Makedonya'nın kusursuz panoraması

Bir sabah başlayıp gece devam eden olağanüstü içten ve komik film 'Tanru Var, Adı Petrunya', Makedonya’nın, belki de bütün Balkan ülkelerinin kusursuz bir panoramasını çizerken, dinin toplumdaki etkisi, kadın erkek eşitsizliği ve işsizlik gibi güncel konulara başarıyla değiniyor.

Ahmet Boyacıoğlu

Arada sırada basında gözünüze takılmıştır. Kışın ortasında bir papaz hacı suya atar, arkasından genç erkekler de hep birlikte suya atlarlar. Aralarından biri hacı sudan çıkartır. Bu tören yüz yıllardır süregelen bir Hıristiyan geleneği.

Filmimizin kahramanı Petrunya, tarih eğitimi almış, 32 yaşında, sevimli, tombul bir kadın. Hala annesi ve babasıyla aynı evi paylaşıyor, mezun olduktan sonra hiç iş bulamamış. Çünkü kimse tarihçilere iş vermiyor. Bazı konularda Türkiye ve Makedonya benzerlikler gösteriyor.

Filmin başında başarısız ve aşağılayıcı bir iş görüşmesinden dönen Petrunya, bir nehrin kıyısındaki hac çıkarma töreniyle karşılaşıyor. Papaz hacı suya atınca, o da hiç düşünmeksizin kendini suya bırakıyor ve bir sürü genç erkeğin arasından sıyrılarak elindeki hac ile sudan çıkıyor. Tabii ki bu görüntüler hemen cep telefonlarına kaydediliyor. Erkekler hacı Petrunya’nın elinden alsalar da papazın uyarısıyla hac yeniden Petrunya’ya veriliyor, o da ortadan kayboluyor. Ancak bu küçük kentte kaçınılmaz olarak büyük bir sorun ortaya çıkıyor, çünkü geleneklere göre ‘hac çıkartma’ sadece erkeklerin katılabildiği bir tören. Petrunya’nın adresi tespit ediliyor ve evinden alınıp polis merkezine götürülüyor, hacı geri alabilmek için polisler ve papaz büyük bir çaba harcıyorlar. Ancak ortada somut bir suç yok, dolayısıyla Petrunya neden suçlandığını bilmeden polis merkezinde bekliyor. Polislerin sorularına cevap verirken ‘Çin Devrimi konusunda uzmanlaştığı ve komünizmin nasıl demokrasiye uyum sağlayabileceği üzerinde çalıştığı ortaya çıkıyor. (Gülmek ya da ağlamak serbest…)

Bu sırada bir televizyon programcısı (Yağmurdan Önce filminden anımsayacağınız Labina Mitevska) devreye giriyor. Önce Petrunya’nın evine gidip anne ve babasıyla konuşuyor. Anne kızının sadece bir iş bulması derdinde ve televizyonda görünmenin bir faydası olacağını düşünerek izleyicilere kızını işe almaları konusunda ricada bulunuyor. Televizyon programcısı daha sonra polis merkezinin yolunu tutuyor. Ancak hacı sudan çıkarmakta başarısız olan ve bu şerefi bir kadına kaptıran dindar ve kızgın gençler de polis merkezinin kapısına dayanıyor.

Bir sabah başlayıp gece devam eden bu olağanüstü içten ve komik film, Makedonya’nın, belki de bütün Balkan ülkelerinin kusursuz bir panoramasını çizerken, dinin toplumdaki etkisi, kadın erkek eşitsizliği ve işsizlik gibi güncel konulara başarıyla değiniyor. Petrunya, polisin ‘Dindar mısın?’ sorusuna ‘Eşcinsel misin?’ diye karşılık veriyor. Cevap yok. Televizyon programcısının sokaklarda ve polis merkezinde sorduğu sorulara verilen cevaplar da hem çok komik, hem de çok can acıtıcı. En son olarak televizyon programcısı ‘Ya Tanrı erkekse?’ sorusunu soruyor. Filmin adı da zaten ’Tanrı Var, Adı Petrunya’.

Bu yıl Berlin film Festivali jürisinde üç kadın görev yapıyor, başkan da kadın. Sanıyorum ‘Tanrı Var, Adı Petrunya’ Berlin’den eli boş dönmez. En İyi Kadın Oyuncu mu olur, En İyi Senaryo mu, ya da belki de En İyi Yönetmen…  bilemiyorum. Ama jürinin bu filmi görmezden gelmesi mümkün değil. Tanrı Var, Adı Petrunya, çok para harcamadan da iyi bir film yapılabileceğinin en güzel örneği. Yolu açık olsun.