Geriye kalan ne Şirince ne Berlin sadece zemin (1)

Acaba Lina’nın aklından neler geçiyordu. Tiyatro restorasyona alınmış, sahneyi boydan boya kaplayan mermer zemin baştan aşağıya sökülmüş; çekmeyi hayal ettiğim video suya düşmüştü. Elbette vazgeçmedim. Efes’in kapanış saati gelmiş çatmış, görevliler ziyaretçileri çıkışa yönlendiriyor, antik şehrin adeta tamamı bir sahneye dönüşüyordu.

Sait Fehmi Ağduk  hayatevinde@gmail.com

– Bu aralar ne üzerinde çalışıyorsun?
– Zemin ve yer çekimi hakkında düşünüyorum epey.
– Nasıl yani, gerçekten mi?

Birinin sana açılmasını ya da sen birine açılmak istiyorsan, birlikte yürüyüşe çıkmak gibisi yoktur. Gezinti, rutini atlatır sıra dışına pencere açar. Dansçı ve koreograf Lina  Gomez (2) ile Efes antik şehrinde salınıyoruz, söyleşeceğiz. Bu mekânı seçmemizin sebebinin; Lina’nın bir hafta boyunca Şirince’deki Nesin Sanat Köyü’nde konuk sanatçı olacak olması, Efes’in Şirince’ye yakınlığı ve elbette benim Efes’e bitip tükenmek bilmeyen aşkım olduğunu sanıyordum. Yanılmışım!

Lina, Nesin Sanat/Felsefe/Matematik Köyü Kütüphanesi girişinde

Meğerse, daha doğru bir mekân seçemezmişiz söyleşimiz için ya da en doğru mekân bizi yörüngesine daha güçlü şekilde oturtamazmış.

Kendimi adeta zemine topraklanmış hissediyorum. Eğer ayaklarım yere sağlam basmıyorsa, hareket edemiyorum. Toprak her şeyi soğurmaya, bir nevi geri almaya çalışıyor. Yukarı çıkmak, zıplamak için; önce aşağıya doğru dizlerini bükmen toprağa yaklaşman, güç almak için toprağı itmen gerekiyor.

Mermer beyazı tenini daha da ön plana çıkarmak için zifiri odaya hapsedilip, üzerine ışık demeti yığılmış Efes Artemisi’ni inceliyor Lina. Artemis, sanatların tümünün tanrısı Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğayı temsil ediyor. Efes Artemisi ondan da öte, ana tanrıça Kibele’nin hatta toprak ananın ta kendisi. İstesem bu kadar metaforu bir araya getiremezdim. Gücünü zeminden aldığını söyleyen dansçı ile zemine gücünü veren, toprağın doğurganlığını temsil eden tanrıça; aynı odada birbirlerini süzüyorlar.

Artemis

Depremde her şey yere düşüyor, sonra biz onları tekrar bir araya getiriyoruz. Geriye kalan tek şey zemin.” diye devam ediyor, Lina; dünyanın yedi harikasından biri ve en görkemli tapınağı Artemision’dan geriye kalan, farklı tambur parçaları bir araya getirilerek ayağa dikilmiş yegâne sütunun önünde.

Tekrara düşmek istemem. “Dünyanın en tuhaf yeri Ephesos” (3) yazımda geçen pek çok yeri tek tek gezdik Lina ile. Çoğu zaman sessizce ilerledik, zaman zaman durduk, uzun uzun hayranlıkla izledik önümüzdeki yolu, yapıyı, doğayı. Efes’in kedilerini takip ettik. Görüşmenin şahikasına antik tiyatroda ulaşmayı amaçlamıştım; birçok sanatçının hayatlarında sahne almayı hayal ettiği o tiyatroda dans etmesini videoya çekmek istiyordum.

Efes’in kedileri

1992 yılında yine aynı mekânda, daha çok filmlerinden tanıdığımız Shirley MacLaine bir gösteri gerçekleştirdi. 56 yaşındaydı, gözüme epey yaşlı görünmüştü ilk bakışta. Sonra… Kulisin sonundaki yekpare taş odadan iki sütun çıktı, mermer bacaklar bana doğru yürüdü. Gözlerimin içine baktı Shirley (daha sonra tanışıp hayatım boyunca unutmayacağım sohbetlerden birini yapacağız, o da başka bir yazının konusu olsun) sağa dönüp mermerlerin arasından sahneye karıştı. İnanılmaz bir performans sergiledi, aynı anda hem şarkı söyledi hem dans etti. O yıllarda Türkiye’de gösteri merkezleri yok henüz. Benzer bir şeyi ancak televizyondan görebilen seyirci büyülenmişti. Çılgıncasına alkışladık, sadece biz mi; yüzyıllardır taşlara sinmiş alkışların uğultusu da bizimkileri karıştı. Belki de bu durumu insiyaki olarak bildikleri için antik mekanlarda sahne almak istiyorlardır sanatçılar, zamanın ötesi ve berisinde topyekûn meşhur olmak istiyorlardır.

Yazım için araştırma yaparken, Atilla Dorsay’ın Cumhuriyet gazetesinde (4) sanatçının Efes konseri ile ilgili yazdığı makaleyle karşılaştım. Anılarım canlandı. Söz Shirley’de.

Çocukluğumda kendimi “ifade edebilmek” için bir dürtü duyduğumu hatırlıyorum. Kendimi fiziksel olarak ifade edebilmek için üç yaşındayken bale derslerine başladım. Daha sonraki yıllarda da şarkı söylemeye. Bu, kişinin kendisini anlatmasının doğal ve akılcı bir uzantısı gibi görünüyordu bana. Nice zaman sonra da bir yetişkin olarak bu ifade edebilme dürtüsü kendini sahne hayatımda göstermeye başladı ve bunun en güzel örneklerini yaşadım.

Acaba Lina’nın aklından neler geçiyordu. Tiyatro restorasyona alınmış, sahneyi boydan boya kaplayan mermer zemin baştan aşağıya sökülmüş; çekmeyi hayal ettiğim video suya düşmüştü. Elbette vazgeçmedim. Efes’in kapanış saati gelmiş çatmış, görevliler ziyaretçileri çıkışa yönlendiriyor, antik şehrin adeta tamamı bir sahneye dönüşüyordu. Tam o anda Kral Yolu’nun sonuna varmıştık.

– Hayır müziğe ihtiyacım yok.
– Benim de profesyonel kameraya. Cep telefonumla hemen şimdi burada çekebiliriz.
– Tamam.

Shirley’nin hınca hınç dolu sahnesi yerini artık sonu deniz değil toprak ile kavuşan Kral Yolu’na bıraktı. Mermer, günün batımında, insanın etten kemikten kırılgan bedenine zemin oldu. Lina hopladı, zıpladı, göğe uzandı ve her seferinde gücünü topraktan aldı.

Şirince’ye vardığımızda hava kararmıştı. Nişanyan Evleri’nde yemek yerken sohbet etmeye devam ettik.

Dans bedenin düşüncesidir. Dansçı bir araştırmacıdır aynı zamanda da. Sadece hareket etmenin hazzı değil, aynı zamanda da karmaşıklığını anlamak…

Nesin Sanat Köyü’ne vardığımızda saat dokuzu geçiyordu. Güler yüzle karşılanıp odalarımıza yerleştirildiğimizde yeşil bir öbeğin içinde uyuyacağımızı ve etrafımızı görebilmek için sabahı sabırla beklememiz gerektiğini biliyorduk.

Lina ve Ali Nesin

Yorgun argın yatağa uzandım. Katran sessizliğin içinde bir erkek çığlığı:

Bana dokunma. Benim dünyama dokunma. Beni duy. Köyün patronu. Bana elleme. Benim hiçbir şeyimi elleme. Elleme, dokunma.

Köyün delisi mi, bilgesi miydi inleyen ruh? En az bir saat boyunca, belki daha da uzun bir süre, ben uykuya dalıncaya kadar aynı sözleri yerlerini değiştire değiştire; kâh beş, kâh yedi ancak on beş dakikadan daha uzun olmayan aralıklara haykırdı. Köpeklerin dışında hiç kimseden yanıt al(a)madan devam etti. Tam bitti sandığımda yeniden başladığını uykumun kıyısından izleyebiliyordum. Sabah olunca “Tanıyor musunuz, akşam bağıran ses kimindi?” diye soracaktım. Unuttum! Geceyi, dünü, her şeyi… Gün öyle yeşil, gökyüzü öyle mavi başladı ki… Geriye kalmadı dertle tasa.

Burası sadece sanat değil aynı zamanda felsefe; bunlardan hemen önce de matematik köyü.

1995’te yurda dönen Ali Nesin, eğitim verdiği üniversite öğrencilerinin yetersizliğini görerek, onları önce akşamları evinde, sonra hafta sonları Nesin Vakfı’nda ağırlamış, bu da yeterli olmayınca 10 yıl boyunca Türkiye’nin çeşitli yörelerinde her yaz 6-7 haftalık yaz okulları düzenlemiştir. Son üç yılında bütün Türkiye’ye açılan yaz okulları büyük rağbet görmüş ve son derece verimli geçmiş. Zamanla her yaz konaklanacak, yemek yenilecek, ders yapılacak, çalışılacak, çamaşır yıkanılacak mekânların bulunmasının zorlukları ve maliyeti anlaşılmış ve sadece matematiğe ayrılmış bir mekân yaratmanın cazibesi üstün gelmiş. Sonuçta matematik köyü projesi ortaya çıkmış (5).

Nesin Sanat/Felsefe/Matematik Köyü

Köy enstitülerinin zihni ve kalbi yirmi birinci yüzyılda Şirince’de tekrar çarpmaya başlamış gibi. Kıymetli işler gerçekleştirmiş insanların hayatlarına bakınca derin bağ kurdukları aziz insanlar olduğunu görürüz hep. Matematik eğitimi alan oğlumuzu bir nebze anlamaya çalışan eşim Ebru’nun okumaya başladığı Ali Nesin’in “Matematik ve Korku” adlı kitabının özellikle ilk elli sayfasına göz atmanızı canla başla öneriyorum.

Dr. Ali Nesin’in Bilim ve Sanat dergisinde yayımlanan matematik yazıları bir kitapta derlenecekti. Kitabı yayımlayacak olan yayınevi, benden oğlumun Türkiye’de çıkacak bu ilk kitabına önsöz yazmamı istedi. Bu öneriye sevindim. Hemen bir önsöz yazacaktım. Ama o sırada Ali’den bir mektup aldım. Mektubunda, yazacağım önsözde kendisini çok övmememi istiyordu.

Ben Aziz Nesin, oğlum Ali Nesin’i övmeden nasıl bir önsöz yazabilirim kitabına? Çünkü Ali’ye değgin gerçekleri, olayları olduğu gibi yazdığım zaman, ister istemez onu övmüş olacaktım; övünce de Ali tedirgin olacaktı. Peki ne yapmalıydım? Bunu çok düşündüm. Bu yüzden önsöz yazmam bir yıl gecikti (6).

Ne yapacak sence Aziz Nesin?

Şirince’de çocuklar harika

Etraf, şimdinin harika çocuklarıyla, gençleriyle cıvıldıyor. Birazdan dersleri başlayacak. Türkiye’nin her yerinden matematiklemeye geliyorlar. Önce karavanadan kahvaltı yapıyoruz hep birlikte. Program sorumluları Aslı ve Çiğdem köyü gezdiriyor. Matematik, felsefe ve sanata adanmış yeryüzü cenneti. Taş yapılar, ağaç ve bitkilerle sırt sırta. Mis kokuların arasına, çam odunu tütsüleri karışıyor. Lina’ya özgürce dans edebileceği odaları gösteriyorlar. Birinde karar kılınıyor. Sıra, Eser (7) ile tanışmakta. Eser piyanist ve seramik sanatçısı. Sadece atölyesini değil kalbini de sonuna kadar açıyor bize.

Lina ve Eser

– Dokunabilirsiniz, hatta lütfen elinize alın.

Oysa ki biz korka korka uzaktan izlemeyi yeğlemiştik toprağın pişmiş hallerini, kıymetli seramiklerini. Hiç de bile. İlk gördüğümüz anda dokunmak istemiş, hatta Eser bir an arkasını dönse de gizli gizli ellesek diye içimizden geçirmiştik. Temas kur(a)mamamız, yasaklara olan aşinalığımızdandı, saygımızdan gibi göstermeye çalışsak da.

– Biliyor musunuz her şey nasıl başladı?

Bir sanatçının yaratma sürecini tüm saflığıyla paylaştığı o ana, senin de şahit olmanı ne çok istiyorum. Küçük bir tutkunun, pardon kutunun içinde sakladığı bir iki santimlik doğal arı kovanı parçasını çıkardı, elimize uzattı. Her şey o formla başlamıştı. Formu seramiğe dönüştürmüş, adım adım geliştirmiş, defaten değiştirmiş, fazlalıkları atmış en sonunda GERİYE bizimle paylaştığı örnekler KALMIŞTI.

Böyle anları, nasıl olur da mistik diye tanımlamazsın? Be Mobile Create Together (8) projesi kapsamında Berlin’den kalkıp gelmiş, anavatanı Kolombiya olan, hayatının bir kısmını Brezilya, Portekiz, Polonya ve Hindistan’da geçirmiş genç bir dansçı ve koreograf; dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığı başka bir sanatçı ile birebir aynı kaygı ve beklentilerle GERİYE NEYİN KALDIĞI’nı sorguluyor şimdi, şu anda, burada.

Elleriyle yaptığı ince kalın seramik kupalardan kahvelerimizi yudumlarken, Eser ricamızı kırmayıp piyanonun başına geçiyor. Basmakalıp bir laf olan “müzik ziyafeti”nin; müziği piyanoda, ziyafeti kahvenin derin aromasında demleniyor.

Sevgili Fehmi, evet Berlin’deyim. Burada olman ne güzel. Bugün saat 18:00’de Radialsystem’e bir performans izlemeye gideceğim. Sen de bana katılırsan ne hoş olur.

Birlikte bir çağdaş dans gösterisi izlemek için Lina ile buluşuyor, aslında bir beklentim olduğunu, gerçekleşmeyince anlıyorum.

Radialsystem denilen yer, Berlin kanalizasyon sisteminin ilk pompa istasyonlarından, 1881 yılında doğmuş, çok çalışmış, pek yorulmuş ve 2006 yılında dans ve müzik performanslarının sergilendiği müthiş bir sanat mekânına dönüştürülmüş. Berlin kanalizasyon sisteminin tasarımından ve genişletilmesinden sorumlu mühendis James Hobrecht (1825-1902), kendi (düşün artık ne kadar sahiplenmiş yaptığı işi) “kanalizasyon sistemine” dahil olacak binalar ve bunlara ilişkin teknolojiden söz ederken temizlik ve zarafete olan ihtiyacın altını çiziyormuş daha yirminci yüzyılın başında.

Mimarı Richard Tettenborn (1857-1923), ilginç bir şekilde el üstünde tutulan bu kamu binasını, Brandenburg Gotik tarzındaki takı ve tasarım öğelerini kullanarak tasarlıyor. Büyük pencerelerden içeri sızan ışık; tertemiz ve aydınlık odalardaki güçlü makinelerin parlaklığını daha da ön plana çıkarıyor. (9)

Berlinlilerden GERİYE KALANLARIN, çiş ile kakanın gösterişli sarayı. Ne tezat!

Berlin’e gidersen gezmeyi aklına bile getirmeyeceğin bu mekâna belki yolunu düşürürsün, hatta belki bir performansa katılırsın. Son yıllarda sanatın cazibe merkezi haline gelen şehir, dünyanın her yerinden sanatçı göçü alıyor. Eeee ne diyelim, kanalizasyon pompası bile cıngıllı şehir ne de olsa.

İçerisi karanlık. Devasa pompa odası boşaltılmış, dört duvar tavandan inen metrelerce siyah kumaşla çevrelenmiş. Yine tavandan birkaç santim ara ile aşağıya inen metrelerce iplik hayal meyal görülebiliyor. Çıt çıkmıyor. Kapılar kapanınca yedi sanatçı tavandan sallanan ipliklerin uçlarını yavaş yavaş, ateşe veriyorlar. Bir buçuk saat boyunca binlerce ipliğin tek tek alev alıp tavana kadar aheste aheste yanışlarını, denizdeki yakamozların göklere doğru yükselişini izliyoruz. Yer çekimine inat…

Dansı sadece tempolu hareketle bağdaştıran zihnim hayal kırıklığından, hayal gücüne doğru evriliyor.

Neredeyse hiçe yaklaşan hareketlerden…

GERİYE SADECE DENEYİM KALIYOR.

Düşündüm, Ali’yi kendim övmeden kitabına bir önsöz yazmanın yolu, onun mektuplarından kimi bölümleri derlemekti. O, bu sekiz dosya dolusu mektubu yazarken, günün birinde bu mektupların yayımlanacağını elbette düşünmemişti. Bu yüzden mektupları son kertede içten ve özgündüler. Bu önsözde, Ali, kendi mektuplarıyla kendini anlatmış olacak ve onu övdüm diye alınmayacaktı.

Mektupları kâh ağlaya kâh güle okudum.

Bana dokunma. Benim dünyama dokunma.
Beni duy. Köyün patronu.
Bana elleme. Benim hiçbir şeyimi elleme.
Elleme, dokunma Kİ…

GERİYE ANADAN BABADAN, OĞULA KIZA BİR ZEMİN KALSIN,
ÜZERİNE FELSEFE, MATEMATİK VE SANAT İNŞA EDİLSİN!

 

* SANATÇI KONUK EVİ YAZI DİZİSİ NEDİR?

Altı aya yayılan bir yolculuğa çıkacağız seninle, benim de yeni adım attığım farklı bir dünyaya. Bildik coğrafyalara başka açıdan yaklaşacağız. Alışık olmadığımız kavramlar keşfedeceğiz. Bir kısmını mantıklı bulup, bir kısmına hiç anlam veremeyeceğiz. Anlam veremesek de anlamaya çalışmanın keyfini yaşayacağız. Bazen belki yanlış, belki örtük laflar edecek, bir sonraki yazıda bunları düzeltmeye, açıklamaya çalışacağız. Öyleyse en güzeli “Sürçü lisan ettiysek affola.” diye başlamak.

Kaşiflerin neden seyahat ettiklerini tahmin edebiliyoruz, peki ya sanatçılar! Neden yer değiştirme ihtiyacı duyuyorlar? Bence onlar da hepimiz gibi ışığı ve aydınlattıklarını arıyorlar. Lambanın pervanesi böcekten nedir ki farkımız?

Avrupalı sanatçılar yüzyıllar boyunca kıtalarının güney ve doğusuna aktı. İtalya, Yunanistan ve ışığın gerçek anlamda yükseldiği Doğu’ya, kadim uygarlıklara uzandılar. Amerika ve diğer kıtaların keşfi, egzotik ülkeler ile tropik adaların cazibesi, gezginlerin yanı sıra sanatçıların güzergahlarını belirledi. Tazelenmenin adı Yeni Dünya oldu.

Ancak Yeni Dünya tanımı da son iki yüzyılda durmadan değişti. Elektrik önce gecelere sonra gündüzlere sızdı. Teknoloji bizi dijital evrenlerle tanıştırdı, zaman ve mekân algımızı dönüştürdü. Bugün hepimiz, yerimizden zerre kıpırdamadan, kucağımızdaki bilgisayarlar, tabletler ve cep telefonlarımız sayesinde; en uzak galaksilerden, mikroskobik evrenlere ziyarette bulunabiliyoruz.

Peki insan sıcaklığının yanında sanal serinliğin esamesi okunur mu? Dünya müzelerindeki en ünlü tabloların dijital kopyalarını milimetrik çatlaklarına varıncaya kadar görmek ile, eserin aslının önünde durmak arasında yüzlerce ışık yılı fark yok mu sence de? Bence sanatçılar, benzer nedenlerle, sanat ve kültürün yoğrulduğu memleketlere bizzat gitmeyi; oralarda kâh kendi başlarına kâh meslektaşlarıyla zaman geçirmeyi tercih ediyorlar.

Rönesans dönemindeki hamiler eskilerde kaldı. Geçmiş yüzyıllarda asil ya da burjuva, varlıklı ailelerin sanatçılara yaptıkları davetlerin yerini konuk sanatçı programları; sarayların, malikanelerin yerlerini sanatçı evleri aldı.

Önümüzdeki aylarda sanatçıların misafir oldukları bu programlar ve evlere seninle birlikte misafir; yer değiştirmenin sanatı nasıl beslediğine şahit olacağız.

Gezinin yepyeni bir boyutuyla tazelenmeye ne dersin?

 

(1) “Sanatçı Konuk Evleri” yazı dizisinin ikinci yazısı. İlki yazı için: https://hayatevi.org/2019/12/28/cumbali-maastricht/

(2) Lina Gomez, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuş ve sürdürülmekte olan “Be Mobile Create Together” projesi kapsamında İKSV Konuk Sanatçı Evi ve Nesin Sanat Köyü’nde çalışmalarını sürdürdü. Kendisi ve projeye ilişkin daha ayrıntılı bilgi için: https://www.bemobilecreatetogether.eu/TR/6-sanatcilar/531-lina-gomez/ ya da https://www.linapgomez.com/

(3) https://hayatevi.org/2019/03/17/dunyanin-en-tuhaf-yeri-efesos/

(4) https://www.cumhuriyetarsivi.com/katalog/192/sayfa/1992/8/23/11.xhtml

(5) https://nesinkoyleri.org/wp-content/uploads/2020/01/nmk_tanitim.pdf

(6) Matematik ve Korku, Ali Nesin, Nesin Yayıncılık, 2010, s.1

(7) https://nesinkoyleri.org/egitimci/eser-oyku-dede/

(8) https://www.bemobilecreatetogether.eu/TR/2-hakkinda/

(9) https://radialsystem.de/geschichte/?lang=en