Harvey Milk ve adaletin cinsiyeti

Objektif bir biçimde izlerseniz "Harvey Milk" filminin içinde bir çok soruyu barındırdığını ve bu soruları yanıtsız bırakmadığını görebilirsiniz. Belki aşk gerçekten örgütlenmektir.

Erdal Erdem erdalerdem00@gmail.com

Türünün en iyi filmleri arasında olmayı uzun yıllar daha hak edecek gibi görünen “Milk”, bağımsız sinemacılardan bildiğimiz Gus Van Sant’ın yönetmenliğinde Amerika Birleşik Devletleri’nin 1970’lerdeki San Francisco’sunda politikaya başlayarak ilk eşcinsel hak savunucularından biri olan Harvey Milk’in hayatının son 8 yılını post-modern bir görsel anlatıyla yansıtıyor.

Filmde Milk’i, çoğunlukla mafyatik rollerde gördüğümüz Sean Penn’in canlandırması bir noktada ilgi çekici. Çünkü canlandırdığı karakter daha önceleri oynadığı karakterlerden farklı bir alanda ve mizaçta duruyor. Bu gibi roller alışılmışın dışında performans gösterilmesini beklediği için oyuncu açısından zor ve önemlidir. Öyle ki bu karakteri canlandırmasıyla Sean Penn ikinci Oscar’ını kazanıyor. Milk’in dışa dönük, alaycı ve attığı adımlardan zeki bir eylem insanı olduğunu rahat bir biçimde perdenin diğer tarafına aktarmakta zorlanmadığını -izlerseniz- sizinde anlayacağınızı düşünüyorum.

Kendi yaşamının işaretlerini takip etmekte tereddüt etmeyen, ana akımın dayattığı aile yapısı ve birey profilini reddeden, mücadelesinde inançlı ve kendi haklarını kazanmak için çabalayan eşcinsellerin kolektifleşme hareketlerinin psikolojik ve sosyal süreçlerini yakından izleyen biyografik bir film duruyor karşımızda.

EŞCİNSEL CİNAYETLERİ DEVLET POLİTİKALARI KAYNAKLI

Film, Harvey Milk’in suikaste uğrayabileceği düşüncesi ile kendi politik süreçlerini ve mücadelelerinin amaçlarını ses kaydına alması ile başlar. Elbette halk arasında daha da tanınmaya başlamasıyla ve eşcinseller için birçok hak elde etmesinin de sebebiyle hedef haline geleceğini ve bunun ölümünü getireceğini ön görmesinin bir sebebiydi bu sahne. Eşcinsel  cinayetlerinin politik olma durumu görüldüğü gibi yalnızca ülkemiz ve içinde bulunduğumuz zamanla sınırlı değil. Süresiz zamandır, sayısız ülkede işlenen cinayetlerin hepsi nefretten ve nefreti insanlara aşılayan devletlerin güttüğü iç politikalardan kaynaklıdır. Harvey Milk tam olarak bununla mücadele etmiş ve mücadele sebebi tarafından da 48 yaşında “özgürlükler ülkesi Amerika”da yaşama hakkı elinden alınmıştır.

Belgesel üslubuyla film, 1970’ler Amerika’sının dokusunu oldukça gerçekçi biçimde aktarması, karşı kültür hareketi olarak tanımlayabileceğimiz San Francisco’ya olan eşcinsel göçünü net biçimde gözler önüne serer. Milk’in sigorta firmasından ayrılarak sevgilisi Scott’la Castro bölgesine taşınması ve açtıkları fotoğrafçı dükkanında eşcinsellere yapılan şiddet yüklü saldırılara ve devletin ırkçı tutumlarının oluşturduğu baskıya karşı örgütlenmesiyle üç başarısız denemenin akabinde San Francisco Şehir Konseyi’ne girmeyi başararak tarihte bir ilki gerçekleştirir.

‘SİZİ ÖRGÜTLEMEK İSTİYORUM’

Konuşmalarına hep şu cümleyle başlar: “Ben Harvey Milk, sizi örgütlemek istiyorum.” Bu cümle artık bir motto haline gelmiştir. Ve eşcinsellerin kimliklerini saklamalarına gerek duymadan yaşayabilecekleri, cinsel ayrımcılığın son bulacağı gibi konularda önemli gelişmelerin yaşanmasına neden olmuştur. Çünkü azınlık olmadıklarını, hatta heteroseksüel görünen aile yapılarının içindeki birçok bireyin aslında eşcinsel kimliklerini bu şekilde sakladıkları düşüncesindeydi. Eğer örgütlenebilir ve haklarını savunurlarsa sosyal adaletsizliğin değişebileceğine inandı. Diğer insanların da buna inanmalarını teşvik ederek eşcinsel mücadelenin ikonu haline geldi.

Aktif politikacı olmasının ardından, belediye meclisindeki muhalifi idari denetmen Dan White, yollara dökülen binlerce insanın ellerinde mumla Harvey Milk’i uğurlamalarına sebep olan tetiği çekti. Ve yaşama hakkını elinden aldı. Daha sonraları cinayet suçundan dolayı girdiği hapisten, “yediği abur cubur gıdaların akli dengesinde bozulma meydana getirdiği ve cinayetleri bu sebepten işlediği savunması” ile hapisten çıkarak özgürlüğüne kavuştu. Ve dünya hala, yalnızca bazılarımız için özgürlükle dolu.

Filmde de sık sık tartışılan diğer konu heteroseksüel aile yapılarının toplumun ahlaksal gelişimi açısından önemli olduğu tartışmasına yönlendirilebilecek önemli bir argüman olabilir bu cinayet. Sonuç itibariyle Dan White’ın da gözünü kırpmadan iki kişiyi öldürebilecek bir katil olarak heteroseksüel bir ailede yetiştiği bilinen bir gerçek. Öte yandan bir eşcinsel olan Harvey Milk’te heteroseksüel bir ailede büyüdüğünü vurguluyor. Eşcinselliğin bir tercih değil yönelim olduğu fakat katil olmanın doğrudan bir tercih olduğu gerçeği ne yazık ki göz ardı edildi ve ediliyor.

Objektif bir biçimde izlerseniz “Harvey Milk” filminin içinde bir çok soruyu barındırdığını ve bu soruları yanıtsız bırakmadığını görebilirsiniz. Belki aşk gerçekten örgütlenmektir.