Kadın yönetmenleri görünür kılan film: Onun Filmi

Merve Bozcu ve Su Baloğlu’nun yönetmen koltuğuna oturduğu 'Onun Filmi' 31 Mayıs'ta izleyicilerle buluştu. Yeşim Ustaoğlu, Zeynep Dadak ve Türkan Şoray'ın da yer aldığı on dört kadın yönetmenle kadının Türkiye sinemasındaki yerini, filmi ve sektörde kadın olmayı konuştuk.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Yönetmenliğini Merve Bozcu ve Su Baloğlu’nun üstlendiği Onun Filmi, Türkiye’de film yönetmenliği yapan kadın yönetmenlerin estetik, finansal, kültürel, sosyal meselelerde karşılarına çıkan sorunlarına odaklanırken, sinemada cinsiyet dayatmasına ve iktidar mefhumuna dair de sorular soruyor. On dört kadın yönetmenle yapılan röportajlardan oluşan ve kendileri de sinemacı olan Baloğlu ve Bozcu’nun tanıklığıyla anlam yaratmayı deneyen belgeselde Yeşim Ustaoğlu, Zeynep Dadak ve Türkan Şoray gibi kameranın arkasına geçen kadın yönetmenler yer alıyor.

Pek çok festivalde gösterilen ve vizyona da giren film, sinemada eril tahakkümü yargılayacak bir bakış açısı sunmayı da amaçlıyor.

Su Baloğlu, Merve Bozcu

Onun Filmi’nin ortaya çıkış sürecinden bahseder misiniz? Yaşadığınız finansal problemler ve iki yönetmenle ortaya bir film çıkarmanın zorlukları nelerdi?

Su Baloğlu: 2014’te sinema yüksek lisansı yaparken aklımıza gelen bir fikirdi Onun Filmi’ni yapmak. Bir yandan gelecek kaygılarıyla boğuştuğumuz bir dönemde film yönetmeni kadınların sektör deneyimlerini okumak, dinlemek çok ilgimizi çekiyordu. Daha fazlasına ulaşmak gerektiğini düşünüyorduk. Kendi sürecimizi belgeleme kısmı ise bu fikri senaryolaştırırken, sonradan gelişti. 2015’te Kültür Bakanlığı’nın yapım desteğini almıştık ama bütçenin tamamına yetecek bir miktar değildi. Sponsor firmaların destekleriyle filmi tamamladık. İki yönetmen olarak çalışmak, bir film fikrinin iki ayrı kafada şekilleniyor olması demek. Ayrı ayrı düşünerek tasarladığımız bir şeyi devamlı olarak birbirimizle paylaşıp fikir birliğine varmamız gerekiyordu. Belgeselde belki bu daha da zor olabiliyor, çünkü fikir A formundayken filme başlayıp sürecin sonunda Z formunda bir iş çıkarabiliyorsun ortaya. Belgeselin sınırları daha muğlak ve yoldayken değişmeye daha müsait. O yüzden yönetmenler arasında çok sağlam bir güven ilişkisi gerekiyor diye düşünüyorum. Bizim aramızda böyle bir ilişki var, ve iki yönetmen olmanın zorluklarından çok avantajlarını yaşadık hep.

‘KİŞİSEL EGOLARDAN SIYRILDIĞINIZDA İKİ YÖNETMEN OLMAK ÇOK KEYİFLİ BİR YOLCULUK’

Merve Bocu: Hani hep dert edindiğiniz meseleleri film yaparsınız derler ya, bizim için de öyle oldu. Kariyer olarak akademisyenlik yolunda ilerlerken direksiyon kırdık aslında, ani oldu ama içten içe düşündüğümüz bir şeymiş demek ki. Sette bulunmaktan korktuğumuzu fark ettik ve bizden daha deneyimli, artık sektörde bir yeri olan yönetmen kadınlara onların yolculuğunu sormak istedik. Onlardan alacağımız cevapların bizim kendi yolculuğumuzu şekillendirmede önemli olacağına inandık ve bunu da pek çok insanla paylaşmak istediğimiz için film olarak kaydetmeyi tercih ettik. Kendi sürecimizi belgelemeye de böyle bir aşamada karar verdik. Biz insanlara yönetmen olarak sorular sorarken, kendi yolculuğumuzu gözler önüne sererek izleyicinin bir anlamda bize soracağı soruların cevaplarını göstermek istedik. Samimi bir film yapma niyetimiz vardı. Başından sonuna kadar da araştırma yapıyoruz, bu sorular artık tartışılmaya ve konuşulmaya başlansın fikrimizi hep koruduk.

İki yönetmen olmakla ilgili insanların kafası hala karışık gibi geliyor bana ama benim deneyimimde çok keyifli bir süreçti. Elbette ki tartıştığınız ya da fikir ayrılıklarına düştüğünüz zamanlar oluyor ama aynı şekilde birbirinize bir aile gibi destek olduğunuz ve hayatınızın her anında o desteği hissettiğiniz, aslında yalnız olmadığınızı bildiğiniz süreçler de çok fazla. Kişisel egolardan sıyrılıp projenin güzel olmasına odaklandığınız zaman iki yönetmen olmak çok keyifli bir yolculuğa dönüşüyor. Bir yandan sinema bir ekip işi, yönetmen olarak illa tek kişi olmak zorunda değilsiniz.

‘BİR ŞEY YAPMAK İSTİYORSAN SANA SENDEN BAŞKA KİMSE ENGEL OLAMAZ’

Onun Filmi, kadın yönetmenlerin sinemacılıklarını ve erkek egemen bir sektör olan sinema endüstrisinin içinde kadın kimliği ile varoluşlarını odağına alıyor. Kadın kimliğinizle bu filmi çekerken, evvela kendinize dair neyi keşfettiniz?

M.B.: Filmi çekmeye başladığımda özgüvenimin çok daha eksik olduğu bir yerdeydim. İyi eğitim almak ya da aktif bir sosyal çevreye sahip olmak tek başınıza bir şeylere girişmek için yeterli değil. Risk almaktan korkuyordum. Bir şeye karar vermeden çok fazla insana danışıp, kafamın daha da karışmasına sebep oluyordum ve bunun kadınlıkla ilgili olduğunu düşünüyorum çünkü şu yüzden; büyürken bize öğretilenler hata yapmama ve hata yaparsak bundan utanma/saklama yönünde genellikle. Hata yaparsak dışlanabileceğimiz korkusunu taşıdığımızı düşünüyorum ki söyleşilerde kadın öğrencilerden de benzer yorumlar duyunca hissettiğim şeyin doğru olabileceğini düşünmeye başladım. Direkt erkeklikle ilgisi yok belki bunun ama cinsiyet olarak deneyimlediğimiz birtakım farklı bakış açıları, farklı sosyal ve kültürel deneyler var ve bunlar o kadar minik şeyler olabiliyor ki sorgulama gereği bile duymuyorsunuz çoğu zaman. Sadece kabulleniyorsunuz.

Film bittikten sonra ise artık başka biriydim. Bunu yapmak istiyorum, şöyle yaparsam doğru olur, o zaman hadi çalışayım ve kiminle görüşmem gerekiyorsa görüşeyim şeklinde bir disiplin edindim. Filmin sonunda da olduğu gibi bir şey yapmak istiyorsan sana senden başka kimse engel olamaz.

‘FİLME DAHİL OLMAK İSTEMEYEN BİRDEN FAZLA İSİM OLDU’

İsimleri belirlerken önceliğiniz ne oldu? Röportaj yapmak istemeyen bir yönetmen oldu mu?

M.B: Akademiden henüz kopamadığımız bir süreçte bu işe başladığımız için yönetmenleri seçerken de tez yazar gibi bir araştırma yaptık. Önce gelmiş geçmiş Türkiye sinema tarihindeki bütün yönetmenlerin listesini çıkardık. Daha sonra bu listeyi kuşaklara göre ayırdık ve her kuşaktan aktif sinema yapan, sadece belgesel çeken, bir film yapan bırakan, oyuncu olup film çeken şeklinde başlıklarla yönetmenleri belirledik. Sormak istediğimiz sorular az çok belirliydi. Bu yönde dengeli bir dağılım yapmaya çalıştık.

S.B.: Röportaj yapmak istemeyen değil ama filme dahil olmak istemeyen birden fazla isim oldu. Kamera önünde olmaktan çekinen yönetmenler var örneğin. Kendi görüntüsünden ve sesinden rahatsız olanlar var. Ama irtibat kurduğumuz herkes bu belgesele olumlu yaklaştı, filme dahil olmak istemeyenler bile başka şekillerde destek olmak istediler.

‘FİLM İÇİNDE BİR FİLM’

Hikâyeyi anlatış şekliniz, bir biçimsel tercihten öte gerçeğin kırıldığı ve ele alınan konunun yeniden üretildiği bir tartışma alanına hizmet ediyor. Gerçeğe sadık kalmakla zorunlu olan bu sinema formunda, gerçeği her daim tartışan ve güncelleyen bu formu oluştururken temel motivasyonunuz neydi?

S.B.: Aslında hem biçimsel bir tercih var burada, hem de filmi herhangi bir varsayım üzerine temellendirmeme isteği. “Onun Filmi” Su ve Merve’nin ilk filmlerini yapma hikayesi. Bu ilk filmin konusu da yönetmen kadınların ilk filmleri. Film içinde bir film. Bunu kişisel bir hikaye olmaktan çıkarıp sadece yönetmen kadınlar üzerine kursaydık, hem biçimsel olarak anlatım didaktikleşecekti, hem de ilk filmi yapma meselesinin sadece kadınların değil, her sinemacının çektiği bir zorluk olduğunu vurgulayamazdık. Bu film kadınları, ya da kadın sinemacıları erkeklerin karşısında konumlandıran bir film değil. Bu, çok daha naif bir yerden, bir kadının kendini yönetmen pozisyonuna koymaktan neden çekiniyor olabileceğini araştıran bir film. Yönetmen pozisyonundaki kadınlar ise bu pozisyona gelene kadarki süreçte tanık olduklarını anlatıyorlar. Ve bu noktada Merve’nin de benim de kadın olmamız sadece bu konuya duyduğumuz ilginin ve bir şeyler yapma çabasının sebebi olarak öne çıkıyor, başka bir anlam teşkil etmiyor.

Kadın yönetmenlerin odağında olduğu bu belgesel filmi tasarlarken varmak istediğiniz temel ideolojik sonuç neydi? Film tamamlandıktan sonra aynı sonuca ulaştığınızı düşünüyor musunuz?

M.B.: Filmin cümlesi Türkiyeli kadın yönetmenlerin film yapma deneyimi gibi iddialı bir cümle olsa da aslında ideolojik olarak film bunu söylemeli gibi bir cümlemiz yoktu. Dediğim gibi biz merak ettiğimiz soruların peşine düşmüştük ve biz filmi yaptıktan sonra hem bir belge kalsın hem de bu sorular artık herkes tarafından tartışılsın, film bu tartışma zeminine vesile olsun istiyorduk. ‘Yönetmen kadınlar eziliyor, dışlanıyor’ da bizim cümlemiz değil, yönetmen kadınlar ne kadar da şanslılar bakın da bizim cümlemiz değil. Aslında filmin içindeki herkes bu anlamda biricik, karakter olarak da deneyimleri olarak da. Film tamamlandıktan sonra da genç sinemacılardan ‘bana cesaret verdiniz, ben de film yapmak istiyordum ama cesaret edemiyordum, filmi izledikten sonra fikrim değişti’ yorumlarını almak bence filmin bizden bağımsız olarak kendine bir yer edindiğini kanıtlıyor.

Röportaj yaptığınız çoğu kadın yönetmenin ortak özelliği, filmlerinin yapım kısmında da yer alıyor olmaları. Siz de yönetmenliğini yaptığınız bu filmin yapımcılığını üstlendiniz. Yönetmenin bir setteki hiyerarşik olarak en üst düzeydeki yaratıcı olduğunu düşünürsek, erkek yapımcıların kadın yönetmenlerin filmlerine yapımcılık yapmak istemediğini söylemek mümkün mü? Bu konuyla ilgili ne düşünürsünüz?

S.B.: Erkek yapımcıların kadın yönetmenlerin filmlerine yapımcılık yapmak istemediği gibi aşırı genelleyici bir söylemi öne sürmek kime nasıl düşer bilemedim. Bunun doğrulaması dahi yapılamaz diye düşünüyorum. Yapımcısı erkek, yönetmeni kadın olan birçok film var. Erkek ya da kadın, bir yönetmenin yönetmenlik becerisine güvenilmeyebilir. Ama bir erkek, kadının sadece kadın olduğu için herhangi bir alandaki becerisine güvenmiyorsa bu cahillikten ve aşağılık kompleksinden başka bir şey olamaz.

Son olarak kadınların sahnelerden indirildiği, kadın cinayetlerinin periyodikleştiği, kadın kimliğiyle var olan sıradan insanın erkekler tarafından ya silikleştiği ya da erkekleştirilmek zorunda bırakıldığı böylesi bir ortamda, filminizi ideolojik olarak nasıl bir noktaya oturtuyorsunuz?

S.B.: Kadınlar hayatın her alanında var oldukları gibi, kameranın arkasında da varlar ve gittikçe daha fazla yönetmen kadın sektörün içinde olacak. Her alanda daha fazla kadın üretime katkı sağladıkça eşitliğe daha fazla yaklaşacağız.

Tabii ki yönetmen pozisyonu bir güç pozisyonu. Biz de bu güç pozisyonundaki kadınların anlatımını önemsedik özellikle. Her şeyden önce yönetmen kadınlara dair bir kaynağa ihtiyaç duyduk. Nasıl ki kadınların anlattığı hikayeleri daha fazla dinlemeye, kadınların yönettiği filmleri daha çok izlemeye ihtiyaç duyduysak, aynı şekilde kadınların nasıl film yaptıklarını anlattığı, sinema yapmayı, bu sektörün içinde var olmanın zorluklarını bizimle konuştukları bir filme ihtiyaç duyduk. Parça parça görüntüler, parça parça yazılar ve röportajlar vardı ama güncel ve toplu bir kaynak yoktu. Dolayısıyla ideolojik olarak da, bu film yönetmen kadınları daha görünür kılmayı hedefledi. Biz ihtiyaç duyduğumuz kaynağı kendimiz yaratmak istedik ve “Onun Filmi”ni yaptık. Filmin bunun ötesinde bir ideolojik iddiası olduğunu söylemek doğru olmaz, bunu hedeflemedik de zaten.

Bir yandan festival yolculuğunuz devam ediyor. Filmin yakın tarihte gösterileceği festivaller nelerdir?

S.B.: Istanbul Film Festivali, Adana Film Festivali, İzmir Kadın Filmleri Festivali, Film Amed Belgesel Film Festivali, yurt dışında Museum of Modern Arts Houston’un düzenlediği Türk Film Festivali’nde gösterildi. Yurt dışı festival turu devam ediyor. Türkiye’de ise 31 Mayıs’ta vizyona girdi filmimiz.

Hazırladığınız yeni bir proje var mı? Yola beraber devam edecek misiniz?

M.B.: Su, yapımcı olarak yola devam ediyor. Benim de şu an yapım alanında dahil olduğum projeler olsa da asıl yönetmen olarak devam ediyorum. Şu an bir uzun metraj belgesel projesi daha yolda, o annelik üzerine olacak ve yine kişisel belgesel olacak. Bunun dışında ötelediğim ama yapmayı istediğim bir uzun metraj kurmaca var. Yola birlikte devam edelim ya da etmeyelim gibi bir şey konuşmadık açıkçası. Sanırım bu kararları yolda alan insanlarız o yüzden birlikte de olabiliriz ayrı da ama ne olursa olsun birbirimize her zaman destek olacağız.


Soner Sert kimdir?

Sinemacı, yazar. "Köprü", "Baba", "Hastabakıcı" ve "Alarga" isimli kısa filmleri yazıp yönetti. "Duvar" isimli bir öykü kitabı, "Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor" isimli bir de sinema kitabı yazdı.