İran'ın Oscar'la imtihanı

Azadeh Mousavi, Kouroush Ataei'nin yönetmenliğini yaptığı "Aile Peşinde" Oscar adayı olarak seçildi. “Hollandalı kız İran’daki gerçek ailesini arıyor” haberinden yola çıkan "Aile Peşinde", 40 yıl önce Hollandalı bir çift tarafından evlat edinilen Feride’nin sonunda korkularını yenip hayatında ilk kez anavatanı İran’a gidişini konu alıyor.

Farhad Eivazi

İran’dan ilk kez bir belgesel film Oscar adayı olarak seçildi. Yetmiş filmden on tanesi finale kaldı, on film içinden iki kurmaca, bir belgesel film son elemede yarıştı ve en nihayetinde 88 dakikalık bir belgesel film Oscar adayı olarak seçildi.

Her yıl eylül ayında yapılan bu aday film seçimi, bu yıl bir ay erkenden tamamlandı ve yapılan seçim, sinema camiasında bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bu yılki seçimin erkenden yapılmış olmasına ilişkin çıkan tartışmalara cevaben yetkililer, Oscar Akademi’sinin bu yıl bir değişikliğe giderek filmleri erken istediği yönünde bir açıklama yapmışlar ancak Akademi ödüllerinin resmi internet sitesinde tarihte herhangi bir değişikliğin olmadığının anlaşılması, yetkililerin yaptığı açıklamanın gerçekleri yansıtmadığını ortaya koymuştur.

İran’da Oscar’a gönderilecek filmin seçimi her zaman tartışmalı olmuştur ancak bu seferki tartışma, diğerlerinden farklı bir nitelik göstermektedir. Belgeselciler açısından bu seneki seçim, son derece olumlu karşılanmış, İran belgesel sinemasının geleceği adına umut verici bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Ancak öte taraftan bu filmin seçimine şiddetle karşı çıkan bir sinemacı kesim aksi yönde görüş bildirmiş hatta son elemeye kalan diğer iki filmden birinin gönderilmesi için imza kampanyası başlatmışlardır. Bu filmlerden biri Reza Mirkerimi’nin Kasr-e Şirin adlı filmi, diğeri Said Rustai’nin Metri Şişonim.

Belgeselin seçilmesine karşı çıkanlar ve aslında hak ettikleri halde adı geçen iki kurmaca filmden birinin aday olarak gönderilmemesinde, dile getirilmeyen başka bir gerekçe olduğunu, bu filmlerin İran’daki toplumsal olayları ele aldıkları için tercih edilmediklerini iddia etmişlerdir.

OSCAR’A GİDECEK FİLMLERİ FARABİ DEĞİŞ HANE-YE SİNEMA YAPTI

Oscar’a gidecek filmleri belirleyen kurumlara ilişkin de bir değişiklik söz konusu bu yıl. Her yıl Oscar’a gidecek filmleri Farabi adlı devlete bağlı bir kurum belirlemekteyken bu yıl seçimi, yarı bağımsız denilebilecek Hane-ye Sinema adlı kurum yapmıştır. Hane-ye Sinema, sinemayla ilgili farklı birliklerin bir araya gelmesinden doğmuş bir kurumdur. Ahmedi Nejad döneminde kapatılan bu önemli sinema kurumunun yeniden açılması Ruhani’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki vaatlerinden biriydi ve nitekim Ruhani seçildikten sonra verdiği sözü tutarak kuruma yeniden işlerlik kazandırmıştır. Bu siyasi destekle yeniden işlerlik kazanan Hane-ye Sinema’nın devletle daha sorunsuz bir ilişki içine girdiği söylenebilir. Hane-ye Sinema; yapımcılar birliği, yönetmenler birliği, belgeselciler birliği, kameramanlar birliği gibi otuzu aşkın sayıda birlikten oluşan bir sinema kurumu ve Oscar’a gönderilecek film de bu söz konusu birliklerden gönderilen temsilciler tarafından belirlenmiştir.

Der Costeco-ye Feride (Aile Peşinde) adlı belgesel film, hem İran’da hem yurt dışında çeşitli festivallerde gösterildi, çok sayıda ödülle geri döndü. İran’da bir süredir Türkiye’deki Başka Sinema yapılanmasına benzer bağımsız bir sinema kurumu olan Honer ve Tecrobe faaliyet göstermekte. Feride’nin Arayışında filminin bu sinema kurumu tarafından, ülkenin pek çok şehrindeki sinema salonunda gösterimi yapıldı ve bu da ona ayrıca bir prestij kazandırdı; film, ülke içinde de beğeniyle karşılandı, pek çok övgü aldı.

Bu dramatik yapılı belgeselin konusu şöyle: Yıllar önce İran’ın Meşhed şehrinde bir aile altı aylık kız çocuklarını İmam Reza’nın türbesine bırakır. Türbedekiler çocuğu alıp yetimhenaye verirler, bir süre sonra da çocuk Meşhed’deki yetimhaneden Tahran’ yetimhanesine nakledilir. O sırada çocukları olmayan Hollandalı bir aile bu çocuğu evlat edinir ve Amsterdam’a geri dönerler. Bir süre sonra bu çiftin bir erkek çocukları dünyaya gelir ancak Feride’yi öz çocuklarından ayırmadan büyütürler. Belli bir yaşa geldikten sonra Feride kardeşiyle, diğer çocuklarla fiziksel farklılıklarının ayırdına varmaya başlar ve sorgulama sürecine girer. Annesi gerçeği kendisine söyler. Feride kökeni konusunda araştırmalara başlar. İnternet aracılığıyla İran’dan birileriyle tanışır, bir avukat vasıtasıyla hangi yetimhaneden alındığını öğrenir, Meşhed’deki bir gazeteye ailesini bulmak amacıyla ilan verir. İlanı gören üç aile kendisiyle irtibata geçer ve Feride’yi türbeye bırakan gerçek ailesi olduklarını iddia ederler. Filmin yüzde sekseni Feride’nin İran’a gelerek bu üç aileyle tanışması ve gerçeğin ortaya çıkması amacıyla yapılan DNA testlerinin sonucunun beklenmesi sürecini ele alır.

Bu hibrit belgeseldeki yönetmenlik, senaryo son derece başarılı. Nitekim Rahşan Beni Etimad, Asgar Farhadi gibi pek çok ünlü sinema yönetmeni bu filme dair olumlu görüş bildirmiş, izlenmesi gereken bir film olduğunun altını çizmişlerdir. Bu filmin çok iyi bir film olduğu tartışma götürmez ancak bu tür bir filmin, Oscar gibi sinema sektörünün en çok ses getiren yarışmalarından birine aday film olarak gönderilmesi ne kadar doğru bir karardır bu tartışma götürür!

‘DEĞİŞİMİN BİR BAŞLANGICI MI?’

Daha önce de sözünü ettiğim gibi bu filmden daha güçlü olan iki kurmaca filmin neden tercih edilmediği büyük bir soru işaretidir. Seçilen belgeselin içeriğine ve resmi devlet kurumlarının bu filme dair yaklaşımlarına yakından baktığımızda bu soru işareti daha da büyümektedir. Örneğin Amsterdam’da Feride’nin arkadaşlarıyla bir kutlamada şarap içmelerine dair görüntüler veya İran’da Feride’nin Tahran’dan Meşhed’e giderken baş örtüsünü açması, saçlarının bütünüyle görülmesi ve İranlılar için bir hac merkezi niteliği taşıyan en önemli kutsal şehri olan, din dışı her türlü müziğin ve kadın sesinin yasak olduğu Meşhed’e giderken kompartmanda bir kadın sesinden şarkı dinlemesi ya da Meşhed’e vardıktan sonra hiç tanımadığı erkeklerle sarılıp öpüşmesi gibi olay ve durumların belgeselde gösterilmesi şaşırtıcıdır. Zira İran’da kırk yıldır çok iyi işleyen kurumlardan biri olan sansür kurumu bu türden hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayarak sansürleme rekoruna sahiptir. Hal böyleyken bu filmde bunca aykırı sahnenin nasıl olup da onay gördüğü sorusunu sormamak elde değil. İnsan bu filmi izlerken, karşı çıkılmayan bu sahnelerin sadece bu film için mi icazet aldığını yoksa bunun bir değişimin başlangıcını mı işaret ettiğini düşünmeden edemiyor.

Filmin iki sponsoru var biri; filmin biri kadın diğeri erkek iki yönetmeni, diğeri de bir devlet kurumu olan Merkez-e Gosteriş-e Sinema-ye Tecrubi (Belgesel filmleri destekleyen resmi bir kurum). Bu kurumun kırmızı çizgileri ihlal eden bu filmi nasıl desteklediği de başka bir soru işareti, zira bu filmden daha az sakıncalı içerikteki pek çok filme onay vermediği bilinmektedir. Filmde yer alan Meşhed’deki İmam Reza türbesinin ziyaret edilmesi, Aşura merasimi gibi dini simgeler ve bir deist olan Feride’nin bu sahnelerde huzurlu bir portre çizmesi, İran’a dair çizilen karanlık, korkutucu imajı yıkmaya yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir mi? Eğer böyle bir amaç söz konusuysa bu filmin seçilmesinde sadece sinemasal değerlerin gözetildiğini düşünebilir miyiz?

“Aile Peşinde” genel yapısı itibariyle son derece başarılı bir film, ancak rakipleri düşünüldüğünde Oscar adayı olabilecek güçte bir film midir tartışmaya değer! Akademi’nin ödül değerlendirmesinde zaman zaman siyasi gerekçelerle hareket ettiği göz önüne alındığında bu film de benzer gerekçelerle Oscar’dan ödülle dönerse eğer, bugünkü İran sinemasını temsil etmiş sayılabilir mi ya da hâlâ İran belgesel sineması adına umut verici bir gelişme olarak değerlendirilebilir mi?