Derviş Zaim: Aradığını bilen, bulduğunu anlar

Yönetmen ve senarist Derviş Zaim ile ‘’Yönetmenler İlk Filmlerini Anlatıyor!’’ konseptli röportaj dizimiz için bir araya geldik. Derviş Zaim, konu sinema okullarından ve sinema yapmak isteyen genç kuşaktan açıldığında, ‘’Aradığı şeyin ne olduğunu bilen adam, bulduğu şeyin ne olduğunu anlayabilir’’ diyerek sinemayı tarif ediyor.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Sinemaya başladığı günden bugüne yaptığı filmlerle yerli ve yabancı festivallerde ödüller alan, Türkiye Sineması’nda özgün bir estetik dili yakalamış, geliştirmiş ve kendine has üslubuyla ustalığını kabul ettirmiş, yönetmen ve senarist Derviş Zaim ile ‘’Yönetmenler İlk Filmlerini Anlatıyor!’’ konseptli röportaj dizimiz için bir araya geldik. Derviş Zaim, konu sinema okullarından ve sinema yapmak isteyen genç kuşaktan açıldığında ‘’Aradığı şeyin ne olduğunu bilen adam, bulduğu şeyin ne olduğunu anlayabilir.’’ diyerek sinemayı tarif ediyor.

Sinemaya deneysel bir kısa film de olan ‘’Kamerayı As’’ filmiyle başlıyorsunuz.

Biraz karışık orası… Üniversitede işletme okuyor olmama rağmen televizyona staj yapmaya gitmiştim. Orada bir belgesel yapmama izin verdiler. İlk olarak televizyona bir belgesel yaptığımı hatırlıyorum.

Yönetmenler ilk filmlerine her zaman ayrı bir önem gösterir. Yaşamları boyunca ilk yaptıkları filmle anılacaklarını düşündüklerinden diye sanıyorum. ‘Tabutta Röveşata’ filmi, aklınızda ilk belirdiği zaman senaryosunu yazarken sanatsal, siyasal, kültürel ve ekonomik kaygılarınız ne oldu?

Biçimiyle içeriği arasında denge arz edecek, koyduğu öncelikleri, aksiyonları sonuna kadar götürebilecek, kendi içinde tutarlı, dış dünyayla sağlam ilintileri olan, örüntüleri doğru okumaya çalışan bir film yapmaya çalışmıştım.

Halit Refiğ’in kuramsal altyapısını oturtmaya çalıştığı ‘’Ulusal Sinema’’ anlayışının bir takipçisi olduğunuz söylenebilir mi?

Hayır.

tabuttarovasata

.

Kültürle organik bir ilişkiniz var gibi gözüküyor.

Herkesin var. Kültürün dışındayım diyen adam yalan söylüyordur ya da ne yaptığını bilmiyordur.

Periyodik olarak folklorik esintiler taşıyan filmler yapıyorsunuz?

Yaptığım filmlerin kompartımanlarına ayrılabilme olasılığından bahsedilebilir, doğrudur. Ben de buna inanırım. Dolayısıyla bu kültürden beslenen filmlerin özellikle Anadolu ve Osmanlı kültüründen beslenen filmlerin, bir grup haline geldiği ve o grubun da periyotlarla ortaya çıktığı doğru. Ne mutlu bana ki bunu kısa zamanda yaptım. 9 yılda… Bundan sonra da çok farklı işler yapmaya devam edeceğim.

Geleneksel kültürel motifleri kullanma meselesini nasıl açıklıyorsunuz?

O tartışmadan bugüne bizim yararlanabileceğimiz bir ipucu gelmedi, ortaya çıkmadı. Onun örneklerinin çıkması beklenirdi. O bayrağı bizim devralmamız gerekirdi fakat öyle örnekler çıkmadı. Kendimize, buraya, bu ülkenin şartlarına ait filmler yapmamız gerekliliği konusunda bir fikir ortaklığı durumu olabilirdi ve elbette olur ama bunun ötesinde yöntemsel, yaklaşımsal örnekler de çok var, benim yapmaya çalıştığım şeyler gibi.

Bu anlamda Dünya sinemasında ortaklık kurduğunuz yönetmenler var mı?
Yer yer evet, yer yer müttefiklerimiz var.

Kimler var?

Müttefiklerle her zaman her yerde aynı mevzide kalıyoruz gibi bir durum da yok. Arkadaşlarımız, konuşabildiğimiz insanlar var diyelim.

Yaptığınız filmleri kategorize eder misiniz? Türk Sineması, Türkiye Sineması, Anadolu Sineması v.s. Ulusal veya bölgesel bir sinema yaptığınızı, bu uluslara ya da bölgelere ait görsel kodlar kullandığınızı düşündüğünüz olur mu?

Benim filmlerim içine sokuldukları her türlü kategoriyi kırıp geçiyor.

Politik bir sinema yaptığınızı söyleyebilir miyiz?

Muhtemelen.

Güçlü bir dağıtım ağından uzakta kalarak sinema yapan bir yönetmen olarak, bir sonraki filminizi finanse etmenin ne gibi zorluklarıyla karşılaşıyorsunuz?

Bir sinemacı Oscar almadığı müddetçe, o taşı dağın tepesinden aşağıya yuvarlayıp tekrar yukarıya çıkarmak zorundadır. Bu durum, dünyada yaşayan bütün sinemacıların kaderidir. Ne kadar büyük dağıtım ağına girerseniz, finans bulabilmek için aynı çamurlu yolları geçmek durumundasınız. Oscar almadığınız sürece aynı şekilde devam edecektir. Türkiye’de dağıtım ağı meselesi gittikçe daha da çetrefilli bir hale geliyor.

‘’Eskiden çok mu farklıydı?’’ derseniz, evet, yine problemler vardı ama şu an biraz daha piyasada bir sıkışma var. Piyasa yeni giren aktörlerin sayesinde artış rekabeti getirdi. Ama aynı oranda seyircinin talebi ve dağıtım kanalları artmadı. Bu da bir sıkışmayı ve dağılmayı beraberinde yaşıyor. Umarım bir süre sonra bu bir dengeye oturur.

Ele aldığınız konularda çeşitli toplumsal meseleleri işlemenizin temel sebebi sanatsal tercihlerden öte siyasal dürtüler mi? Bir yönetmen için siyasi koşullanma ve vicdan, bir sinema filminin tam olarak neresinde yer alır? Sinema toplumsal duyarlılıkları gündeme getirme açısından işlevsellik taşır mı?

Daha eksiksiz bir tablo sunabilmek anlamında, insanlığın hem ruhsal hem de sosyal boyutu arasındaki gidiş gelişleriyle, o büyük okyanusu sevdirebilmek için, topluma da dokunmaya çalışan filmler yapmaya gayret ettim, yapmaya da gayret edeceğimi düşünüyorum. Doğru olanın da bu olduğunu düşünüyorum.

Sinema- edebiyat ilişkisinin güçlü bir bağa sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce yönetmen ya da senarist olmak isteyen biri kimleri okumalı?

Herkesin kendi göbeğini kendisinin kesmesinin en sağlıklı şey olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla sana yarayacak olan şey, bana yaramayabilir. Yollar çok farklı olabilir belki ama o yolların eğilmesi, bükülmesi meselesi benzerlikler taşıyabilir. Bunlara ilişkin olarak belki bir şey söylenebilir. Referans sisteminin olmayışından çok şikâyet ederim ben ülkede, kültür bağlamında. Kültürel referanslar sisteminin allak bullak olmasından bahsedebilirim.

Dolayısıyla hem Dünya edebiyatına, hem de Türkiye edebiyatına bir sinemacı adayının bir yazar adayının iyi bellemesi fena olmaz gibi geliyor bana. Bunun ahlaki sistemini kurmuş bir yazar olacağının garantisini vermez ama yapılması gereken zorunlu okumaları yaptığı anlamına gelir. Ondan sonra kendi yolunu çizecek adam kimliğine daha kolay ulaşır gibi geliyor bana.

Sinema okullarında verilen sinema eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Sinema okulları eğer projen varsa sana yardımcı olur. Bunun dışında sinema okullarında okumak kültürlü gençler olarak yetişmek için iyi bir şeydir. Ama sinema okulları sinemacı olmanın garantisi değildir ve hiçbir zaman da olmayacak. Aradığı şeyin ancak ne olduğunu bilen adam, bulduğu şeyin ne olduğunu anlayabilir. Çünkü bir adamın sanatçı olmasının/sinemacı olmasının uzun döneme yayılmasının çok başka koşulları vardır.

Bunun psikolojik koşulları vardır, kültürel koşulları vardır… Bütün bunlar bir araya gelir ve senin bir atımlık barut mu olacağına yoksa uzun döneme yayılan bir yönetmen mi olacağına karar verir. Bunun için de insanın meseleleri olması gerekir. Bu meselelerde bir günde ortaya çıkmaz, yavaş yavaş oluşurlar. İnsanın hangi meselelere saldıracağı da bir olgunluk meselesidir.

Bir yönetmenin gözünden yapımcı kime nedir? Yapımcı, set öncesinde, sette, set sonrasında ne iş yapar? Yönetmene karşı sorumluluğu nedir? İyi bir yönetmen- yapımcı ilişkisi nasıl olmalı?

Yapımcının yönetmenden perspektif olarak daha iyi olması gerekir. En azından keşke böyle olsa… Ama bu çok seyrek rastlanan bir durumdur. Böyle yapımcılar varsa onları fıstık, badem, kaju ile beslemek gerekir. Yapımcının yönetmenden perspektif olarak ileri olması derken bahsettiğim şey, birçok alanı kuşatan bir sözcük olarak anlaşılmasını rica ediyorum. Sadece estetiği değil, yapımı, dağıtımı, teknolojiyi, kültürü, insan haklarını kapsaması gerektiğini düşünüyorum.

Yoksa bir projen var, buna para yatıracak yapımcı lazım filan, hadi gidelim buna yapımcı bulalım, Ali var Veli var, onların da zaten her sene belirli yerlere başvurabilme kapasitesi var. Ortalık böyle yapımcı dolu…

Etkilediğiniz bir yönetmen var mıdır? En beğendiniz film nedir?

basliksiz

Coppola’nın ‘’Baba’’larını çok izledim. Bunuel’i beğenirim, Pasolini’yi beğenirim. İlk gençliğimde de Tarkovsky’nin ve Bergman’ın hastasıydım.

Kıbrıs’ta bir daha film çekmeyi düşünüyor musunuz?

Eğer bir kaynağınız varsa ve akmaya devam ediyorsa, niye durduralım ki? Kayseri’de bir daha film çekmeyi düşünürüm, Gökçeada’da bir daha film çekmeyi düşünürüm, Bursa’da ve Konya’da da bir daha film çekmeyi düşünürüm. Çünkü mekânlar, mekânları doğurabilir. Şereflikoçhisar’da ‘’Çamur’’un bir kısmını çektim mesela, yıllar sonra gittim aynı yerde ‘’Nokta’’yı çektim. Tuz gölü beni çağırdı… Bazen mekânlar, başka mekânları doğurabilir.

‘’Mekân’’ın sizin sinemanızla da organik bir ilişkisi olduğu söylenebilir mi? Kültürel bir şey sonuçta…

İnşa edilen bir şeydir mekân. Sizler tarafından, bizler tarafından, yönetmen tarafından inşa edilir. Hatta yönetmen orayı bulmadan önce de, birileri orayı yönetmen için inşa ederler. Mekân, sadece görünümden ibaret olan bir şey değildir. Bir mekânın içine geçmiş, gelecek, şimdi, psikoloji, tarih her şey girer ve bir yönetmen farkında olmadan o havuzun içine dalar. Şanslı olan yönetmenler, bunu okumayı bilen yönetmenlerdir.

Festival filmi ya da gişe filmi ayrımı yapmak ne kadar doğru?

Böyle bir ayrım var ama bu şu anda ne kertede faydalı, ondan emin değilim. Eğer sana sürekli olarak destek veren kurum ve kuruluşlar yoksa ‘’sınırlı sayıdaki seyirciyle yoluma devam etmek beni mutlu ediyor, aksi takdirde böyle filmleri yapamazdım, başka çarem de yok zaten, ortaya çıkan durumu da içselleştiriyorum ve beni de rahatsız etmiyor, eleştirildiğim zaman da fazla kafana takmıyorum’’ diyorsan o zaman tamam. Ama bazen insanın potansiyelini değerlendirememesi durumu ortaya çıkar.

Aslında sen, çok daha başka filmler yapabilecekken, ortadaki ideolojinin, kültürün seni mahkûm ettiği bir suda çimiyorsundur. O zaman da insanın ruhu, kendisine soru sormaya başlar. ‘’Sen ne yapıyorsun kardeşim?’’

Bu biraz da finans kaynakları ile ilgili bir problem değil mi?

Elbette ki finans kaynakları ile ilgili bir problemdir ama sapla samanı birbirine karıştırıyoruz. Bir insanın ekonomik ve tarihsel koşullarının bir ürünü ve bir kuklası olduğuna dair bir inancım var. Ama şuna da bir inancım var. Yeterince irade ve ruh göstermeyen bir adama tarih de yardım etmez, kültür de yardım etmez, ekonomi de yardım etmez. Koşullar namüsait olsa bile senin iraden, koşulları zorlamana yardım edebilir.

Total belirleyici olmayabilirsin ama etkileyici olabilirsin. Bu sadece ekonomi meselesi değildir yani.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.