Yönetmen Kıvanç Sezer 'Küçük Şeyler'i anlattı: Filmde kapitalizm eleştirisi yaptık

Yönetmen Kıvanç Sezer, Küçük Şeyler ile Altın Portakal Film Festivali’nde izleyici karşısına çıktı. Kapitalizm eleştirisini odağına alan filmi, başrol oyuncuları Alican Yücesoy, Başak Özcan ve yönetmen Kıvanç Sezer’le konuştuk.

Anıl Mert Özsoy  aozsoy@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Ödüllü yönetmen Kıvanç Sezer, Babamın Kanatları ile başlayan üçlemenin ikinci filmi Küçük Şeyler ile 56. Altın Portakal Film Festivali kapsamında izleyicilerle buluştu. Kentlilik, orta sınıf ve beyaz yaka çelişkisini odağına alan film günümüz Türkiyesi’nde sosyo-ekonomik yıkımı genç bir çift üzerinden ele alıyor. İlk filmi Babamın Kanatları’nda inşaat işçilerine yönelen Sezer, bu kez koca koca binaların içinde yaşanan buhranla kapitalizm eleştirisi sunduklarını dile getiriyor.

Seyircinin yoğun ilgiyle karşıladığı ve 29 Kasım’da vizyona girecek olan Küçük Şeyler’i başrol oyuncuları Alican Yücesoy, Başak Özcan ve yönetmen Kıvanç Sezer’le konuştuk.

‘YAŞADIĞIMIZ MAĞDURİYETİ YETERİNCE KONUŞAMIYORUZ’

Bir üçlemenin ikincisi olan Küçük Şeyler’de kentlilik halinin eleştirisini sunuyorsunuz.

Kıvanç Sezer: İki film de kent yaşamını anlatıyor. İlkinde göçmen işçiler, diğerinde kente yerleşmeye çalışan orta sınıf üzerinden işleniyor. Buradan varmak istediğimiz şey kapitalizmin eleştirisini yapmak… Yaşadığımız mağduriyeti yeterince konuşamadığımızı ve örgütleyemediğimizi düşünüyorum. Başka meseleler günlük hayatın ve siyasetin temelinde oturuyor fakat kent haklı, yaşam hakkı, eğitim hakkı ve barınma hakkı gibi temel haklar tamamıyla bir tür ekonomi üzerinden dönen şeyler haline geldi ve normal şeyler gibi görünüyor. Bunların normal olmadığını hikâyemizin akışında giderek çetrefilleşen hikâyenin dokusunda görebileceğimizi düşünüyorum.

Orta sınıfın kaybolmaya başladığı bir dönemdeyiz ve siz filmin belli yerlerinde bu duruma işaret ediyorsunuz. Bu eleştirilerinizin filminiz üzerinde bir yaptırıma neden olabileceğini düşünüyor musunuz?

Kıvanç Sezer: Ne olabilir ki! Ekmeğimizin derdindeyiz… (Gülüyor). Bu durumları sinema aracılığıyla tartışabilmenin kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hikâye bu yöne evrilebilirse, güncel olanı yakalayabilirse daha iyi bir film olacağı inancındayım. Orta sınıfın kaybolmasından daha ziyade güvencesiz bir prekarya var. İlaç sektörü de bu yüzden filmin içerisinde yer aldı.

.

‘İÇERİK BENİ BİÇİME GÖTÜRDÜ’

Filmde gerçeküstü, absürt ve yer yer mizahı görüyoruz. Biçime nasıl karar verdiniz?

Anlatılan hikâyedeki insanların yaşantılarının çok komik olduğunu düşünüyorum. Bu durumu senaryo aşamasında ve oyuncularla çalışırken bulup çıkarmaya çalıştık. Bu filmdeki absürtlük zebra değil, iki kişinin ilişkisinde absürtlük. Dil, hikâyenin ve anlatılan insanların hayatını böyle anlatabileceğimi düşündüğüm için oluştu. İçerik beni biçime götürdü.

Film boyunca Onur karakterinin bunalımlarını ve yalnızlığını görüyoruz. Yorumladığınız dünya bu kadar karamsar mı?

Onur karakteri işten çıkarılan ve bir süre istediği pozisyonda iş bulamayan insanların yapmaya çalıştığı şeyi yapıyor ve kendine yeni bir kanal açmaya çalışıyor. Bunu yapabileceğine de inanıyor ve bu bir şekilde olmuyor. Burada tabii ki hüzünlü bir durum var. Bu bunalımı bir tür trajikomedi içerisinde görüyoruz.

Bahar karakterini filmin içindeki gerçekliği ve sınıf farkını koruyan bir karakter olarak görüyoruz. Kadın üzerinden ortaya çıkan bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Başak Özcan: Bahar’ın geldiği yer sınıfsal olarak Onur karakterinden farklı. Bahar, Onur’la birlikte orta sınıfa yükseliyor. Bahar’ın hayatla, emekle kurduğu ilişki daha direkt. Bahar’ın elinden imkanlar gitmeye başladıkça ve Onur’un güzel aldırmazlık hali yükseldikçe Bahar’ı gerçeklere ve sorgulamaya itiyor.

Filmde, kadınlık meselesi üzerinden de bir çelişki yaratılıyor. Sinema sanatçısı bir kadın olarak bu çelişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Başak Özcan: Çok alttan vuran ve kadın üstünde tahakkümü, erkeklerin her şeyi söyleme hakkını kendinde gördüğü bir sahneydi. Orada karakterin dik duruşunu çok seviyorum.

Kıvanç Sezer: Onur karakteri tüm film boyunca bu manipülasyonu küçük küçük yapıyor ve bu yüzden çok tehlikeli…

Alican Yücesoy: Film boyunca yapmasa antipatik ve kabul edilemez olacaktı öbür türlü…

‘HİÇBİR ZAMAN METODUM OLMADI’

Bu kadar ince bir çizgide seyreden role nasıl hazırlandınız?

Alican Yücesoy: Bireysel olarak oyunculuk mesleğinde hiçbir zaman metodum olmadı. Bu filmde Kıvanç’ın koçluğuyla ilerledim. Yönetmen, bir yandan da iyi bir oyuncu koçu olunca istediğini alabiliyor. Kendi adıma çıkan sonuçtan memnunum.

Mizah ve hüzün sahneleri birbirini takip ediyor. Bu duygu geçişleri sizi zorladı mı?

Alican Yücesoy: İnanın zorlamadı… Filmlerde ön çalışma kısmını kıymetli buluyorum. Kişisel performansımın büyük kısmı Kıvanç’la yaptığımız çalışmalarla ilgili… Bireysel oyunculuk kabiliyetlerimle övünebileceğim bir iş değil bu. Oyunculuk mesleğinde yeteneğin çok önemli olduğunu düşünmüyorum ama çok çalışkan olmak gerekiyor. Doğru insanla yan yana geldiğinizde işler yürüyüp gidiyor. Bunun faydalarını gördüğümüzü düşünüyorum.

Kıvanç Sezer: Ekip çalışmasına çok inanıyorum ve elimden geldiğince kendimi oyuncunun yerine koyarak role yaklaşmaya çalışıyorum. Rol oyuncu ile aramızda duruyor. Bu durum filme çok hizmet eden bir şey…

‘ULUSAL YARIŞMA İLE SEYİRCİYLE KUCAKLAŞTIK’

Uzun yıllar sonra Ulusal Yarışma tekrar festivale döndü. Altın Portakal’da olmak size ne hissettiriyor?

Kıvanç Sezer: İki yıl Ulusal Yarışma yapılmadı ve bu büyük bir eksiklikti. Belgeselin, Ulusal Yarışma’nın dönmüş olması festivali anlamlı kıldı. Ulusal Yarışma ile birlikte seyirci ile bir kucaklaşma oldu.

Alican Yücesoy: Geçtiğimiz iki senede seyirciler ne hissetti bilememekle birlikte gördüğüm şey seyircinin hevesi… Hevesli seyirci çok kıymetli ve talep ediyor olmaları çok güzel…