YAZARLAR

'Sina’ya sürelim, dönemesinler'

İsrail’in “İstihbarat Bakanlığı” adını taşıyan, daha çok think-tank gibi çalışan kurumunca hazırlanmış bir rapor sözkonusu. Rapor Gazze halkına ne yapılacağı hakkında “en elverişli seçenek budur” diye ortaya sürülen “Sina Çölü’ne tehcir”in açıkça devletin üst düzeyinde konuşulduğunu gösteriyor. Bana sorarsanız, daha fazlasını da gösteriyor.

İsrail’de, yöneticilere tavsiye niteliğindeki bir bakanlık raporu, Gazze problemini halletmek için mümkün tek yolun Filistinlilerin Sina Çölü’ne sürülmesi olduğunu tesbit ediyor. Etnik temizliğin bir çözüm politikası olarak uygulanabilmesi için gereken siyasî, diplomatik, ideolojik çalışmaları ortaya koyuyor.

Belgenin varlığından ilk olarak Ekim’in son haftasında İsrail ekonomi gazetesi Calcalist’te sözedilmiş. Tamamıysa ilk olarak 29 Ekim günü İsrail haber sitesi Local Call’da yayımlanmış. Ben metin hakkındaki yazıyı bir gün sonra, Local Call için “ortak sitemiz” diyen +972 Magazine’den (Filistinli ve İsrailli gazetecilerin birlikte çalıştığı bir yayın) okudum.

İsrail’in İstihbarat Bakanlığı adını taşıyan, ama devletin çok sayıdaki istihbarat örgütüyle doğrudan ilişkili olmayıp daha çok think-tank gibi çalışan kurumunca hazırlanmış bir rapor sözkonusu. Bakanlık, karar vericilerin önüne dikkate almaları gereken koşulları, karar seçeneklerini ve gerekleri ile muhtemel sonuçlarını koyuyor, atılacak adımların halkla ilişkiler-propaganda yönüne dair öneri geliştiriyor. Siyasî kararlar üzerinde doğrudan etkisi yok. Rapor yeni hazırlanmış ve basına ulaşması öngörülmemiş, +972’de 30 Ekim günü yayımlanan, Yuval Abraham imzalı habere göre. Abraham, başında Başbakan Benjamin Netanyahu’nun Likud Partisi’nden Gila Gamliel’in bulunduğu bakanlığın raporun doğruluğunu onayladığını belirtiyor. Bu bakanlığın, başbakanın ortaklarına -belki muhaliflerine- kabul ettirmek istediği politikalara zemin veya destek malzemesi üretmek için de çalıştığını düşünebiliriz.

+972 yazarı Yuval Abraham’a göre, karar veya yaptırım gücü bulunmayan devlet kuruluşunca hazırlanmış rapor tek başına, alınmış kararların, belirlenmiş politikaların varlığına kanıt sayılmasa da, burada Gazze halkına ne yapılacağı hakkında “en elverişli seçenek budur” diye ortaya sürülen “Sina Çölü’ne tehcir”in açıkça devletin üst düzeyinde konuşulduğunu gösteriyor. Bana sorarsanız, daha fazlasını da gösteriyor.

ÜÇ SEÇENEK

Gazze’deki “sivillerin durumunda önemli değişiklik” zaruretine işaret ederek başlayan rapor, Gazze halkına ne yapılacağına ilişkin üç seçeneği uygulanabilirlik, meşrulaştırılabilirlik ve stratejik etkilerin yanısıra, Filistinlilerde Yahudiler ve İsrail’e yönelik olarak ideolojik dönüşüm yaratıp yaratamayacağı bakımlarından da ele alma iddiasında.

Üç seçenek şunlar: (1) Filistinliler Gazze’de kalır, burayı da Filistin Ulusal Yönetimi yönetir. (2) Filistinliler Gazze’de kalır, yeni bir yerel Arap yönetimi oluşur. (3) Gazze’nin sivil halkı Sina’ya sürülür.

Favori olan, üçüncü seçenek: Çünkü “İsrail için olumlu, uzun vadeli stratejik” getirileri var ve “uygulanabilir” nitelikte. Yalnız bu, “uluslararası baskı karşısında siyasî kadronun kararlılığını” ve “ABD ile İsrail yanlısı başka ülkelerin desteğini almayı” gerektiriyor.

İsrailli resmî think-tank’çilerin “tek çare bu” diyerek tehcir çözümüne nasıl ulaştığını merak edenler için, rapordan bazı yerleri aktaracağım.

İlk seçenek neden zayıf? Çünkü sahici bir Filistin devletinin kurulmasının önündeki başlıca engel, Gazze ile Batı Şeria’nın hem fizikî hem de yönetsel ayrılığı. Bu şık bu engeli ortadan kaldırdığı gibi, rapor yazarlarına göre “Filistin ulusal hareketi için görülmemiş bir zafer” anlamına gelecek. Üstelik bu zaferi “binlerce İsrailli sivil ve askeri” öldürerek kazanmış olacaklar, oluşacak durum da İsrail’e herhangi bir güvenlik garantisi sağlamayacak. Ayrıca Gazze halkı Filistin Ulusal Yönetimi’nin otoritesini kabul etmeyecek. “Geçmişte denendi” diyor raporu yazanlar. (Hamas’ı İsrail tam da bu sebeple güçlendirmemiş gibi.)

Filistin Ulusal Yönetimi hakkındaki İsrail görüşü Batı Şeria’daki durumun da kalıcı olmadığını ortaya koyuyor. Bunlar bize düşman, diyor rapor yazarları. Zaten Mahmut Abbas yönetiminin çökmek üzere olduğunu, şu anda onun yönettiği yerde de Hamas’a desteğin daha fazla olduğunu vurguluyorlar. Onu güçlendirmeninse “stratejik bakımdan İsrail’in zararına” olduğunu belirtiyorlar.

Raporda, Hamas’ı devirip yerine FKÖ’yü geçirmek için savaş gerekeceğine, çatışmalar uzadıkça “yaralı sivillerin fotoğraflarının” her tarafa yayılacağı zamanın da uzayacağına işaret ediliyor. Burada özellikle “yaralı” ifadesinin kullanılması ilgi çekici. Üç haftada sekiz bin kişi öldüren birileri için…

İkinci seçenek, yeni yerel Arap yönetimi öngören şık da raporda uygunsuz bulunuyor. Çünkü, bunun da uzun süreli şehir savaşı gerektirecek oluşu bir yana, “Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki gibi… İslâmcı olmayan bir siyasî önderlik” oluşana ve idareyi ele alana kadar İsrail ordusunun Gazze’ye hakim olması gerekecek ve sivil halkın başında askerî yönetim manzarası zamanla uluslararası desteği kaybedecek. Üstelik istendiği gibi, “BAE tarzı” bir yerel yönetim oluşsa bile “bu yine Hamas destekçilerine dayanacak”. Böylece gerekli ideolojik dönüşüm de sağlanamayacak.

GARANTİLİ ÇÖZÜM İÇİN TEK ŞIK

Her iki şıkta dönülüp dolaşılıp bugünkü vaziyete geri dönüleceği yargısına varılan raporda, üçüncü şık, tehcir seçeneği, en garantili çözüm olarak tasvir ediliyor. Buna göre: Sina’da önce çadırkentler kurulacak, sonra Kuzey Sina’da sivil halkın yerleştirileceği yerlerin inşasına geçilecek. Mısır’la İsrail arasında birkaç kilometrelik bir insansız alan bırakılacak, tehcir edilen Gazzelilerin buraya girişine izin verilmeyecek, ilaveten, İsrail-Mısır sınırında bir güvenlik çemberi oluşturulacak.

Bu hedefe gidilirken hangi adımların atılacağı sıralanıyor. Bunların ilk ikisinin -Gazze halkını ilk aşamadaki hedef bölge Kuzey Gazze’den güneye kaydırma ile sokak savaşını kolaylaştırmak için binaları bombalama, mahalleleri boşaltma- atılmış olduğunu biliyoruz. Sonraki adımda Gazze’nin bütünüyle işgal edilmesi var. Bunun halk oradayken Hamas’ı devirmeye çalışmaktan çok daha kısa süreceği, daha kolay olacağına dikkat çekiliyor.

Rapor yazarları, büyük ölçüde nüfus kaydırmayı gerektiren bu seçeneğin “ilk bakışta uluslararası meşruiyet bakımından zorluk taşıdığını” kabul ediyor, ama halk sürüldükten sonra yürütülecek savaşta sivil kayıplar çok daha az olacağı için bunun sözkonusu sakıncayı telafi edeceğini ileri sürüyorlar. Kaldı ki: “Savaş bölgelerinden (Suriye, Afganistan, Ukrayna) geniş ölçekte göç ve nüfus hareketi, savaş bölgesinde kalmanın tehlikeleri gözönüne alındığında, doğaldır ve istenen bir durumdur,” rapora göre. Hattâ, diyorlar, savaştan önce de “Gazze’nin yerel halkı arasında göçme eğilimi yaygındı. Savaş bunu sadece artırdı.” Bazen insanın nutku tutuluyor.

Hele tehcirin “yasal” koşullarını ortaya koydukları kısım, gerçek bir kötü ruhluluk ürünü:

“(a) Bu, İsrail’e askerî saldırıda bulunmuş bir terör örgütüne karşı yürütülen savunma savaşıdır. (b) Sivil nüfusun bölgeden tahliyesi, hayat kurtaran, yaygın kabul gören bir yöntemdir ve 2003’te Irak’ta Amerikalıların kullandığı yaklaşımdır. (c) Uluslararası hukuk uyarınca Mısır’ın halkın geçişine izin verme yükümlülüğü vardır.”

Bunu meşruiyet önerileri izliyor: “yerinden edilmiş nüfusa yardım edecek ve onları mülteci olarak alıp bünyesinde eritmeyi kabul edebilecek ülkeleri hedefleyen geniş bir diplomatik inisiyatif”in gerekli olacağına işaret ediliyor. Elbette: “Bu girişime uygun ülkelerin bir listesi bu belgenin Ek A’sında bulunuyor.” (Yazının sonunda buna geleceğiz.) Raporcular, Gazze nüfusunu başka ülkelerde mülteci etme operasyonunun “uzun vadede daha geniş meşruiyet kazanacağını” iddia ederken, sanırım kimi dostlarının da sabrını sınamaktan kaçınmıyorlar; çünkü sürecekleri bu insanlara vatandaşlık verilerek “bir devlet çerçevesi içinde entegre edilebileceklerini” hatırlatıyorlar herkese.

Bu şıkkın İsrail’e yararları sayılırken, Filistinlilerin ideolojik dönüşümü meselesinden kurtulunacağını da ifade ediyorlar; “her ne olacaksa bizden uzakta olacak, sonrasından bize ne!” mealinde.

TEHCİRLİ ÇÖZÜMÜN FAYDALARI

Rapor yazarları sanki bazen daha bir sadede gelerek konuşuyorlar. Özellikle etnik temizlik çözümünün stratejik getirilerinden sözederken. Neler getirecek Filistinlilerin topluca sürülmesi?

Önce bir defa, “Caydırıcılık”: “Bu münasip yanıt bütün bölgede ciddî caydırıcılık yaratmayı sağlayacak ve Güney Lübnan'da benzer bir harekete kalkışmaması için Hizbullaha güçlü mesaj gönderecektir.”

Yalnız kimileri caydırılırken, kimileriyle arayı düzeltmekten vazgeçilmeyecek; Gazze’yi “temizlemek”, Filistinlileri yok sayarak başlatılan “normalleşme” politikasına da yarayacak, raporculara göre: Hamas’ın devrilmesi Körfez ülkelerinden destek getirecektir.”

Yine de asıl amaç, Filistinlileri çökertmek: “Ayrıca bu seçenek önemli ve kesin bir darbe anlamına gelmektedir.”

Raporcular, Sina’ya Filistinli tehcirinin “Mısır'ın Kuzey Sina’daki kontrolunu güçlendireceği” iddiasında. Filistinlilerin sürüleceği yöreye silah girmemesi için Mısır’ı bekçi dikmek istedikleri anlaşılıyor. Bir öneri de, Müslüman Kardeşler’in “Mısır’da ve dünya çapında DAİŞ’e benzer bir konuma sürüklenmesi” için daha çok çalışılması.

KİMDEN NE BEKLENEBİLİR?

Hangi devletlerden bu etnik temizlik harekâtına ne gibi katkılar alınabilir? Raporcular tek tek veya gruplar halinde çeşitli devletleri ele alıyor ve bunların hangi teşvikler veya zorlamalar karşılığında tehcirli formüle ne katkılar sunabileceklerini araştırıyorlar. Bu kısımlar özellikle ilginç.

Başta ele aldıkları devlet tabiî ABD. Batı’nın İsrail’e Hamas saldırısıyla sarsılmış olan caydırıcılığını Filistinlilerin sürüldüğü senaryo ile onarabileceğini, Direniş Ekseni’ne darbe vurmuş olacağını, küresel lider konumunu yeniden elde edeceğini, bariz İsrail zaferinden çıkarı olduğunu Washington’a hatırlatıyorlar. Beklentileriyse, etnik temizlik harekâtını parayla veya mülteci kabul ederek desteklemeleri için Mısır, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve BAE’ye ABD yönetiminin baskı yapması.

Senaryo milyonlarca Filistinli’yi Sina’ya götürdüğü için mecburen başrol oynayacak Mısır’dan beklentiler -yukarıda da geçti- elbette pek çok. Bunlar arasında, tehcir edilecek bunca insandan bir kısmını alsın diye “Türkiye’ye diplomatik baskı yapması” da var. Karşılığında, ABD ve Avrupa devletlerinden, ekonomik bunalım içerisindeki Kahire’ye destek çıkmaları istenebilirmiş!..

Suudilerden elbette öncelikle para istenecek. “Yerinden edilecek nüfusun değişik ülkelere yerleştirilmesi” operasyonu için! Hedefin “Filistinli” ulusal kimliğini bütünüyle yok etmek olduğunu gösteren o kadar çok işaret var ki… Değişik ülkeler arasında Avrupa ülkeleri ve “özellikle Akdeniz ülkeleri” de bulunuyor; adı anılanlar, Yunanistan’la İspanya. Ayrıca Mağrip ülkeleri Fas, Libya, Tunus da var. Bunların yalnız Filistinlileri almaları değil, Sina’ya gelip bekçilik etmeleri de bekleniyor. İsrailli raporcular, mülteci politikası görece gevşek Kanada’yı da ihmal etmemişler, çöl sıcağına sürülecek halktan bazılarını da kuzey soğuğuna yollamayı öngörmüşler.

Finişe yakışacak başlıkla bitirelim: Büyük reklam ajansları. Bunlar da ihmal edilmemiş, üstelik benzeri ancak bunlarda görülecek sinir bozucu uyanıklıkla. Ajanslardan elbette Batı dünyasında etnik temizlik harekâtını temize çıkaracak kampanyalar örgütlemeleri beklenecek. Fakat bunu yaparken, İsrail yanlısı gözükmemeleri istenecek, hattâ kampanyalarda yer yer İsrail’e bozuk atılması iyi olacak, zira başka türlü seslenildiğinde asla kulak vermeyecek olan birilerine hitap edilecek bunlarla. Maksat “Filistinli kardeşlere yardım ve onları rehabilite etme” çünkü!? Raporcular aynı anda yol da gösteriyor siyasetçiye. Her gün birkaç yüz insanı ama ölü ama yaralı yıkıntılar altında bırakan, eline otomatik silah verilmiş faşist saldırganları Batı Şeria’da Filistinlilerin köylerini yakmaya gönderen soykırımcılar için fazla ince kaçabilir bu öneri.

İşte İsrail “İstihbarat Bakanlığı”nın hazırladığı tavsiye raporunun özeti bu. Apaçık tehcir ve etnik temizlik öneriyor, bu suça birçok başka devleti de ortak etmenin yollarını gösteriyor. Türkiye’ye de mülteci kabul edecek ülke rolü biçilmiş burada.

Eğer İsrail devletinin üst kademelerinde strateji, politika vs. konuşulurken seviye ve çerçeve buysa, yakın gelecekte bugünkünden de vahim olaylar yaşayacağız demektir.