Gurbette yeni akım Amerika 12: Birbirimizle nasıl geçinecektik?

Sokakta bir sorunla karşılaşsanız kendinizi ifade etmek güç oluyor, dost sohbetlerinde kalsanız şakalarınız bazen hiç anlaşılmıyor. Kısacası içinizde kalan bir sürü duygu birikiyor ve arada patlayıp konfeti gibi başınızdan aşağıya dökülüyor.

Fatma Arsan* – Onur Mutlu**

Amerika’da ekonomik olarak geçinmeye paralel olarak bir de birlikte geçinmek konusu var. Yaban ellerde bir göçmen aile olarak birbirimizle ve etrafımızdakilerle nasıl geçinecektik? Bunun üzerine yazılmış yazıları daha önceden okusak, bazı savları gözden geçirsek belki daha iyi olurdu, bilemiyorum şimdi ama biz görerek, gözlemleyerek, yaşayarak, başımıza gele gele öğrenip değerlendirmesini de sonradan yaparak kendimizce bazı çıkarımlar biriktirdik. Bunu söylemek yazmaktan daha kolay, yaşamak yazmaktan katbekat daha zor. Öyle bir hale geldik ki insanlar yaşlarımızı doğru tahmin eder oldu. O eski alımlı günler topu topu bir iki yılda çoktan geçip gitmişti demek.

Arkadaşını tatilde tanıyacaksın derler, ben de eşler birbirini en iyi gurbette tanır diyeyim. O gözlerin şaşılığı fark edilmekle kalmayıp yıldızların altındaki tatlı hayatlar bir anda mercekler altında nasıl da en derin incelemelere tabi tutuluyor! Nedenler niçinler ne zamandan hangi gizli kapaklı öznelere kadar hayat bütün paragraflarına yanda kalmış ortadan kaybolmuş tüm cümlelerine kadar lime lime öğelerine ayrılıyor. Üstüne üstlük bir de çocuk varsa her soru anlamını kaybediyor. Hiç var olmayacak kelimelerden yepyeni senaryolar yazıp onu okumaya başlıyorsunuz. Önemli olan bu ortaya, tozu dumana karışıp da gelmiş çoban salatasını afiyetle yiyebilmek üstüne de bir güzel çay, kahve içmek.

Bilgi, kelimeler elimizdeki en güçlü silahımız. Öyle olmasına da özen gösteriyoruz. Dilini, kültürünü, ortamını hiç bilmediğimiz bir yerde yaşamaya başlayınca bilgisizliğimiz ya da başlangıçta pek yeterli olmayan bilgimiz altında ezildik biraz. Öğrenene, yeniden donanım sahibi olana kadar geçen süreçte de çekingen, utangaç, uzak kalmayı yeğleyen ama içten içe de çağlayan bireyler olduk. İşte o içerideki çağlayanlar çekingenlikle, utangaçlıkla yarım kalmış başarıların, edilememiş kavgaların, savunulamamış hakların, yarım kalmış teşekkürlerin ya da karşılığı nasıl verildiği bilinmeyen iyiliklerin ya da kötülüğe karşı saklı kalmış paylamaların bize düşen payını fazlasıyla aldık. Çoğunu etüt ettik, şimdilerde ödevlerimizi yerine getirip bir bitirme projesi olarak hayata sunacağız.

Efendim buralarda gördük ki insan başı yiyen başlıca konular yasal süreçlerdir. Bu yasal süreç öyle bir cellattır ki bürokrasi kılıçlarıyla bin bir parçaya ayırır insanı. Hem bir eksiklik hep bir tane daha yapılması gereken işlem hem bir tane daha doldurulacak form hep bir süre daha tatil, bir süre daha erteleme… O esnada hukuk danışmanlarının gerçek yüzleri, aşamalar, temyizler yeniden yeniden çabalamalar derken tahammüller sınırların çok gerisinde belki de o ilk geçtiğiniz yerde kalıyor.

Bu sürede sosyalleşmeniz gerekiyor doğal olarak. Hele ki sıcak iklimlerden geliyorsanız yüzünüzde toplanan güneşi gülümsemek, etrafa neşe dağıtmak, tanımadığınız insanlara her defasında heyecanlandıracak serüveninizi anlatmak, geldiğiniz yerlerin kültürünü paylaşmak, karşılıklı kahve içerek çeşitli tespitlerle dünyayı kurtarmak… Kalabalık bir iş ailesini bırakıp yeni bir göreve geldiniz ya da koca bir arkadaş çevresini bırakıp geldiniz belki, belki biraz akraba baskısından uzaklaştınız, belki de sonraları nazara bağlı olduğuna inanacağınız konu komşu hasedinden kaçtınız, belki borçlardan, alacaklardan, bazı listelerin başından ya da son anda birilerine yakalanmaktan… Ya da tamamen yepyeni başlangıçlara doğru geldiniz. Her ne olursa olsun büyük bir kalabalık kaldı arkanızda. İlk zamanlar biraz yalnızlık olabilir ama sonra yalnızlıkla birlikte etrafınızı paylaşmak isteyeceksiniz.

Tanıdıklarınız olacak, size çok yardımı dokunacak yeni tanıyacaklarınız olacak sizin onlara çok yardımınız dokunacak. Böyle böyle her bir olay yeni bir ilmek olarak örülüp gidecek. Artık bazen başınıza çorap olarak bazen de elinize maşa olarak… Bana öyle geliyor ki dünyanın başka hiçbir yerinde aynı ortamda bu denli çeşitlilikte bulunamayacağınız memleketler ve insanlarıyla tanışacak ve aynı şekilde başka hiçbir yerde asla karşılaşamayacağınız memleketlilerinizi yeniden tanıyacaksınız. İlki gülümsetirken ikincisi üzecek, hüzünlendirecek, sinirlendirecek…

Yalnız kalmayasanız diye sizi kendi bayramlarının coşkusuna katacak insanlara karşılık çöpe atılmış eşyaları ihtiyacınız olabilir düşüncesiyle size haber verecek tanıdıklarınız olacak. İnsanlara açtığınız yüreğiniz bazıları için ilham bazıları için iftira kapısını aralayacak. Kişi kendinden bilir işi, her bir memleketliniz için onların yıllar önce geçtiği kapıdan onlar gibi geçmektesiniz. Gemiden atlatıp geldiyse gemiden atladınız, beyaz yakalı geldiyse beyaz yakalısınız, iş kurmak için geldiyse siz de tüccar olmalısınız, bir suça karıştıysa siz de bir suç işlemiş olmalısınız… Sonuçta siz asla siz olamazsınız. Minimal hayatı anlatmaya çalıştığımızda kapımıza insanların eski kıyafetleri yağdı. Oysa anlatmaya çalıştığımız bir insana iki pantolon, iki tişört bir çift ayakkabı yetebileceği ve bu şekilde yaşamayı tercih ettiğimiz için çok mutlu olduğumuz iken kendimizi acınacak durumdaki zavallılar olarak bulduk bir anda. Araba yerine genelde bisikleti seçtiğimiz için garip daha doğrusu gariban karşılandık. Elbette araba da kullanıyoruz. Amerika’da aksi mümkün değil. Ama mümkün olduğunca az petrol tüketmeye çalışıyoruz, daha temiz enerjilere yöneliyor, karbon salınımını kendi çapımızda minimumda tutmaya çalışıyoruz. Biz kendi kapımızın önünü bu şekilde süpürüyoruz.

Sohbet zincirleri arttıkça tek duyduğumuz şey “Aman Türklerden uzak durun” oldu. Aynı cümleyi Suriyelilerin ve Polonyalıların da kendi memleketlileri için kullandığını gördük. Burada bize maddi ve manevi en büyük desteği verenler Türkiye’den daha önce gelmiş arkadaşlarımızdı; hakları asla ödenemeyecek… Ama altını çize çize belirtmek lazım ki Türklerden kesinlikle uzak durulması gerekiyordu; hiç kimseyi özellikle de aynı geçmişi paylaştığı kişileri kendinin üzerinde görmek istemeyen, bir şekilde aşağı çekmeye ya da aşağıda görmeye çaba sarf edenlerinden.

Amerika’da ister istemez onlarca millet ve bir o kadar farklı inanç ve din mensubu arasındayız. Bazılarıyla iş bazılarıyla dostluk ilişkilerimiz var, bazısı komşumuz bazısı okuldan, parktan tanıştığımız. Kendisi ya da ailesi üçüncü dünya ülkelerinden gelmiş herkes, içinde bir ezilmişlik duygusu taşıyor ve Avrupa, İngiltere ya da Kanadalı herkes bir şekilde üstün kalıyor. Ama temelde çok derin birincil bir ırk savaşı var ki siyahlar ve beyazlar arasında… Farklı olmayı becerememek medeniyetin gelmediği ya da bir ara uğrayıp da gittiği üçüncü dünya ülkelerine özgü zannederdim sadece. Evet oralarda daha çok var ama sanırım insanın doğasında var çok daha öncelerindan hayvan zamanlarından… Eğitimle ya da kişisel ıslah denemeleri ile demek ki bir yere kadar geliniyor. Beyaz rengin üstünlük olarak tüm dünyaya kanıtlamaya çalıştığı düşünce, geçmişten biraz ders almış biraz utanmış ya da utanmak zorunda bırakılmış ama hiç eksilmemiş dimdik ayakta. Diktatörlere, peygamberlere biat edenler zaman tünellerini başarıyla geçmişler onurları, değerleri hayatın gerçekleri için savaşanlar ise aileleriyle beraber katledilmişler. Ülkemiz de dahil olmak üzere doğuda kalan yerlerde daha çok farklı millet, farklı mezhep, farklı kültür, farklı din konulu katliamlar olmuşken batıya doğru özellikle Amerika’nın da yeniden keşfiyle deri rengine göre katliamlar olmuş. Buradaki en büyük payı da Afrikalılar ve Kızılderililer almış; doymak bilmeyen Avrupa ülkeleri ve Kanadalılar tarafından… Gördüğümüz o oldu ki, siyahlar beyaz tarafından kışkırtıla kışkırtıla zorla delirtilmiş zorla utandırılmış zorla boyunları önlerine eğdirilmiş zorla köle edilmişler. Elbette zamanla kendi gücünün ve bir insan olarak değerinin farkına varan herkes gibi haklarını aramaya çalışmışlar. Bu sefer de olay siyah beyaz çatışması olarak üstlerine yıkılmış. Beyazların siyahlardan gizli gizli nefret etmesi siyahların beyazlara alenen öfke kusması birçok pakt ve yasal düzenlemelerle denge altına alınmış ama arka planda acı çeken herkes intikamını almak için ayakta durmakta… Kölelik biraz şekil değiştirip kamu görevlerine daha çok siyah getirilerek modernleştirilmiş. Ama bir kıvılcımla koca bir şehir yanmaya mahkum ne yazık ki bu haklı öfkeyle. Burada pek çok siyah aile, öğretmen ve çocukla tanıştık. Bu ırk farkını daha çok siyahların yanında saf tutarak anladık. Siyahlarla geçinmek ilk başlarda biraz zordu her şeyden önce onların bizi bir beyaz olarak kabul etmeleri zaman aldı. İçimizdeki her anlamdaki blues’u gösterebilmek bir dostluk köprüsü kurabilmek çabası kendi ülkemi bir kere daha düşündürttü bana. Biz hep beyazların tarafında kalmıştık ülkemizdeki siyahlara karşı ve yüreğimiz onlarla birlikte atsa da pencere hep beyaza doğru açılıyordu eninde sonunda. Şimdi suyun öte tarafından bazı değerleri yeniden değerlendirmekte fayda var.

Tüm bunların yanında bir de özellikle Amerika’da kendi kendini asimile etmeye uğraşan Türkler var. Bazıları mevcut dinlerini değiştiriyor genellikle Hristiyanlığı seçiyorlar. Bazıları çocuklarına çoğunlukla ilk isim olarak yabancı isim koyuyorlar. Çok değil daha 30 sene kadar önce Bulgaristan’da yaşayan Türk kökenli halkın isimleri değiştirilme şantajıyla göçe zorlanması, göç etmeye yanaşmayanların ise bu yolla asimile edilmeye başlamasını hatırlıyorum da… Amerika’da yaşayan Türklerin de nasıl bir çabayla çocuklarına yabancı isim seçtiklerini karşılaştırıyorum ister istemez. Gerekçeleri “yabancılar” tarafından doğru telaffuz. Oysa kimsenin telaffuzla ilgili bir sorunu yok. Öyle olsa Koreli, Japon ya da Çinli insanlar zorlanırdı. Toplumsal bir çöküş aslında. Kökenlerinden tamamen kopmaya yönelik tüm çabalar ve geçiş döneminde komik durumlar ortaya çıkıyor. Düzenlenen Türk yürüyüşlerinde en önde ellerinde Amerikan bayraklarıyla saf tutuyorlar örneğin. Çocuklarına yabancı isimleriyle hitap etmeye özen gösteriyorlar ve onlarla İngilizce konuşmaya gayret ediyorlar. Gurbette kafalar çok karışık gittikçe kökenler ve milliyetler de aynı şekilde karışıp gidecek.

Konudan konuya atladık. Özetle gurbette karşılaşacağınız, uğraşacağınız ve düşüneceğiniz çok şey ve çok zaman oluyor. Tahammüller azalıyor ya da daha önce normal zamanlarda gülüp geçtiğiniz her şey burada bir ciddiyet teşkil ettiği için daha önemli hale geliyor. Sorumluluklar değişiyor, bir şeyin değişmesi daha önce size hiç bu kadar ağır gelmemiş oluyor. Çünkü daha önce şu an olduğunuz yaşta ve yaşanmışlıkta değilsiniz ve daha önce olmadığınız kadar daha fazlasınız şimdi. Sokakta bir sorunla karşılaşsanız kendinizi ifade etmek güç oluyor, dost sohbetlerinde kalsanız şakalarınız bazen hiç anlaşılmıyor. Kısacası içinizde kalan bir sürü duygu birikiyor ve arada patlayıp konfeti gibi başınızdan aşağıya dökülüyor. Gurbette bunları bilip gülüp geçerek geçinecektik. Doğrusu bu. Bu doğruyu bulana kadar biraz birbirimizin yüzüne bakamayacak noktalara geldiysek de karşılıklı affola…

*Dijital İletişim Uzmanı

**Eğitmen-Müzisyen