Saflığın yitişi

Ali Vatansever'in yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Saf filmi vizyona girdi. Film gecekonduda yaşayan bir çiftin, mahallede çıkan kentsel dönüşüm söylentileri sonrasında değişen hayatlarını konu ediyor. ‘Saf’ insanlığın karanlık tarafının her an açığa çıkabileceğini kanıtlayan, ancak bunu yaparken de ‘yabancı’ düşmanlığını irdeleyen ve insanların ‘ötekine’ bakışını sorgulayan güçlü bir film...

Kerem Bumin  kbumin@hotmail.com

DUVAR – Bu hafta sinema salonlarımızda gösterime giren ‘Saf’ filmi, değişik sosyal katmanlarda ve değişik karakter ölçeklerinde ‘saf’lığın yitişini, estetize etmeden, ‘mağdur edebiyatı’ katmadan ve yine de bütün çıplaklığıyla gösteren başarılı bir yapım. Filmin politik ve sosyal alt metini, birçok açıdan bir şey ‘öğretmeye’ veya bir olayı ‘yargılamaya’ açıkken, ‘Saf’, her açıdan değerlendirmeyi seyirciye bırakan ancak bunu yaparken hedefini bomboş bırakmayan vurucu bir film.

Kamil ve Remziye, Fikirtepe’de bir gecekonduda yaşayan, geçici işlerle hayatlarını sürdürmeye çalışan evli bir çifttir. Mahallelerinde hummalı bir çalışmayla devam eden Kentsel Dönüşüm projesi, bir yandan mahallede bulunan insanları evlerini satmaya zorlamakta öte yandan da değişik şantiye işleri kapısı açmakla birlikte, onların ahlaki açıdan tepki gösterdiği bir ortam yaratmaktadır. Mahallelinin katıldığı toplantılarda bir yandan bu olaya karşı çıkılmakta, bir yandan da bu inşaattaki işleri elde etmeye çalışan Suriyelilere karşı düşmanca bir tutum dile getirilmektedir. Ciddi anlamda paraya ihtiyacı olan Kamil, sonuç olarak vinç operatörü olarak inşaatlardan birinde bulunan bir işi kabul eder. Ancak tahmin edemediği şey, bunun hem çevresinden tepki toplayacağı, hem de yaralanmış Suriyeli bir işçinin pozisyonunu elinden almak anlamına geleceğidir.

BOZULMUŞ BİR TOPLUMSALLIKTA SAFLIĞIN İMKANSIZLIĞI

‘Saf’ filminin ilk hedeflerinden biri hem çok gündemde olan Suriyeli göçmenler gibi bir konuyu işlemek, hem de bunu yaparken büyük bir şehrin ve yıkımının insanları nasıl etkilediğine dikkat çekmek gibi gözüküyor. Filmin başkarakterleri Kamil ve Remziye fakirlik içinde yaşamlarına rağmen, özellikle mutsuz insanlar değil. Genelde filmlerdeki fakir karakterler, bu durumlarından sürekli yakınırlar, kaderlerine lanet okurlar ve maddi durumlarının önlerine çıkardığı engelleri sürekli dile getiriler. Kamil ve Remziye ise kıt kanaat geçinmelerine, Remziye’nin hamile olmasına ve çok huzurlu olmamalarına rağmen, umutlu bir bakış açısı taşıyan, kendi küçük dünyalarında bir denge tutturmuş olan ve vicdanlı tutumlarından taviz vermeyen karakterler.

‘VİCDANIYLA AİLE BABASI SORUMLULUĞU ARASINDA KALMA DURUMU’

Mahallelerindeki yıkımlar, komşuları ve arkadaşları kadar kendilerini de rahatsız etse de özellikle Kamil’in bu olaya karşı, katıldığı toplantılarda çok sert tepki koyan arkadaşları kadar sert bir bakış açısı yok. Bu daha sakin bakış açısı bizce Kamil’in umursamazlığından değil ‘umudu olmasından’ kaynaklanıyor. Çünkü Kamil her ne kadar mahalle sakinlerinin yanında olsa da onların öfkesinin işlerin önünü tıkayacağını ve daha mantıklı düşünmenin herkes için daha iyi olacağını düşünüyor. Kendisi de şantiyede bir işi kabul etmenin adeta bir ‘grev kırıcı’ bir eylem olduğunun farkında ancak bir yandan da vicdanıyla aile babası sorumluluğu arasında kalmış bir durumu bulunuyor.

Ancak bulduğu bu gece vardiyasında da istediği huzuru bulamıyor, diğer işçiler onu ‘Suriyeli işçi’ (!) diye itip kakıyor, küçük görüyor hatta dövmeye kalkışıyor. Yasal olarak çalışan işçi olmak için belli belgeler lazım, ama bunun için parası olmadığından Kamil, kaçak bir işçi gibi çalışıyor. Bir de bütün bunların üstüne, iş kazasından dolayı işini kaybetmiş bir Suriyeli onu, işini elinden almakla suçlayıp, tehdit ediyor.

MASUM KALMAK, ZOR BİR İŞTİR!

Buradan itibaren film başka bir boyut kazanıyor çünkü şehirdeki kirlenmenin (yıkımın) ortamın ‘saflığı’ kadar karakterlerin de ‘saflığını’ bozduğunu gözlemliyoruz. Bu ‘kirlenmeye’ işe girdikten sonra bile uzun süre direnen Kamil, kendisinden daha da zor bir durumda olan birisine (Suriyeli işçiye) yardım etmeye çalışırken çok sert bir tepki görünce, karakterindeki değişim başlıyor, dış tetikleyici etkenlere dayanamıyor. O zamana kadarki bütün hakaretleri, tartaklamaları, küçümsemeleri adeta bir peygamber gibi sineye çeken Kamil, iyi niyetini, naifliğini yani ‘saflığını’ kaybediyor.

‘VİCDANLI İKİ KİŞİ BİLE TAMAMEN MASUM KALAMIYOR’

Kamil’in bu karakter değişimini yaşayacağını aslında daha önceden hissediyoruz çünkü evinde bile böyle ikilemler yaşıyor. Eşiyle iyi anlaşıyorlar ama mesela bir gün tesadüfen Remziye’nin cüzdanında onun çalmış olduğu çok değerli bir yüzük buluyor. Tepki vermeden onu yerine koyan Kamil’in daha o andan itibaren nereye kadar dayanacağını merak ediyoruz. Sonradan bu eylemin amacının basit bir çalma değil, Remziye’nin de Kamil gibi kendisinden daha zor durumda olan birinin (Remziye’nin temizliğe gittiği evde çalışan Moldovyalı kadın) ayağını kaydırmak olduğunu anlıyoruz. Sonuç olarak bu ‘vicdanlı’ iki kişi bile bir süre sonra tamamen ‘masum’ kalamayacaklarının farkına varıyor.

Kuşkusuz Suriyeli göçmenlerin ülkemizde yaşadıkları, hassas ve dengeli bir sinemasal bakış gerektiriyor. Ancak filmde üstünde durulan konu Suriyeli insanların durumundan ziyade diğerlerinin ona bakışı oluyor. Onların karşılaştığı düşmanca tavra kendisi de maruz kalan Kamil, bu tutumu anlamaya, nedenini aramaya çalışıyor ama bu çaba iyi sonuç vermiyor. O kadar ki yardım eli uzattığı Suriyeli’den çok sert bir karşılık alınca, arkadaşlarının ona karşı düşmanca planına karşı çıkmıyor hatta göz yumuyor.

‘Saf’ insanlığın karanlık tarafının her an açığa çıkabileceğini kanıtlayan, ancak bunu yaparken de ‘yabancı’ düşmanlığını irdeleyen ve insanların ‘ötekine’ bakışını sorgulayan güçlü bir film. Bizce kaçırmamak gerekir.

Yönetmen: Ali Vatansever
Oyuncular: Erol Afsin, Saadet Işıl Aksoy, Onur Buldu, Emrullah Çakay, Gökhan Civan, Ummu Putgul, Kida Khodr Ramadan, Ebru Ojen Şahin…
Ülke: Türkiye, Almanya, Romanya