Reginald Dwight, Elton John değil!

Elton John'un yükselişini ve söz yazarı Bernie Taupin ile olan işbirliği sürecini konu alan Rocketman, Dexter Fletcher yönetmenliğinde beyaz perdeye taşındı. Film bir dönemi etkilemiş önemli bir müzikal figürü yeterince tanıtmadan gösteren, Elton John'un dünyasını yaşadığı buhranlarla kısıtlayan bir yapım. Başka bir deyişle film Elton John’u değil de, müzisyenin gerçek adı olan Reginald Dwight’ın hikayesini anlatıyor...

Kerem Bumin  kbumin@hotmail.com

DUVAR – Bryan Singer’ın sinemaseverlere sunduğu ‘Bohemian Rhapsody’ filminin etkileri henüz hafızalarımızda tazeyken, Yönetmen-oyuncu Dexter Fletcher bu sefer bir başka ikon olmuş müzisyeni, Elton John’u beyaz perdeye taşıyor. ‘Rocketman’ bütün artılarına rağmen, beklediğimizin aksine kendi efsanesini yaratmış bir müzisyenin dönemindeki etkilerinden veya yerinden bahsetmek yerine başkarakterinin iç dünyasına ve psikolojik açıdan yaşadığı buhranlara ve sorunlara eğilmek gibi bir yol izliyor. Bu konular her ne kadar Elton John’nun karakterinde ve hayatında önemli görünse de, filmin sınırlarını daraltıyor, ele aldığı konuyu gerektiği kadar işlemesinin önünü tıkıyor. Filmi izlerken akıcı ve biçim açısından başarılı ancak asıl ele alması gereken kişinin yanından geçmiş bir yapım hissiyatına kapılıyoruz. Başka bir deyişle film sanki Elton John’u değil de, müzisyenin gerçek adı olan El’ın hikayesini anlatıyor.

‘BÜTÜN BİR HAYATI ETKİLEYEN ÇOCUKLUK’

Sonrasında dünya çapında ses getirmiş bir müzisyenin çocukluk dönemi fakirlik, ilgisizlik veya aşırı baskı gibi zorluklarla geçmişse kuşkusuz bu, filmde ve başkarakteri işleyişinde önemli bir rol oynar. Benzer bir yolu ‘Ray’, ‘Walk The Line’ gibi filmlerde görmüştük. Elton John’nun çocukluğu ve ergenliği ise aşırı eziyetli bir şekilde geçmese de, hiçbir şekilde huzurlu bir aile ortamında gerçekleşmiyor. Orta direk ailesinde annesi mesafeli, babası soğuk ve ilgisiz ve kendisiyle en fazla ilgilenen ve belki de onun müzik hayatına başlamasını sağlayan kişi ise büyükannesi oluyor.

Filmin çıkış noktası olması gereken bu ortam, hikaye ilerledikçe her şeyin merkezi haline dönüşüyor. Hikayenin her anında yönetmen bize başkarakterin ne kadar yalnız, sevgisiz ve dolayısıyla ünü arttıkça etrafındaki insanlar tarafından kullanılmaya açık olduğunu gösteriyor. Ancak bize sadece unutturulmayan değil ama aynı zamanda da sürekli yinelenen ve adeta gözümüze sokulan bu durum, bir süre sonra başkarakterin müzisyen yönünü unutturuyor.

MÜZİKAL DEĞİL MÜZİKLİ SEKANSLAR

Film boyunca sık sık müzisyenin kariyerinde dönüm noktaları olmuş şarkıları, koreografik açıdan başarılı, tempolu ve renkli bir şekilde izliyoruz ve bizce bu sekanslar, filmin hikayesi içine güzel bir şekilde yedirilmiş gibi duruyor. Ancak başkarakterin ailesinden kopuk olması, eşcinselliğini keşfetmesi, ünlendikten sonra bile kendini yalnız ve dışlanmış hissetmesi ve tabii ki belki de en zoru olan alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığından asla kurtulamaması gibi özel hayatının durumları sanki her şeyin üstünü örtüyor. Elton John’nun müzik dünyasındaki yeri asla bir türlü plana geçmiyor. En yakın örneği ele alırsak, bizce ‘Bohemian Rhapsody’ bunu çok daha dengeli bir şekilde yapmıştı. Film, Freddie Mercury’nin soğuk ailesine saplanıp kalmamış, müzisyenin (ve grubunun) hayatlarını nasıl şekillendirdiklerine, kendilerine nasıl bir yol çizdiklerine, müzik dünyasının içerisinde, dolayısıyla daha büyük ölçekte bakmıştı. Mercury de biraz sert bir aile ortamında büyümüş, etnik kökeni ve cinsel yönelimi açısından dışlanmış ve yalnız bir karakterdi ancak bu, filmin en önemli, daha doğrusu tek önemli öğesi haline gelmiyordu. Daha önce de değerlendirdiğimiz gibi ‘Queen bir dönemin adıydı!’… Bu film ise ‘Elton John büyük bir müzisyenin adıdır!’ izlenimi veriyor.

SADECE ŞARKILAR DEĞİL, AYNI ZAMANDA İMAJ

Bütün bu eksikliklerin yanında, film tabii ki tam bir başarısızlık değil. İçerik açısından derinleşmemiş olsa da, biçim açısından üstün bir olay akışı var. Elton John’nun neden sadece şarkılarıyla değil de aynı zamanda sahne şovuyla, inanılmaz değişik sahne kıyafetleriyle (bizce bu açıdan günümüzün Lady Gaga’sıyla benzerlikler var!) ve renkli karakteriyle bu kadar ünlü ve iz bırakan bir müzisyen olduğunu izliyoruz. Değindiğimiz gibi müzisyenin ‘Hit’ olmuş ve mutlaka bir şekilde kulağımıza gelmiş olan efsanevi şarkıları, çok başarılı dans sahneleri ve başarılı zaman atlamalarıyla önümüze geliyor. Bu açıdan film asla bir ‘müzikal’ yapım izliyormuş izlenimi vermiyor. Müzikal sahnelerde film durmuyor, olayların akışı yavaşlamıyor, hikaye tıkanmıyor. Dolayısıyla sanki ‘müzikal’ değil ‘müzikli’ sekanslar izliyoruz.

Üstelik gerek bu sekanslarda, gerekse de filmin geri kalan bölümünde neredeyse kusursuz görünen bir sanat yönetimi ve kostüm seçimi var. Özellikle filmin açılışını yapan sekansta, müzisyenin taşıdığı kostüm ve aksesuarlar, Elton John’nun nasıl bir dünyaya ait olduğunu ve nasıl bir dünyadan çıktığını, kısa bir süre için olsa da hissettiriyor. Aynı şekilde kamera yönetimi de filmde üst düzeyde seyrediyor. Örneğin Elton John’nun çocukluğunu ve ergenliğini gösteren sahnelerde, yani 1950’li yılların sonu 60’ların başını temsil eden dönemde kullanılan lens ve renk paleti tam o dönemi hatırlatan, artık oldukça geçmişimizde kalan bir zamanı bize iliklerimize kadar hissettiren nitelikte…

BİR EFSANEYİ OYNAMAK…

Yaşayan ya da yaşamış olan, önemli bir figürün hayatını anlatan filmlerde, bizce oyuncular ve gösterdikleri performanslar belki de diğer türdeki filmlerde sunduklarından bile daha önemli olabiliyorlar. Elton John’nun yakın çevresini oluşturan karakterleri, yani eski arkadaşı ve yoldaşı Bernie’yi oynayan Jamie Bell, menajeri (ve bir dönem sevgilisi) paragöz, sinsi ve açıkça kötü kalpli John Reid’e hayat veren Richard Madden (her ne kadar her zaman ‘Kötü kalsa da) ve özellikle John’un annesi Sheila’yı canlandıran Bryce Dallas Howard gerçekten başarılı performanslar sergiliyorlar. Filmin asıl yıldızı ve oyunculuk açısından tabii ki en önemli karakteri Elton John’a hayat veren Taron Egerton ise hem oyunculuk açısından hem de fiziki açıdan, ikna edici bir performans ortaya koyuyor. Hem sahneye çıktığı sekanslardaki enerjisi hem de duygusal sekanslardaki ince oyunculuğu asla ünlü müzisyeni utandıracak düzeyde değil. Ancak yine de karşılaştırmamız gerekirse, Bohemian Rhapsody’de Freddie Mercury’yi canlandıran Rami Malek, Mercury’yi iyi oynamıyordu, Mercury ‘olmuştu!’ Hem oyunuyla, hem de inanılmaz beden diliyle bizce bu filmdeki Egerton’u gölgede bırakıyordu.

Kısaca ‘Rocketman’ bize bir dönemi etkilemiş, çok önemli bir müzikal figürü gösteren ama yeterince tanıtamayan, görsel güç taşıyan sekanslarıyla ilgimizi çeken ama derinden etkilemeyen, Elton John’nun çılgın dünyasını biraz fazla psikolojik ‘gel-git’ler ve yaşadığı buhranlarla kısıtlayan bir yapım. Filmin yer verdiği olaylara ve akışına şarkıcının onay verdiğini biliyoruz ancak biz açıkça filmden biraz daha fazla şeyler bekliyorduk!

Yönetmen: Dexter Fletcher
Oyuncular: Taron Egerton, Jamie Bell, Richard Madden, Bryce Dallas Howard, Steven Mackintosh, Gemma Jones, Kamil Lemieszewski, Stephen Graham…
Ülke: İngiltere


Kerem Bumin kimdir?

1976 yılında Paris'te doğdu. 1994 yılında İzmir Özel Saint-Joseph Lisesinden mezun oldu. 1996-2000 yılları arasında Strasbourg Sosyal Bilimler Fakültesinde (USHS) Tarih ve Edebiyat bölümlerinde okudu. Ardından 2000 yılında İstanbul'a geri dönüp 2004 yılında Bilgi Üniversitesi Sinema/ Televizyon bölümünden mezun oldu. 2004 yılından itibaren çeşitli uzun ve kısa metrajlı sinema filmlerinde ve Belgesel filmlerde yardımcı yönetmen olarak görev aldı. Semih Kaplanoglu'nun 'Süt' adındaki sinema filminin ekibinde yer aldı. Son birkaç yıldır Yunan yönetmen Angelos Abazoğlu ile birlikte, Arte kanalı için Belgesel filmler üzerinde çalışmaya devam ediyor . Yaklaşık iki senedir Gazeteduvar'da sinema filmleri üzerine eleştiriler yazıyor .