in politik kaygıları sonucu Ulusal Yarışma’yı festivalden kaldırmasının ardından bu karara tepki gösteren birçok sinemacı festivali boykot etmişti. Bir sinema festivalinde siyasi figürlerin otorite olmak yerine, silik bir gölge olarak sadece sanatın ve sanatçıların şehirden beklentilerini kolaylaştırmasının en doğru tavır olması gerekirken Türel’in ve dönemin siyasi iktidarının festivale vurduğu bu büyük darbe nihayet bu sene son buldu. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in seçim vaatleri arasında da yer alan Altın Portakal deyim yerindeyse ‘öz’e döndü.

ULUSAL YARIŞMA’NIN JÜRİSİ

Elbette festivalin en merak edilen jürisi Ulusal Yarışma’ydı. Yıllardır yaptığı filmlerle Türkiye sinema tarihinde kendine has bir üsluba ve seyirciye sahip olan Zeki Demirkubuz Jüri Başkanı olarak, yine edebiyat tarihinin şüphesiz en önemli yazarlarından Latife Tekin, oyuncu ve senarist Mert Fırat, oyuncu ve yapımcı Şebnem Bozoklu ve görüntü yönetmeni Emre Erkmen jüride yer aldı.

BİNA, BİZE N’ETTİ?

‘Ulusal Kategori’de gösterilen ilk film, yönetmenliğini Orçun Behram’ın yaptığı ‘Bina’ oldu. Uzun yıllardır tartışmaların göbeğinde olan festivalin bu filmle açılması kelimenin tam anlamıyla şok etkisi yarattı. Sinema otoritelerinin hemen hemen hepsinin tepkisini toplayan, ne anlattığı, neden anlattığı bir türlü anlaşılmayan filmle en ilginç yorum, absürd dizi ve deneysel filmlerle tanıdığımız bir yönetmenden geldi: Biz beyin ameliyatı yapmıyoruz, o neden film çekiyor?

Burada, yönetmenin yaşadığı zorlukları anlamaya çalışmadan, gençliğin verdiği cesaretin fazlasının büyük bir eleştiriyi de beraberinde getireceğini göz önünde bulundurmadan kesin yargılarda bulunmak belki de haksızlık olacak ama sanat her şeyin başında bir cüret etme hali ve maalesef, yönetmen Orçun Behram’ın Toronto’da açılışını yaptığı filmi Bina, Altın Portakal’ın en kötüleri arasında yer almasına engel olamadı. Ön jürinin -bir niyet okumayla- festivalde her janrdan film olması amacıyla seçtiğini düşündüğüm, distopik bir hikayeyi ele alan film, ne yazık ki ne bir cüreti taşıyabildi ne de distopik film olarak festivali zenginleştirebildi. Yalnızca, festivale katılanların acaba bundan sonra ne izleyeceğiz diye düşünmesine ve yine üzülerek belirtmeliyim ki tedirginliğe sebep oldu.

CEVİZ AĞACI’NIN POLİTİK KAFA KARIŞIKLIĞI

Festivalin ilginç filmler geçidi olacağının sinyallerini almıştık. Bunlardan bir diğeri de Faysal Soysal’ın yönetmenliğini yaptığı Ceviz Ağacı filmi oldu. Necip Fazıl Kısakürek’in Bir Adam Yaratmak oyunundan esinlenen film Serdar Orçin oyunculuğuyla ön plana çıktı. Sağ cenahın yakından tanıdığı yönetmen Soysal’ın filmdeki politik kafa karışıklığı maalesef iyi bir hikayenin kötü bir görüntüyle beyazperdeye yansımasından öteye gidemedi. Seksen darbesinin fon olduğu, solcu karakterin silik gösterildiği ve bu ülkede bedel ödemiş yazarların, yine devletin her vakit desteğini alan yazarlarla bir arada olması izleyicinin tepkisini çekti. Sevgili Soysal’la yaptığımız röportajda, Peyami Safa ve Sabahattin Ali’nin adını birlikte anarak kendi entelektüel birikiminden bahsetti.

İSMET ÖZEL VE OĞUZ ATAY NEDEN YANYANA?

Peyami Safa, yazdığı yazılarla Hitler’i överken, Sabahattin Ali, devlet tarafından katledildi ve geçen onca yılda katilleri bulunamadı. Böyle bir geçmişten gelen iki yazarı bir arada anmak ve bir filmin unsuru olarak kullanmak entelektüel bir tavır değildir. Olamaz. Tıpkı, Türkiye aydınına getirdiği eleştiriyle edebiyatta başka bir bakış yaratan Oğuz Atay ile, Sivas’ta Alevilere ve canlara karşı uygulanan katliamın ardından takındığı vahşi tavırla hafızalara kazınan İsmet Özel’i anmak gibi…

Filmin eleştirilen bir diğer noktası da kadın temsiliyeti oldu. Kadınların yalnızca çay koyduğu ve -yönetmenin buna itirazı var- kaçtığı bir anlatı, sinemacı kadınları ve eleştirmenleri bir hayli kızdırdı.

Faysal Soysal, kendi entelektüel dünyasında elbette her kesimden ve tavırdan yazarı okuyabilir ama bunları bir araya getirip bir ‘barışma’ tavrına bürünerek sinema kamuoyunun sert eleştirileriyle karşı karşıya kaldı.

ÜMİT ÜNAL’IN CESARETİ

Ümit Ünal, son kuşak Yeşilçam emekçilerinden. Ünal’ı yönetmenliğini yaptığı filmlerden ve kaleme aldığı romanlardan tanıyoruz. Yönetmenin son filmi Aşk., Büyü Vs. festivalin en dikkat çeken yapımlarından biri oldu.

Ünal, tıpkı diğer filmlerinden de bildiğimiz gibi cinsiyet rollerinin temsiliyetini sırtına alıp yönünü bu kez daha keskin hatlarla sınıf meselesine çevirmiş bir filmle izleyiciyi selamladı. Filmin, sınıf ve kimlik temsiliyeti noktasındaki başarısı kesinlikle inkar edilemez. Filmi görmekte ve Ünal’ın sinemasının ısrarlı takipçisi olmakta fayda var.

PARA AMA NE KADAR PARA?

Festivalin odağındaki ana mesele sektördeki ekonomik ilişkilerdi. Hepimizin malumu sinema ‘pahalı’ bir sanat. Tek bir bileşeni de olmuyor çoğu zaman. Seçkideki filmlerin izleyicide derin izler bırakmamasının temelinde de kısıtlı ekonomik kaynaklar gösteriliyor. Bakanlığın sinemaya olan desteğinin sanatçıların üretimlerinden ziyade politik tavırlarının sonucu dağıtıldığını da biliyoruz.

Bu ekonomi-politik çelişkinin sinemaya olan zararı uzun süre daha telafi edilemeyecek gibi görünüyor. Sinema dünyasının bileşenlerinin yeni bir yol bulmak için bir an önce adım atması gerekiyor. Aksi takdirde vizyona girmemiş daha birçok film, aldığı desteklerle, kısa süreceği besbelli Oscar yolculuklarına çıkacak!

FESTİVALİN HEYECANLILARI: SİNEMA ÖĞRENCİLERİ

Antalya Büyükşehir Belediyesi bu yıl bir ilke imza attı ve yüz üniversiteye mektup göndererek öğrencileri festivale davet etti. Yedi yüz öğrenci arasından seçilen yüz öğrencinin tüm masrafları karşılandı. İletişim ve sinema alanlarında eğitim gören bu öğrencilerin direkt sinema sektörüyle buluşması önemli fakat öğrencilerle olan diyaloğumuzdan ortaya çıkan şu ki, öğrenciler sektörün dişlileri arasına girmekten bir hayli korkuyorlar. Akdeniz Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin gazetesinde gönüllülük esasıyla çalışan bir öğrenci, hak mağduriyetiyle ilgili yaptığı haberin yayınlanmaması üzerine hocasıyla olan diyaloğunu şöyle anlattı:

“Hocam, gerekirse bizim ismimizle yayınlanmasın ama haber yayınlansın.”

“Mezun olunca yayınlarsın.”

Bahsi geçen akademisyenin bu tavrı öğrencilere de yansımış vaziyette. “Stajyerlere çay taşıtıyor musunuz, muhabirden spikerliğe geçilir mi?, İdolüm Fatih Portakal, siz de beğeniyor musunuz?” gibi soruların havada uçuştuğu masalarda öğrencileri mesleki olarak bir adım ileriye götürecek sorular ve tartışmalar çıkmadı.

Bu durum festivale gelen öğrencilerin değil, tam da yukarıdaki diyalogda bahsi geçen akademisyenin suçu.

Her şeye rağmen festivalin bu noktada ortaya koyduğu girişim takdire şayan ve kendi adıma festivalde en çok devam etmesini istediğim durum oldu.

AA VE DHA’NIN ZEKİ DEMİRKUBUZ’LA İMTİHANI

Zeki Demirkubuz, festival kapsamında sinemaseverlerle bir araya geldi. Jüri başkanı olması ve yıllardır süregelen popülerliğiyle salonda izdiham yaşandı. Festival organizasyonunda yaşanan aksaklıklar (anneannemin deyimiyle, nazar boncuğu) sebebiyle kapıda kalan öğrenciler ve seyirciler oldu fakat gazetecilere karşı alınmış herhangi bir tavır söz konusu değildi. Konuşmasının başında epik bir giriş yapan ve tek bir kare dışında fotoğraf vermek istemeyen Demirkubuz, biraz da mizahla karışık fotoğraf çektirmeye ‘alerjisi’ olduğunu belirtti.

Anadolu Ajansı ve Demirören Haber Ajansı bu izdihamı fırsat bilip Zeki Demirkubuz’u hedef göstererek gazetecileri mağdur ettiğini yazdılar. İçeride birçok gazetecinin olduğu bu toplantıda adı geçen iki ajansın yazdığı haber yalan ve yine politik karalamadan ötesi değil. İktidarların gelip geçici olduğu bir dünyada gazetecilik gibi bir geleneği ve ilkeleri olan mesleğin bu denli aşağılanması Demirkubuz ve festivalden ziyade yalnızca gazetecilere zarar verir.

AA ve DHA özür diler mi? Elbette hayır. İki ajansın yöneticilerinin adı yıllar sonra hatırlanır mı? Belki yaptıkları yalan haberlerle. Ama Zeki Demirkubuz yıllar sonra da filmleriyle Türkiye’nin sanat tarihine geçmiş bir yönetmendir. Festivalin ‘keşke yaşanmasa’ denilecek olayı AA ve DHA’nın Zeki Demirkubuz’la imtihanıydı.

ULUSAL YARIŞMA GERİ DÖNDÜ!

Antalya Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Menderes Türel döneminde düzenlenen 54’üncü ve 55’inci Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Ulusal Yarışma’ kategorisinin kaldırılmasının ardından İstanbul’da, yönetmen Kaan Müjdeci’nin öncülüğünde, sinemacıların desteğiyle ‘Ulusal Yarışma’ düzenlenmişti. Antalya’da düzenlenen 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında AKM Perge Salonu’nda, geçmiş yıllarda İstanbul’da düzenlenen törene alternatif bir tören düzenlendi. Festivalin en hakiki ‘öze dönüş’ü bu özel tören oldu. Burada asıl teşekkür ve minnet elbette Kaan Müjdeci’ye… Aldığı bu entelektüel tavır sinema tarihinin en unutmaz olaylarından biri oldu.

ALTIN PORTAKAL’DAN BOZKIR’A…

Tüm festivallerde olduğu gibi en çok merak edilen kimlerin ödül alacağıydı. Festivalde tam anlamıyla ‘Bozkır’ rüzgarı esti. Film, 10 ödül kazanarak elde edilmesi zor bir başarıyla onurlandırıldı. En İyi Yönetmen, En İyi Film gibi ödüllerin de sahibi olan filmde yönetmen Ali Özel’in imzası bulunuyor. SİYAD başta olmak üzere çok sayıda sinema eleştirmenin festivalin ‘en kötü’lerinden seçtiği filmin bu kadar çok ödül alması belli ki bir süre daha kamuoyunda tartışılacak. Sözü, bu noktada eleştirmenlere bırakmakta fayda var. Biz o gece yaşanan tartışmalara dönelim…

Zeki Demirkubuz’un En İyi Yönetmen ödülünü açıklarken yaptığı konuşma şöyleydi:

“10 film izledik. Bir bölümünü kendimize hiç yakın hissetmedik. Bazılarına saygı duyduk, bazılarını sevdik ama birine hayran olduk. Sinemanın devlet ve hükümet tarafından değişik yöntemlerle evcilleştirilip ehlileştirilmeye, muhalif olduğunu söyleyen bazı güruhlar tarafından ucuz eleştirinin, gündelik siyasetin nesnesi haline getirilmeye çalışıldığı, kısacası sanatın ve sinemanın tutanın elinde kaldığı şu günlerde bizlere yaşamın doğasını, geçmişi, geride bıraktıklarımızı, ölümü, mezarı hatırlatan, bir parça olsun kendimize gelmemizi sağlayan, zaman ruhunun izini süren aşkın bir film izledik. Gözlerimiz yaşardı, boğazımız düğümlendi ve çok heyecanlandık. Öyle bir film ki, biraz daha sürse Çehov’un dediği gibi neden yaşadığımızı anlayacaktık. En İyi Yönetmen ödülünü o filme vermekten gurur duyuyorum. Ali Özel.”

Zeki Demirkubuz’un bu konuşması, beraberinde eleştirileri de getirdi. Yönetmenin Yeraltı filminin festival serüveninde yaşadıklarını gerekçe gösteren birçok sinema eleştirmeni Demirkubuz’un festivalden ve Türkiye sinemasından ‘intikam’ aldığını söyledi. Peki Demirkubuz’un başkanlığındaki jürinin kamuoyunda hiç mi karşılığı yoktu? Eleştirmenler ve sinema emekçileri itirazlarını daha en başta neden açıklamamışlardı? Bu sorunların yanıtlarını ilerleyen günlerde görecek gibiyiz. Bu tartışmaların, ilk filmiyle Altın Portakal’ı ‘Bozkır’a çeviren yönetmen Ali Özel’e ve sinemasına zarar vermemesini dilemekten başka söylenecek bir şey yok.

TUBA ÜNSAL’I SAHNEYE ÇIKARAN KARANLIK!

Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’in tüm dünyaya pazarlamak vaadiyle sunduğu ve isminden ‘Altın Portakal’ı çıkardığı 55. Uluslarası Antalya Film Festivali’nde jüri üyesi olan Tuba Ünsal, bu yıl da ödül vermek için sahnedeydi. Türkiye sinemasına katkı sağlamak amacıyla ortaya çıkan ve devlet baskısıyla bu tavrından dönen, sinema dünyasının boykotuyla karşılaşan festivalde yer alan Tuba Ünsal’ın sahnede yaptığı ‘günah çıkarma’ maalesef samimiyetsiz ve özeleştiriden uzak, üstenci bir tavra sahipti. Festival yönetiminin ‘öze dönüş’ten çıkardığı anlamda Ünsal kendisine nasıl yer buldu, anlamak ve bunun üzerine düşünmeden geçmek mümkün değil. Kişisel bir iç çekiş: Kaan Müjdeci o sahneye ne de güzel yakışırdı!

SELEN UÇER’İN SAHNEDEKİ GÜCÜ

‘Öze dönüş’ün ruhuna uygun durumları da konuşalım…

Sinemanın usta isimlerinden Ahmet Mekin törende En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü ‘Aşk, Büyü Vs.’ filmindeki rolüyle Selen Uçer’e verdi. Uçer, ödülü filmdeki partneri Dizdar’la birlikte aldığını belirterek rol arkadaşını onurlandırdı. Uçer, “Film farklı bir aşk hikayesi, farklı olanın yeni olanın yadırgandığı, yargılandığı bu dünyada kendini var eden iki kişinin hikayesini anlattık. Bu ülkenin iki kadın oyuncusu olarak cesaretle işimizi yapmaya çalıştık. Ödülü yola devam edeceklere ithaf ediyorum. Korkmadan kendini ifade edebilen kız çocuklarına ithaf etmek istiyorum. Ne düşünürse düşünsün, hangi dili konuşursa konuşsun, birbirine saygı duyabilen eşit şartlarda büyüyecek kız ve erkek çocuklarına ithaf ediyorum” dedi. Ece Dizdar’ı ve Selen Uçer’i daha çok filmde birlikte görmek dileğiyle…

Tartışmalarıyla, jürinin tercihleriyle, ‘en kötüler’i ve ‘en iyiler’i ile 56. Altın Portakal Film Festivali güzel bir rüzgar olarak hayatlarımızdan geçti…

Daha nice Altın Portakal’lara!