Ömür Atay: Birçok Türk filmi daha çok seyirciyi hak ediyor

Türkiye prömiyerini Adana Uluslararası Film Festivali’nde yapan Kardeşler bugün vizyona giriyor. İşledikleri cinayetle birbirlerinin kaderini yaşamak zorunda kalan iki kardeşin hikayesini konu edinen 'Kardeşler' siyasi iktidarların gücünü aldığı 'kutsal erkeklik' alanını odağına alıyor. Filmin yönetmeni Ömür Atay'la Türkiye sinemasını ve filmi konuştuk.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Geçtiğimiz yaz dünya prömiyerini 53. Karlovy Vary Film Festivali’nde yapan Ömür Atay’ın Kardeşler filmi, Türkiye prömiyerini de Adana Uluslararası Film Festivali’nde yaptı. Şu günlerde 38. İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde yarışan film, 12 Nisan’da vizyona girdi. Başrollerini Yiğit Ege Yazar, Caner Şahin ve Gözde Mutluer’in paylaştığı film, bir kadın cinayeti sonrası birbirinin kaderini yaşamak zorunda olan iki erkek kardeşin hikâyesini anlatıyor.

Filmin senaryosunu da yazan yönetmen Ömür Atay, çekimleri Eskişehir ve İstanbul’da yaptı. Euroimage, Hamburg Film Fonu ve Kültür Bakanlığı desteği ile çekilen filmin yönetmeni Atay sorularımızı cevapladı.

‘BENİM İÇİN YENİ BİR FİLMİN ZAMANI GELMİŞTİ’

“Anlat İstanbul” vizyona gireli tam on beş yıl oldu. On beş sene sonra sizi tekrar sinema yapmaya iten sebep neydi?

Herkesin kendine göre bir zaman algısı var. Geriye dönüp baktığımda benim için yeni bir filmin zamanı gelmişti diye düşünüyorum. Sinema üretiminden hiç bir zaman uzak olmadım. Kardeşler’den önce üç yıl çalışıp hayata geçiremediğimiz yurt dışında çekmeyi planladığımız bir film projesi daha var. Çekeceğimiz bölgedeki problemler, bu projeyi ertelememize neden oldu. Kardeşler filmini yapma hikâyesi bu süreçte başladı.

Ömür Atay

“Kardeşler” için uzun yıllar çalıştığınızı biliyorum. Nasıl ortaya çıktı hikâye? Biraz o süreçten bahseder misiniz?

Kardeşler filmine çalışmaya başlamamızdan beş yıl sonra dünya prömiyerini yaptık. Kardeşler Türkiye, Almanya ve Bulgaristan ortak yapımı ve ortak yapım süreci belirli zamanlamalara uymanızı zorunlu kılıyor. Projenin Türkiye’den fonlanması 3 yıl sürdü, oldukça uzun bir süre bu. Daha sonra yurt dışı fonları ve Euroimage süreci hızlı yol almamızı sağladı ve filmin çekimine başladık. Kardeşler bir proje olarak zaman içerisinde farklı kanallardan beslenerek şekillendi. Önceleri ilk tanıdığımız ve kendimizi üzerinden tanımladığımız “ötekiler” olan ailemiz, özellikle kardeşlerimiz hakkında bir şeyler yapmak fikri beni harekete geçirdi. Masum çocuklarını farklı nedenlerle birer suçluya bazen de katile dönüştürebilen Türkiye ruh halini de masanın üzerine koyunca proje şekillenmeye başladı. Alıntı yapmadan suç ve ceza, iç adalet, kader kavramları üzerinde yükselen orijinal bir hikâye ortaya çıktı.

‘KARDEŞLER BİR KADIN CİNAYETİ FİLMİ DEĞİL’

Kadın cinayetlerinin süreklilik kazanıp, gündemden düşmüyor oluşunun, erkeklik mefhumunun daha çok tartışılması gerekirken, bir iktidar aracı gibi kutsanıp övüldüğü böylesi bir ortamda, bir erkek olarak bu hususta bir film yapmanın en büyük zorluğu sizin için neydi?

Kardeşler‘in hikâyesi geçmişte yaşanan bir kadın cinayeti üzerinde şekilleniyor ama bir kadın cinayeti filmi değil. İlgilendiği alan tam da söylediğiniz gibi siyasi iktidarların da merkezini oluşturan ve gücünü aldığı “kutsal erkeklik” alanı. Günümüzde tüm şikâyetçi olduğumuz toplumsal ve siyasi meseleler bir şekilde buraya dayanıyor. Bir zorluktan bahsedeceksek hayatımıza ve konuşma dilimize bile sinsice sinerek farkına bile varmadan yaşanıp giden erkek bakış açısını deşifre edebilme gayreti diyebilirim. Mesela kadın sorunu deniliyor… Bu bile kendi içerisinde sorunlu bir dil. Neden kadın sorunu olsun ki, bu tamda erk ve erkeklik sorunu. Erkeklerin kendilerine ve birbirlerine dönüp bakması gereken bir alan.

‘KARDEŞLER, AYNI ZAMANDA FİZİKİ VE PSİKOLOJİK OLARAK BİR YOL FİLMİ’

“Kardeşler”i izlerken, geçmiş yıllarda Türkiye Sineması’nda bu hususta yapılan filmler aklıma düştü. Filminiz, klişelerin peşine takılmadan, bugünün gerçeğiyle ve hamasete kapılmadan hikâyesini anlatıyor. Filminizin biçimine nasıl karar verdiniz?

En başından bunun farkındaydım ve hikâye ve senaryo da bu bilinçle gelişti. Kurbanların nasıl kurban edildiğiyle ilgilenmedim açıkçası. Çünkü burası tartışılmaz ve akıl almaz bir gerçeklik durumu. Katillerin iç dünyasına girerek günümüz Türkiye’sinin gelenek, yobaz dini inançlar, ekonomi ve iktidar ilişkileriyle şekillenen erkeklik ruh halini anlamak senaryoyu yazmanın ve plastik dünyasını kurmanın temel yolu oldu benim için. Kardeşler, fiziki ve psikolojik olarak bir yol filmi aynı zamanda. Kardeşler, ailenin erkeklerinin, erkin vermiş olduğu bir karar nedeniyle, karakterlerin içsel yolculuğu ve çıktıkları yoldaki dönüşümleriyle hikâyeleniyor. Birbirlerinin kaderini yaşamak zorunda kalan iki karaktere odaklanıyor olması ve karakterlerin sembolik olarak cennet ve cehennem arasında “arafta” kalmaları, yol üzerinde ki TIR parkında şekilleniyor aslında. Yol, her zaman bir seçenek olarak yanı başımızda duruyor ama kararımız ve vicdani seçimimiz ne olacak? Hikâyenin başında Yusuf’un ıslah evinden çıkışı özgürlük vaat etse de, aslında dış dünyanın çoğumuz için bir hapishane olduğu gerçekliği ve Yusuf’un bunu fark etmesi filmin biçimini temelde belirleyen unsurlar oldular.

Uzun yıllardır TV sektöründe dizi film yönetmenliği yapıyorsunuz. 15 yıl aradan sonra bir sinema filmi yapan estetik anlamında sizi zorlayan etkenler oldu mu? Olduysa nasıl açıklarsınız?

TV dizlerinde de proje seçen ve her sezon proje çekmeyen bir yönetmen olarak açıkçası beni zorlayan bir şey olmadı. Tam tersine tamamen kendi iç duygum ve ritmimle hareket ettim. Filme, temiz bir göz ve kafayla girebilmek için çekimlerden önceki iki sezon dizi projelerini kabul etmedim.

‘HER FİLM AYRI BİR ÖĞRENME SÜRECİDİR’

“Kardeşler”de, deneyimli bir yönetmen olarak 20-25 yaşlarındaki üç genç oyuncuyla çalıştınız. Üstelik bu oyuncular festivallerde ödüller aldı. Bu süreç nasıl geçti? Ek olarak, bu sürecin sonunda, böylesi genç oyuncularla çalıştıktan sonra, deneyimli bir sinemacı olarak kendinize dair neyi keşfettiniz?

Her şeyden önce sinemamız üç tane yetenekli oyuncu kazandı. Adana Film Festivali ve yurt dışından aldığımız ödüller beni ve ekibimizi gururlandırıyor. Casting süreci iki yolla ilerdi. Caner Şahin gibi nokta atışlarımız da oldu, Yiğit Ege Yazar ve Gözde Mutluer auditionla aramıza katılanlar da… Nihal Koldaş, Erol Afsin, Onur Dikmen’in de aralarında olduğu değerli birçok oyuncu da konuk olarak önemli karakterleri canlandırarak filmimize güç verdi. Yönetmenler için oyuncunun yaşı önemli değildir. Bazen bebekle ve Kardeşler’de olduğu gibi bir köpekle de çalışabilirsiniz. Oyuncularımız arasında Barut isimli bir köpek oyuncumuz da vardı. Sinema aynı zamanda her zaman yeni keşifleri içinde barındırır. Her film her hikâye ayrı bir öğrenme ve keşfetme sürecidir. Kardeşler yeni Türkiye’nin ruh haline daha çok kafa yormamı ve sinema gözüyle ilişki kurmamı sağladı, diyebilirim.

‘BİZİM İÇİN BAŞARININ GÖSTERGESİ FİLMLERİMİZİN TÜM DÜNYADA İLGİ GÖRMESİ’

“Kardeşler”in festival yolculuğu güzel başladı. Ardı ardına uluslararası film festivallerinde yarışıp, ödüller aldınız. Vizyonda da bu başarıya ulaşabilecek misiniz?

Vizyon ve seyirciyle buluşmak Türkiye sinemasının güncel ve en önemli dertlerinden başında geliyor. Vizyonda başarı bizim gibi art film üretenlerin problemi bile değil ne yazık ki, biz planlamamızı bu zorluklara göre yapıyoruz. Vizyonda başarı dağıtım tekellerinin ve ana akım üreticilerin problemi. Seyirci artık tek tip ve skeçlerden oluşan, dünya standartlarında film olup olmadığı tartışılır filmlere olan ilgisini kaybetti. Temel unsuru özgün yaratıcılık olan sinema alanında yaratıcılık dışlanarak üretim yapılıyor. Bu durumda ne konuşabiliriz ki! Bizim için başarının göstergesi, filmlerimizin tüm dünyada ilgi görmesi, uzak coğrafyalarda bile dolu festival salonlarında oynuyor olması, yurt dışında talep görerek vizyona girebilmesi. Filmlerin ve hayal gücümüzün sınırı Edirne olmamalı. Kardeşler, 12 Nisan’da sinema seyircisiyle buluşacak, film sever herkesi bekleriz. Filmimizin Türkiye’de vizyonda seyirciyle bulaşacak olması şüphesiz bizi çok heyecanlandırıyor. Kardeşler’le beraber dünya standartlarında birçok Türk filmi daha çok seyirciyi hak ediyor.

‘YENİ HEYECANLAR VAR’

Günleriniz nasıl geçiyor? Hazırladığınız yeni bir çalışma var mı?

Kardeşler’in dünya ve Türkiye’deki festival yolculuğu devam ediyor. Bu aralar zamanımızın çoğu filmin yurt dışı ve Türkiye’deki gösterimleri ile ilgili seyahatlerle geçiyor. Yönetmen olarak bir filmden duygusal olarak kopmak zaman alıyor ama bir yandan eş zamanlı olarak ilerleyecek iki yeni proje için çalışmaya başladım. Yeni heyecanlar var, diyebilirim.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.