Almodovar'dan bir başyapıt: Acı ve Görkem

Başrollerini Penelope Cruz ve Antonio Banderas paylaştığı, Pedro Almodovar’ın son filmi 'Acı ve Görkem' Cannes Film Festivali'ne seçilen filmlerden biri. 'Acı ve Görkem' film yönetmeni Almodovar'ın anılarını konu alıyor. Filmin finali, sinema tarihine geçecek nitelikte çekilmiş...

Ahmet Boyacıoğlu

DUVAR – Pedro Almodovar altıncı kez Cannes Film Festivali’ne seçilmiş. Bazı yönetmenler ‘devre mülkçü’ gibi festivale abone olmuş durumda. Dürüst olmak gerekirse ‘Acı ve Görkem’i (Pain and Glory) izlemeye pek de niyetli değildim çünkü yönetmenin son dönemdeki filmlerinin hiçbirini sevmemiştim ve salona girerken ayaklarım geri geri gidiyordu.

Almodovar basın toplantısında sorulan “Acı ve Görkem en otobiyografik filminiz mi?” sorusuna ‘Bütün filmlerimde benden bir parça vardır, ancak bu film bir yönetmen hakkında’ cevabını verdi. Karşımızda sağlık sorunlarıyla boğuşan, panik atakları ve anksiyetesi olan bir yönetmen (Antonio Banderas) var. ‘Film çekmediği zaman hayatının hiçbir anlamı olmadığını’ söylemesine karşın bir sayfa senaryo yazacak hali yok. Gerçek anlamda ‘bir sinir krizinin eşiğinde’ ‘Vücudumun birden fazla yeri ağrıdığı zaman Tanrı’ya inanırım ve dua ederim, sadece bir yerimin ağrıdığı geceler ateistim’ diyecek kadar acı çekiyor. İçmesi gereken bir sürü ilacı ezerek bir bardak suyun içine atıyor. Geriye dönüşlerle yönetmenimizin çocukluğunu ve dört yıl önce ölen annesi (Penelope Cruz) ile ilişkisini öğreniyoruz, belki de filmin en hoş sahneleri bunlar. Anne – oğul diyalogları o kadar güzel yazılmış ki sanıyorum filmi tam özümsemek için en az iki kez izlemek gerek. İnsanın aklına hemen Fellini’nin ‘Sekiz Buçuk’u ve Woody Allen’in 1970’lerde yaptığı otobiyografik filmler geliyor.

‘FİLM ÇEKİLİRKEN BAŞROL İLE CİDDİ SORUNLAR YAŞAMIŞ’

Filmin başında yönetmenin otuz yıl önce çektiği bir filmin restore edilmiş kopyasının sinematekte gösterimini izliyoruz. Yönetmen film çekilirken başrol oyuncusu ile ciddi sorunlar yaşamış olmasına karşın yeniden izlediğinde fikrini değiştiriyor. Oyuncuyu ‘kendi istediği gibi oynamamakla’ suçladığı için çekimlerden sonra hiç konuşmamışlar. Barışıyorlar ve gösterime birlikte gitmeye karar veriyorlar. Ancak sonuçta yönetmenimiz sunuma telefonla katılıyor ve dayanamayıp oyuncusuna ağzına geleni söylüyor.

‘FİNALİ UNUTULUR GİBİ DEĞİL’

Son olarak filmin finalinden söz etmek istiyorum. O kadar güzel çekilmiş ki unutulur gibi değil ve sinema tarihine geçecek nitelikte. ‘Acı ve Görkem’ sona erdiğinde salondan yoğun bir alkış aldı. Çoğu Fransız olan festival izleyicileri genelde filmlere nazik davranıyorlar ve mutlaka alkışlıyorlar. Ancak Almodovar’ın alkışı çok farklıydı. Aslında bir ‘Alkışmetre’ üretip doğru bir değerlendirme yapılabilse çok iyi olur.

‘CANNES FİLM FESTİVALİ’NDEN ELİ BOŞ DÖNMEYECEK’

‘Acı ve Görkem’in Cannes Film Festivali’nden eli boş dönmeyeceği kesin. Çok iyi bir oyun çıkartan Antonio Banderas için En İyi Erkek Oyuncu Ödülü mü olur, yoksa En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen ya da Altın Palmiye mi, cumartesi günü öğreneceğiz.

Günde üç – dört film izliyorum ama bazılarını sizinle paylaşmıyorum. Bazan da içimden sadece birkaç cümle yazmak ve filmi hemen unutmak geliyor. Örneğin bu sabah 1770 yılında bir adada, üç kadın arasında geçen bir film izledim ve çok sıkıldım. Salonda biri sürekli öksürüyordu. Sanıyorum filmi izlerken verem oldu.