Sürprizlerle dolu, sert ve güçlü bir başyapıt: ‘Parazit’

Bong Joon-ho'nun son filmi 'Parazit' Cannes Film Festivali'nde yer alıyor. 'Parazit' hiçbir türe uymayan, güçlü bir senaryoya sahip bir film. Yönetmen filmin ana konusunu büyük mesajlar vermeden beyaz perdeye aktarıyor...

Ahmet Boyacıoğlu

DUVAR – ‘Snowpiercer’ ve ‘Okya’ adlı filmlerinden anımsayacağınız Güney Kore’li yönetmen Bong Joon-ho, yarışmada yer alan ‘Parazit’ adlı filmi ile festivalin son günlerinde herkesi şaşırttı. Hatırlanacağı gibi, son yılların en iyi bilim kurgu filmlerinden biri olan ‘Snowpiercer’ (2013), buzullarla kaplı bir dünyada, sürekli hareket halinde olan bir treni anlatıyordu. Trenin ön tarafında büyük bir refah ve zenginlik, arka tarafında ise kölelik ve sefalet vardı. ‘Parazit’ de bir anlamda aynı konuyu işliyor. Günümüz dünyasında zenginin her gün biraz daha zengin, fakirlerin de sürekli daha fakir olmasına artık kimse şaşırmıyor, hatta bu kanıksanmış durumda.

‘KUTUPLAŞMAYI ANLATIYOR’

77 Günde, on bir milyon dolarlık bir bütçe ile çekilen film, yönetmene göre evrensel bir konu olan kutuplaşmayı anlatıyor.

‘Parazit’ katagorize edilmesi çok zor, hiçbir türe uymayan, çok iyi bir senaryoya sahip, güçlü bir film. Komedi, dram, toplumsal eleştiri, gerilim ve şiddet o kadar iç içe ve birbiri peşi sıra geliyor ki, şaşırmamak elde değil. Önce oldukça fakir bir aile ile tanışıyoruz. Anne, baba, biri kız, biri erkek iki çocuk. Küçük bir pencereden sokağın görüldüğü, girişin altında, ev denemeyecek kadar kötü bir yerde, zor koşullarda yaşıyorlar. Her şey yerin altında ama nedense tuvalet için birkaç basamak yukarı çıkmak gerekiyor ve bu çok komik bir görüntü yaratıyor. (Sanat yönetmenini tebrik etmek gerek).

Her şey dört yıldır üniversite sınavını kazanamayan evin oğlunun, bir arkadaşının yardımıyla ve sahte belgelerle, çok zengin bir ailenin lise çağındaki kızına üniversiteye hazırlık dersleri vermeye başlamasıyla değişiyor. Zengin ailenin, evde bir hayalet gördükten sonra ruhsal dengesi bozulan, kızılderili takıntılı, hiperaktif küçük oğluna da fakir ailenin kızı (tabii ki yine sahte belgelerle kendini üniversite öğrencisi olarak tanıtarak) sanat dersleri vermeye başlıyor.

‘BU FİLM NEREYE GİDECEK?’

Fakir ailenin tüm bireyleri sırayla zengin ailenin hizmetine giriyorlar. Buraya kadar her şey yolunda gibi görünüyor. Çok eğlenceli sahneler de var. Hatta iki saat, 11 dakika ile oldukça uzun olan filmin ortalarına doğru izleyicinin kafasında ‘bu film nereye gidecek?’ sorusu oluşuyor. Ancak karşımızda son derece zekice yazılmış, olağanüstü bir senaryo var. Örneğin film bize ‘fakirliğin kendine has bir kokusu olduğunu’ öyle güzel anlatıyor ki. Filmin ana konusunu ‘Fakirliğin çaresizliği ve zenginliğin züppeliği’ olarak da özetleyebiliriz. Ancak yönetmen bunu büyük mesajlar vermeden, sessiz sedasız beyaz perdeye aktarıyor.

‘Parazit’, geçen yıl Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış Bölümü’nde En İyi Film Ödülünü alan İsveç yapımı ‘Sınır’ (Border) kadar şaşırtıcı ve Almodovar’ın ‘Acı ve Görkem’inden sonra bu yılki festivalde adından çok söz ettireceği kesin olan ikinci film.