Uçan Süpürge'nin arkasındaki rüzgar

Uçan Süpürge Festivali 20 yaşında. 20 yıllık festivale emek verenlerin tarihini derledik.

Serkan Alan

ANKARA – Türkiye’nin ilk kadın filmleri festivali ‘Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ 20-23 Mayıs tarihlerinde sinemaseverlerle buluşuyor. Bu yıl 20’inci yılını kutlayan festival, 20 farklı ilde ve KKTC’de aynı gün yapılacak film gösterimleriyle açılıyor. Aralarında yönetmen ile oyuncunun bulunduğu 20 kadın, 20 farklı ile giderek festival ateşini oradan yükseltiyor.

Ankara’da Alman Kültür Merkezi’nde ücretsiz yapılacak gösterimlerle izleyicilerle buluşacak festival yalnızca kadınların ürettiği ve toplumsal cinsiyet meselesine duyarlı filmleri gösterim programına dahil ediyor. 20 Mayıs Cumartesi saat 20.00’de Ankara’da KARUM’un ön kısmındaki açık havada açılış töreni yapılacak. Festival kapsamında bu yıl ‘Uçan Süpürge Onur Ödülü’ oyuncu Perran Kutman’a, ‘Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ yönetmen Emel Çelebi’ye, ‘Genç Cadı Ödülü’ Tereddüt filmindeki performansıyla göz dolduran Ecem Uzun’a ve ‘Tema Ödülü’ yazar Aslı Erdoğan’a verilecek. Festivalin ödül ve kapanış töreni 23 Mayıs tarihinde Ankara Devlet Opera ve Balo Salonun’da gerçekleşecek.

Festivalin ortaya çıktığı ilk günden günümüze önemli çalışmalar yapan Halime Güner ile festivale dair konuştuk.

Uçan Süpürge nasıl bir atmosferde başladı?

us11

.

Uçan süpürge Türkiye’de çok büyük bir ihtiyaçtan doğmuş bir sivil toplum örgütü gibi çalışan, kâr amacı gütmeyen bir kadın grubunun yarattığı bir oluşum. Uçan Süpürge 1980 sonrası kadın hareketinin güçlenmesi rüzgârıyla geldi. Kadınları kadın hareketiyle buluştursun,onları aynı ya da farklı işler yapanlarla bir araya getirsin, bunu genç kuşaklara aktarsın ve uluslararası iletişim ağı kursun amacındaydık. Bu ülkede bir kadın derneğine ihtiyaç vardı biz bunu fark ettik. Kadınlara özel çıkan Pazartesi dergisinin dayanışma yemeğinde 20 isim önerisi geldi. Ayşe Düzkan ‘olsa olsa bu kadar işi Uçan Süpürge yapar’ dedi. Düzkan’ın ismiyle başladık. Ecza satan bir arkadaşımızın küçük bir ecza deposunda ilk toplantımızı yaparak.

‘ŞENLİK OLMASIN FESTİVAL OLSUN’

Bir sürü düşünceyle kadın meselelerine odaklanırken Akdeniz Kadın Şenliği yapmak istedik. Sonrasında sinemanın gücünü çok tartıştık aramızda. Çok çarpıcı bir dili olduğunu, en hızlı iletişim aracı olduğunu bilerek yola çıktık. Eğer bir film ya da televizyonda izlenen bir olay hakkında kadınlarla konuşursak örgütlenme hızlanıyordu. Seçil Büker ile yaptığımız bir toplantıda ‘arkadaşlar şenlik falan değil bir festival olsun, uluslararası olur, böylelikle kriterli olur’ dedi. İki saat sonra, şenlik diye girdiğimiz toplantıda, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali çıktı. Önümüzde bir örneğimiz yok, bunun bir okulu da yok. İlk yılımızda 97 film gösterdik ve Bilge Olgaç’a adadık. 8 yıl kadar Uçan Süpürge TRT’de canlı yayınlandı. Daha sonrasında kullanılan sözler oradakileri rahatsız etmeye başladı.

‘POZİTİF AYRIMCILIĞI DEVLETİN YAPMASI LAZIM’

Kadın emeğini görünür kılmak gibi bir amaçla yola çıktınız. Biraz daha açar mısınız?

Biz kadın yönetmenlerin çektiği filmleri gösteren bir festivaliz. Bu sektör çok pahalı, çok zor, rekabet gerektiren ağır bir sektör. Şayet bir kadın yönetmen çıkıp bu filmi yapıyorsa, ona pozitif ayrımcılığı devletin de yapması lazım. Biz kadın emeğini görünür kıldık. Bu festival dünyadaki gündemi, takip edip Türkiye’deki gündemle örtüştüren, mesajları olan bir festival. Kadın yönetmenlerin kimler olduğunu araştırdığımız zaman vurgulu filmler çeken Birsen Kaya’yı bulduk. Kamera arkasında görünmeyen kadınların kitabını çıkardık, hayatlarını inceledik. Kamera arkasında görünmeyen kadınları görünür kılarken bunların ödülünü kamera önünde görünen kadınlar versin istedik. Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit’i tarihte ilk kez bir araya getirdik.

‘ANKARA’DAKİ AÇILIŞ MEYDANDA’

20’inci yılı kutlamaya hazırlanırken nasıl bir süreç işledi?

Son 5,6 senedir Türkiye’de uluslararası düzeydeki etkinliklerde fazla yer alamadık. Bu kadın örgütlerinde genelde yaşanan ruh haliyle ilgili. 20’inci yılda tekrar ne yapabiliriz, kadın örgütlerini bir araya nasıl getirebiliriz diye düşündük ve öze dönme ihtiyacı ortaya çıktı. 20’inci yılda, 20 ilde -sonradan Kıbrıs da eklendi- 20 Mayıs’ta aynı anda film gösterimi yapıyoruz. Bu Türkiye’de yaşanan umutsuzluklar, mücadele alanlarındaki çaresizlik, alıp başımı giderim duygusunu görünce en çok barışı, kalmayı, mücadeleyi, birlikte hareket ederek güç birliği olmasını gerekli gördük ve bunlar için bu kadar güçlü geri döndük. Ankara’daki açılış gecesini ilk kez meydanlarda yapıyoruz. 20 il ile canlı bağlantı yapacağız. Ödül verdiğimiz iki genç cadımız sunucumuz olacak. Ankara’dan bir kadın grubu “Retro Queen” sahne alacak.

Sinemanın gücü nasıl etkiledi Uçan Süpürge’yi?

Sinemanın çarpıcı gücü, kadınların birbirleriyle olan ilişkisizliklerini ilişkiye dönüştürüyor. Farklı kadınlıkları, farklı tanıklıkları buluşturuyor, güçlendiriyor. Birgün Kızılırmak sinemasında film gösterimi yapıyorduk. Belediye’den tüm otobüsleri istedik. Sordum salonda. 55 yıldır o sinema Ankara’da duruyor ama salondaki kadınların yüzde 90’ı ilk defa salona gelmiş. Festivalin bir sanatsal tarafı var ama daha da önemlisi kadını başka kadınlarla buluşturması. O buluşmada güçlenmek var dönüştürmek var…

Peki ya Ankara? Festivale olan etkisi nasıl?

Ankara’da benim orta kuşakla bir derdim var. Bizim kuşağımıza çok yorulmayıp bunları aktarabilseydik var olan sinemalar, tiyatrolar belki direnç gösterilip kapattırılmayabilirdi. Ankara kültür sanatın beşiğiyken şimdi konuşmacıyı bile İstanbul’dan çağırıyoruz. Üçüncü nesil gençler anneannelerine, babaannelerine ‘kültür sanatta Ankara nasıldı?’ dediklerinde anne ve babalarına da ‘neden bu kadar sessiz kaldınız?’ demeye başladılar. Yeni neslin başka bir şeye evrileceğine inanıyorum.

Festival programı için…