Ayten Akyıldız ve Adil Kaya: Türkiye Almanya Film Festivali bir barış projesidir

Türkiye Almanya Film Festivali'nin Başkanı Adil Kaya ve Festival Yönetmeni Ayten Akyıldız ile bir araya geldik. Bu yıl 24'üncüsü düzenlenecek olan festivalin yolculuğuna dair sohbet ettiğimiz ikili "Festivalimiz, bir barış projesidir. Ön yargıları kırmak için kültürleri buluşturmak lazım" dedi.
Adil Kaya ve Ayten Akyıldız

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Bu yıl yirmi dördüncü kez seyirciyle buluşacak olan Türkiye Almanya Film Festivali, her iki ülkede yaşayan sinemacıların kısa ve uzun metraj filmlerini, belgesellerini bir araya getiren bir film yarışması düzenliyor. Dünya sinemasından bölümlerinin de olduğu festival, asıl olarak bu iki ülke sinemacılarının ve özellikle Almanya’da yaşayan Türkiyelilerin ve Almanların kaynaşmasına, insan haklarının tartışılmasına aracı oluyor.

Geçmiş yıllarda Tuncel Kurtiz, Kadir İnanır, Türkan Şoray, Zülfü Livaneli, Şener Şen, Uğur Yücel gibi isimler başta olmak üzere, Almanya Sineması’nın önemli isimleri festivalde jüri üyeliği yaptı, onur ödülleri aldı.

Festival Başkanı Adil Kaya ve Festival Yönetmeni Ayten Akyıldız ile bir araya geldik. Hem festivalin ortaya çıkış sürecini, hem de bugününü konuştuk.

“Türkiye Almanya Film Festivali” ismiyle müsemma bir organizasyon… Bu iki ülkenin ismini taşıyan bir film festivali yapma fikri, Avrupa’da yaşayan Türkiyeli nüfusunun en yoğun olduğu ülkenin Almanya olmasından dolayı mı?

Adil Kaya: Aslında çıkış noktasının korku olduğunu söyleyebiliriz. Korku, insanoğlunun en eski duygularından biri. 90’ların başında Almanya’da, ön yargılarla açıklayabileceğimiz büyük bir milliyetçilik çıkmıştı. O dönemde göçmenlerin evleri yakılıyor, insanlar öldürülüyordu. Biz, yola çıkarken, “Bu ön yargıyı nasıl kırabiliriz? Bu korkuyu nasıl yok edebiliriz?”, sorularına cevap aradık. İlk olarak Türkiye Sinema Günleri ismiyle başladık. Ancak aynı ön yargının Almanya’da yaşayan Türkiyeliler’de de olduğunu gördük ve Almanya filmlerine de yer vermeye başladık. Son yirmi üç yıldır da Almanlara ve Almanya’da yaşayan Türkiyelilere birbirlerinin kültürleri anlatan filmler gösteriyoruz.

Peki, o tarihten bugüne her iki devletin de festivalinize tavrı nasıl oldu? Desteklediler mi, karşı mı çıktılar?

Adil Kaya: Finansal olarak ilk yıllar sancılı geçti. Özel ya da kamu kurumları destek olmak için önce festivali görmek istediler. Dolayısıyla ilk yıllarda destek alamadık ve çok zorlandık. Sadece belediyenin ufak bir katkısı oldu. Ama inatla devam ettik. Almanya kanadında, gerek Berlin Hükümeti’nden, gerek Bavyera Eyalet Hükümeti’nden, gerekse de belediyeden destek alıyoruz.

Bir ara Türkiye’nin de ilgisini çekti ama son yıllardaki karmaşıklarla beraber o ilgi tamamen kayboldu. Şu anda festivale destek çıkan sadece Almanya tarafı… Almanya’nın Dışişleri Bakanlığı bile festivalin devam etmesinden memnuniyetlik duyduğunu söyledi.

Festivalinizde insan hakları yarışmasının olduğu ayrı bir bölüm var. Ancak ana yarışmada olan filmlerin de büyük bir çoğunluğu insan haklarını konu alıyor zaten.

Adil Kaya: Festivalin çıkış noktası, sinema değildi. Politik bir gereksinimle bu festivali yapıyoruz. Festivalimiz, bir barış projesidir. Ön yargıları kırmak için kültürleri buluşturmak lazım. Bu da en iyi sinema üzerinden yapabiliriz. Bunun olabilmesi için de toplumsal gelişmelere ayna tutacak filmlere ihtiyaç duyuyoruz. Aksi halde seyirciler de ilgi göstermiyor zaten.

Festival seyircisi bir şeyler öğrenmek, görmek için geliyor, eğlenmek için gelmiyor. Bence zaten festivallerin varoluşu da bu olmalı. Sanatı ihmal etmeden tabii… Bir de biliyorsunuz, festival Nürnberg’de düzenleniyor ve bu kent tüm dünya için çok önemli. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bildiğiniz gibi Nazileri yargılayan mahkemeler bu kentte kuruldu. Faşizm ilk kez Nürnberg’de yargılandı. Dolayısıyla bu kentin yapısına da insan hakları temalı filmler yakışır.

Festival ekibi kimlerden oluşuyor?

Ayten Akyıldız: Hem Almanlardan, özellikle Berlin Üniversitesi’nde sinema eğitimi veren öğretim üyelerinin de olduğu, hem Türkiyelilerin olduğu geniş bir ekibimiz var. Filmleri belirlerken, onur ödülü alacak isimler üzerine konuşurken, her iki tarafın da üzerine uzlaşacağı isimler ya da filmler olmasına özen gösteriyoruz.

Sinem İlterli, ofiste düzenli olarak çalışıyor. Plan, bütçe ve program işlerini o yürütüyor. Ayrıca Almanya’daki festivalleri takip ediyor. Ben de Türkiye’deki festivalleri takip ediyorum. Festival zamanında da pek çok arkadaşımız gönüllü olarak destek oluyor. Konukların havalimanından alınması, Nürnberg’de gezinti yapılması vs. konularında yardımcı oluyorlar.

Sürece ne zaman dâhil oldunuz?

Ayten Akyıldız: Aslında festivale ilk olarak seyirci titriyle dâhil oldum. Daha sonra festival başkanı Adil Bey’le tanışınca festivalde çalışmaya başladım ve yıllardır yöneticiliğini üstleniyorum. Ondan önceki süreçte yine kültürlerin kaynaşmasına yönelik çalışmalar yapıyordum ama daha çok Türkiyelilerin Almanya’daki durumuna yönelik çalışmalardı bunlar. Özellikle kadın meselesine dair… Festivalle birlikte Almanyalılara yönelik de çalışmaya başladım. Türkiyelilerin uyum sürecine odaklanırken, Almanyalıların da Türkiyelilere uyum sağlamasına çalıştım.

Sizin aileniz de göçmen işçi olarak çalışma düşüncesiyle Almanya’ya gidiyor değil mi?

Ayten Akyıldız: Tabii ama ben ailemden sonra Almanya’ya gittim. Bu yüzden eğitimim yarım kaldı. Onlar geri döndükten sonra da ben dönmedim ve burada kaldım. Hatta az önceki soruyla da birleştirerek cevap vereyim: Yıllar önce Sırrı Süreyya Önder festivale geldiğinde, “Neden bu festivale başladınız?” diye sormuştu. Ben böyle uzun uzun anlatmaya çalışırken, durdu, “Derdime derman ararken, derdimin derman olduğunu gördüm” diyorsun yani, dedi. Çok haklıydı. Bizim sürecimizi bundan iyi bir söz özetleyemez.

Türkiye’de düzenlenen festivallere katılıyorsunuz, diye biliyorum. Burada düzenlenen festivallere dair fikriniz nedir?

Ayten Akyıldız: Katıldığım festivallerde en önemli sorunun katılımcı olan sanatçıların birbirleriyle etkileşimini sağlamayan organizatörleri gördüm. Kuşkusuz hepsi aynı değil ama bir beraberlik de söz konusu değil. Mesele yıllar önce Zülfü Livaneli ve Armin Müller-Stahl’ı festivale davet ettik. Birbirlerini tanımıyorlardı ve tanışmalarını sağladık. Hatta geçen günlerde öğrendim, hala görüşüyorlarmış ve Armin Müller Stahl, Zülfü Bey’e kendi yaptığı bir resmi hediye etmiş. Biz birini festivale davet ederken, diğer katılımcıların bilgilerini, filmlerini, bütün eserlerini gönderiyoruz ki, insanlar birbirini bilsin.

Ya da şöyle düşünün Fatih Akın, ilk kısa filmiyle bizim festivalimize katıldı. O filmle ödül aldı, sonraki filmleriyle de katıldı ve Türkiye’de sinema yapan çoğu kişiyle bizim festivalde tanıştı, beraber vakit geçirdi. Sonra da birlikte çalıştılar. Bu tanışma halini çok önemsiyoruz.

Mart’ta, Türkiye Almanya Film Festivali’nin yirmi dördüncüsü düzenlenecek. Hazırlıklar nasıl gidiyor?

Adil Kaya: Aslında bir önceki festivalin kapanışının yapıldığını anda hazırlıklar başlıyor. Başvuruları aldık. İyi bir program çıkacağa benziyor. Seyircinin de beklentilerini dikkate alıyoruz. Her sene olduğu gibi bu senede hem Almanya Sineması’ndan, hem de Türkiye Sineması’ndan seçkin isimlere onur ödülü vereceğiz.


Soner Sert kimdir?

Sinemacı, yazar. "Köprü", "Baba", "Hastabakıcı" ve "Alarga" isimli kısa filmleri yazıp yönetti. "Duvar" isimli bir öykü kitabı, "Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor" isimli bir de sinema kitabı yazdı.