Yönetmen Tarık Aktaş 'Nebula'yı anlattı: En büyük merakımız memlekette nasıl algılanacağıydı

38. İstanbul Film Festivali’nde Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’ne layık görülen Tarık Aktaş'ın ilk uzun metraj filmi Nebula, şimdi vizyonda. Gazete Duvar'a konuşan Aktaş, “Filmin yurt dışı başarısı bir yana yapımcı ve yönetmen olarak en büyük merakımız memlekette filmin nasıl algılanacağıydı. Filmin Türkiye'de gösterildiği ilk festivalde ödül almak ve bunun Seyfi Teoman ödülü olması çok anlamlı oldu” diye konuştu.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Yurt içi ve yurt dışında katıldığı festivallerle adından sıkça söz ettiren, Tarık Aktaş’ın ilk uzun metraj filmi Nebula, şimdi beyaz perdede izleyiciyle buluşuyor.

İnsanın, etrafını kuşatan tabiatla olan ilişkisini irdeleyen filmde ölüm ve yaşam arasındaki ince çizgide ustalıkla yürüyen yönetmen, bunun karşılığında ilk film deneyimini bolca ödülle taçlandırdı. Dünyanın en eski, en çok ilgi gören film festivallerinden Locarno Film Festivali’nde Türkiye’den ilk kez ‘En İyi Yeni Yönetmen’ ödülüne layık görülen film, Mart ayında Sibirya’da gerçekleşen Ateş Ruhu Festivali 2019’da ‘En İyi Uluslararası İlk Film’ kategorisinde ikinci büyük ödül olan ‘Silver Taiga’ya layık görüldü. Selanik Film Festivali, Mar del Plata Uluslararası Film Festivali, Seville Avrupa Film Festivali ve Amerikan Film Enstitüsü’nün düzenlediği AFI Fest’te de gösterildi ve büyük beğeni topladı. En son 38. İstanbul Film Festivali’ndeyse Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü aldı.

Çekimleri orman, deniz, göl, dere yatağı gibi doğal alanlarda gerçekleştirilen ‘Nebula‘ çocukken ölü bir at bulan Hay’ın yetişkinliğine kadar doğa-insan uyumunu sorgulamasını konu ediniyor. Filmde, Barış Mert Bilgi, Ali Yavuz Ilman, Ömer Bora, Serkan Aydın, Dilara Topuklular, Hasan Türker, Serkan Özsalgıncı, Mümin Süren gibi isimler rol alıyor. Yönetmen ve senarist Tarık Aktaş ile ilk uzun metraj film deneyimini konuştuk.

Tarık Aktaş

Nebula’nın ortaya çıkış hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

Gelişim romanı, felsefi roman türünde okumalar yapıyordum. Rilke, Joyce ve özellikle Herman Hesse’in eserlerini… Bu türün ilk örneklerinden sayılan Hay Bin Yakzan eserini okuduktan sonra doğa üzerinden insan doğasını anlatan bir film hazırlamaya başladım.

‘TÜM ZORLUKLARA RAĞMEN GÜZELDİ’

İlk uzun metraj film deneyiminizle ilgili neler söylemek istersiniz?

Tüm zorluklarına rağmen güzel ve öğretici bir deneyim oldu.

Filmi çekmeden öncesiyle çektikten sonra kafanızdakini tam olarak gerçekleştirebildiğinizi düşünüyor musunuz?

İzlediğiniz film benim amaçladığım sonuçtu. Bunu sağlamak için hazırlık sürecinde titiz bir storyboard ve çekim senaryosu çalışması yaptım. Gördüğünüz görüntüler daha önce bizzat çizdiğim çerçevelerdir.

‘HAY, BENİM İYİ BİLDİĞİM BİR DUYGUYA SAHİP’

Hay, etkileyici bir karakter. Zihninizdeki yaratım sürecini, onunla olan ilişkinizi nasıl anlatırsınız?

Hay karakteri benim iyi bildiğim bir duyguya sahip. Gözlemci ve bu sebeple edilgen bir karakter. Bu hissin filme aktarabilmesi için Barış Mert ile filmin çekildiği mekanlarda uzunca vakit geçirdik.

‘SADECE BİRİ OYUNCU’

Oyuncu yönetiminizi nasıl gerçekleştirdiniz? Onlara bir özgürlük alanı verdiniz mi?

Dilara Topuklular hariç hiç kimse oyuncu değil ve dolayısıyla senaryoyu da okumadılar. Filmde oyunculuk çoğunlukla fiziksel bir etkinliğe bağlı ve bu anlamda oyuncuların hareketleri ve bu hareketlerin ritmi benim için daha önemliydi. Diyalog veya monologlarda da bu konuşmaların içeriği belliydi fakat, bunun nasıl dile getirileceği oyunculara bırakıldı. Oyuncular onlara verilen sınırlar dahilinde beklentimin üzerinde bir performans sergilediler.

Film aslında ölüm ve yaşam kadar doğal, her an içinde bulunduğumuz bir konuyu işliyor. İnsanın hayatın akışına kapılıp unuttuğu bir konuyu sorgulatıyorsunuz. Bir mesaj kaygınız var. Bu sizin için neden önemli?

Genel olarak filmde anlattığım benim için önemli. Toprağa karışıp organik yaşam döngüsünde yerini alacak ölümlü bir insan olarak elbette. Bu durumu şöyle etraflıca kavramak istedim.

‘FİLME YURT DIŞINDAN İLGİ YÜKSEKTİ’

Nebula yurt içi ve yurt dışında oldukça ilgi gördü ve birçok ödül aldı. Bekliyor muydunuz?

Filmin hazırlık aşamasından itibaren yurt dışı festivallerinden filme yönelik bir ilgi vardı. Hem konusu hem konuya olan biçimsel yaklaşımından dolayı. Locarno Film Festivali de ilgilenenlerin başında geliyordu ve filmin prömiyerini orada yapmak bizi çok mutlu etti. Orada gösterilmek ve üzerine ödül almak filmi yolunu açtı ve birçok festival dolaştık.

‘YENİ ÜRETİM VE DOLAŞIM MODELLERİNE İHTİYAÇ VAR’

Sanatta ‘yarışma’ fikrine nasıl bakıyorsunuz?

Uzun bir tartışmanın konusu. Doğru bakmıyorum öncelikle. Fakat kendi özelimizde bu ödüller olmasaydı filmin bize maddi getirisi olmazdı, hatta zararı olurdu. Bu durum birçok sanatçı, sinemacı için geçerli bu arada. Şu an bu durum bir kriz nedeni, sadece ülkemizde değil tüm dünyada. Yeni üretim ve dolaşım modellerine ihtiyaç var. Bunun örnekleri de yavaş yavaş oluşuyor.

‘SEYFİ TEOMAN ÖDÜLÜ, ÇOK ANLAMLI OLDU’

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’ne layık görüldü. Bu ödülün sizin için anlamı nedir?

Filmin yurt dışı başarısı bir yana yapımcı ve yönetmen olarak en büyük merakımız memlekette filmin nasıl algılanacağıydı. Filmin Türkiye’de gösterildiği ilk festivalde ödül almak ve bunun Seyfi Teoman Ödülü olması çok anlamlı oldu.

“Nasıl algılanacağı en büyük merakımızdı” dediniz. Neden böyle bir kaygı duydunuz?

Filmin kendine özgü bir dili var ve bundan dolayı yurt dışında bile oldukça farklı bir film olarak algılandı. Türkiye’de bu farklılığın nasıl karşılanacağını bilmiyorduk. Fakat Seyfi Teoman ve Ankara Film Festivali’nde aldığımız Mahmut Tali Öngören ilk film ödülleri kaygımızın yersiz olduğunu gösterdi.

‘KENDİ GEÇMİŞLERİNİ GÖRDÜLER’

Filmle ilgili izleyici dönüşleri nasıl?

Basından, izleyicilerden ve sinema çevresinden oldukça olumlu, güzel tepkiler aldık. Filme gösterilen bu ilgi bizi çok mutlu etti. Hem uluslararası hem de ulusal… Özellikle birçok kişinin filmin anılar üzerinden kurduğu yapıya kendilerini kaptırıp sanki kendi geçmişlerini izlemiş gibi hissetmeleri çok hoşumuza gitti.

‘SİNEMA SİNEMADIR, KAYGI TANIMAZ’

Sinemanın sanatsal algısı üzerine neler söylersiniz?

Sinema sinemadır, nasıl kaygılarla yapılırsa yapılsın. Sanatsal diye bir tanımlamanın yetersiz ve yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Herkes kendi görü ve beğenisine göre bir film yapıyor. İzlemek isteyen de yine kendine göre bu filmleri tercih ediyor.

‘İKİNCİ FİLM İÇİN ÇALIŞMAYA BAŞLADIM’

Önümüzdeki planlarınızdan bahseder misiniz? Yeni bir proje çalışmanız var mı?

Mümkün olursa ilk önce çalışmaların büyük bir kısmını tamamladığımız ‘Supersensible’ isimli bir multimedya sergisi yapmak istiyorum. Bu sergideki işler filmin hazırlık döneminde aklımda olan fakat film diline uyarlanması güç olan işlerden oluşuyor. Bir taraftan da ikinci film için çalışmaya başladım. Şimdilik sadece bunun irade kavramı üzerine bir film olacağını söyleyebilirim. Fakat ortaya ne çıkacağını şimdiden bilemiyorum.