Gurbette yeni akım Amerika 7: Amerika'da eğitim nasıl?

Sistem, Avrupa ve Ortadoğu eğitimiyle kıyaslanmayacak sığlıkta. Kısmen bizde olduğu gibi hayatını kurtarma yarışına girmiyor. Bu yarışı kazanmak için daha donanımlı, daha bilgili, daha kültürlü olmak gerekirken Amerika’da kesilecek çimler ya da alınacak araba için sadece biraz para gerekiyor. O para için de eğitim sürecinde bir yarışa girmek gerekmiyor.

Fatma Arsan* – Onur Mutlu**

Bir yandan gezerken diğer yandan da düşünceler, planlar, hayaller umutlar zihinlerimizde çarpışıyordu ve hâlâ da öyle. Çünkü gurbetin sonu yok; bir defa yola çıkıldı mı hep “daha”sı aranıyor. Bir insan yaşayacaksa Paris’te, değilse New Orleans’ta yaşamalı, onu gördük. Veyahut da Küba tabii… Küba’nın yeri ayrı. Ama sonra dönüş yoluna geçerken Alabama’yı arkamızda bırakacaktık ve ibre bu sefer de Huntsville’i gösterecekti. Çünkü buradaki NASA merkezi ve bunun zenginleştirdiği eğitim bir anda cezbetmişti bizi.

Alabama yolunda düşünüyorduk da; özellikle son zamanlarda Türkiye’nin içinden geçtiği bu korkunç dönemin bir sonucu olarak ülkeden uzaklaşma eğilimindeki pek çok insan, özellikle de iyi eğitim almış diyebileceğimiz insanlar, yaşamak için ilk olarak nefes alabilecekleri bir yer ararlarken ikinci olarak ise eğer çocukları varsa onların iyi eğitim alabilecekleri ülkeleri ve şehirleri tercih etmek istiyorlar.

Sıkışmış olma hissi.

Bu his, direncin düşük olduğu bir anda ortaya çıkıp adeta bir kurt gibi kemirmeye başladı mı tüm düşünce sistemini alt üst ediyor. Bu bizim de yaşadığımız bir süreç olduğu için çok yakından biliyor, tanıyoruz bu hissi. Bu hasta hissin ortaya çıkmasında önce politik belirsizlik, azalan özgürlükler, radikalliğin artması, ekonominin berbat gidişi ve eğitimdeki bağnazlık büyük rol oynarken sonrasında güvenlik korkusu artık son noktayı koyuyor. İnsan biraz olsun uzaklaşmak istiyor. Uzaklaşabilenleri gördükçe bu his daha da çok kaplıyor insanın içini. “Neden biz yapmıyoruz?” ya da “neden biz de yapamıyoruz?” sorgulanmaya başlıyor. Gidilecek yerin neresi olduğu önemsenmeden kurulan hayaller ve rüyalar sarmalıyor sıkışık hayatları. Açıkçası biraz da kıskançlıkla beraber bu sıkışmışlık hissi ciddi bir takıntılı durum yaratıyor.

Gitmek! Neresi olursa nasıl olursa…

Amerika vatandaşı olan bir Türk arkadaşım söylemişti “Amerika’da yaşıyorum ya Türkiye’dekiler sanki bir elim yağda bir elim balda sabahtan akşama cennette yatıyorum sanıyorlar”.

Biraz bunu irdelemek istedik. Bunu biraz yüzeysel olsa da eğitim konusu altında anlamlandırmaya çalıştık.

 

.

Henüz bebek sayılsa da bir çocuğumuz var, biz de ilk olarak Amerika’da yaşama seçimimizi ücretsiz eğitim imkanı ve özgürlükler sebebiyle buna göre yaptık. Gelir gelmez onu hemen bir tam zamanlı “day care”e (kreş) yazdırdık. Eğitim sistemine bir noktadan girince, ilk önce geldiğiniz yerle kıyaslamaya başlıyorsunuz. Sonra detaya indikçe eğitimin nasıl olması gerektiğine ve halihazırda neler olması gerektiğine dair fikirleriniz, bilgileriniz, yeni okumalarınız, eski bilgileriniz birbirine giriyor. İlk kıyaslamalar hep yeni gelinen yerin üstünlüğüyle sonuçlanıyor tabii. Nasıl bir çeşitlilikti bu, her ülkeden bir arkadaşı oldu, öğretmenleri ne kadar rahattı ve gençti. Okul ortamı ne kadar renkli, cıvıl cıvıl… İçerik o an için çok önemli olmuyor. Amerika neticede, “daha iyi bilecek değiliz ya” diyorsunuz. Zaman ilerledikçe aslında öğrenilenin sadece dil (İngilizce) olduğunu anlamamızla yine konudan çok uzaklaşmadan sistem içinde daha iyi olan okulları araştırmaya başlıyorsunuz. Çünkü öğretmenlerin lise mezunu hatta öğrencisi olması beklentilerinizi karşılamıyor. Çocuğun bir şeyler de öğrenmesi lazım diyerek sadece dil değil aynı zamanda bir ana okulu eğitiminden beklediğimiz oyun temelli, eğlenirken öğrenmenin gerçekleştiği bir okula yerleşiyorsunuz. Din baskısı yok, dil baskısı yok, eğitim üstünde politik baskı yok ama ortada bir eğitim var mı asıl konu da bu ya. Amerika ve eğitim yan yana gelince hemen üniversiteler gelir akla. Devlet okulları üç yaş okul öncesi eğitiminden itibaren üniversiteye kadar ücretsiz. Özel okullar burada da var ama Türkiye’deki özel okulların ilk dönemleri gibi. Kısmen devlet okullarından biraz daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Tüm okullar bir puanlama sistemine dahil. Okul başarı puanı diyebileceğimiz bu not sistemi tüm okulların her seviyede katıldığı ortak sınavlara, öğretmenlerin yaş grubundan, eğitim seviyesine, okuldaki öğrencilerin etnik köken dağılımından etrafındaki yerleşimin fiyatlarına kadar çeşitli parametlere göre belirleniyor. İnsanlar bu okul puanına göre yaşayacağı yeri seçiyor. İyi puanlı okulların olduğu yerde doğal olarak ev fiyatları da artıyor. Doğal olarak böyle bir korelasyonun doğruluğu kesin olmasa bile bir teori olarak göz önüne alınabilir.

Peki içerik nasıl? Türkiye’den koşa koşa gelmeye değer bir eğitimden söz edebilir miyiz? Artı yönleri neler eksikleri var mı?

İlk olarak söylemem lazım ki eğitim ortamları mükemmel. Binalar, sınıflar, laboratuvarlar, spor alanları, oyun alanları. Genel olarak Amerika’nın her yerinde olduğu gibi yeşillikler içinde okullar. Kapısından geyikler geçen, sincapların oyun oynadığı doğayla baş başa ortamlar. Sınıflar yine mükemmel. Bir öğretmen için özellikle tüm kolaylaştırıcılar, daha iyi sunum için imkanlar sonsuz. Okul güvenliği son raddede. Kapısında her giriş çıkış zamanı bekleyen polisler, güvenlikler, kameralarla desteklenmiş sistemler. Şimdi sesinizi duyar gibi oldum. “O kadar silahla tarama yapılınca doğal olarak koruması da çok oluyor”. Güvenlik konusunun bu olaylarla ilgisi neredeyse hiç yok. Zaten bu sistem en başından beri böyle. Çocuklar ülkenin en değer verilen canlıları. Çocuk dendiği zaman akan sular duruyor. Onların güvenliği, sağlığı, sağlıklı bir ortam içinde büyüme imkanına sahip olmaları devletin güvencesi altında. Bunu koruyan kollayan sayısız devlet kuruluşu ve sivil toplum örgütü var. Türkiye’de Montesorri ya da Reggio Emilio gibi eğitim modeli uygulayan özel okullara dünya paralar saçılırken Amerika’da bu modeller ücretsiz devlet okullarında uygulanıyor. Her sınıfta biri profesyonel diğer ikisi yardımcı olmak üzere üç öğretmen bulunuyor; doktoralı bir öğretmen ve öğretmenlik mezunu iki yardımcı öğretmen… Sınıf mevcudu zaten 10-15 kişi. Kulağa fantastik bir film karesi gibi geliyor.

.

Peki böyle mükemmel öğretmenlerin olduğu sistem nasıl işliyor? Açıkçası yıllardır uzaktan duyduğumuz ama içine girince iyice yüzümüze vuran, amiyane tabirle o “Amerikan alıklığı”nın temellerini, işte bu okullarda bu öğretmenler atıyor. Robotlaşan çocuklar, itaatkar, içi boş bir özgüvenle doldurulmuş, çoğunlukla sorgulamadan kabul eden bireyler. Akademik anlamda ilk, orta ve lisede çok yüzeysel bir eğitim içeriğine sahipler. Amerikan hayatı genel olarak size sorgulamanız için bir nokta bırakmıyor. Dünyada olan bitenler, etrafımızdaki savaşlar, ekonominin berbat gidişatı, insanların yozlaşmasıyla birlikte eğitimin yobazlaşması, can güvenliği, biberin 10 TL olması gibi sorunları olmayan insanların zaten kafaya takacak konuları da fazla olmuyor. Sorunla karşılaşmazsan çözüm de aramazsın. Bilmezsen sormazsın öğrendiklerin yetiyorsa yeni öğrenmelere ihtiyaç duymazsınız ve hayat böyle geçer gider. Sistem genel olarak bu şekilde ilerliyor. Bahçesinde çimenlerin kesilmesi, hafta sonu yapılacak arka bahçe partileri, alınacak yeni araba gibi konular sorun arz etmediği için düşünmek geri plana atılmış. Bunu sağlamanın en birinci yolu da tabii ki kurallar. Kişiye, duruma, konuma göre esnemeyen ve sürekli denetim altında tutulan kurallar insanların, bir şeyleri sorgulamadan, onları bir B planına mahal bırakmadan yaşamalarını sağlıyor. Bu insanlar gökten zembille inmiyor. Bu insanları yetiştiren bir eğitim sistemi var. Zincir kurulmuş her şey tıkırında işliyor.

Sistem, Avrupa ve Ortadoğu eğitimiyle kıyaslanmayacak sığlıkta. Kısmen bizde olduğu gibi hayatını kurtarma yarışına girmiyor. Bu yarışı kazanmak için daha donanımlı, daha bilgili, daha kültürlü olmak gerekirken Amerika’da kesilecek çimler ya da alınacak araba için sadece biraz para gerekiyor. O para için de eğitim sürecinde bir yarışa girmek gerekmiyor. Zaten asgari çalışan birisi çok rahat bir şekilde tüm ihtiyaçlarını dünya standartlarında karşılayacak parayı kazanabiliyor. Bu çalışma hayatına da önce staj ya da yaz aylarında çalışmayla başlayıp lise bitimiyle profesyonelleşerek devam ediyorlar. Büyük çoğunluğun üniversite okumak gibi bir derdi yok. Okumak isterse de genelde parasına/ bütçesine göre tercih ediyor. Üniversiteler bildiğiniz gibi paralı. Ve gerçekten yüksek bütçelere hitap ediyorlar. Takdir ettiğim, gördükçe hayran kaldığım şeylerden birisi de çocukları inanılmaz bir başarıyla spora yönlendirmeleri. Yüzme, basketbol, koşu ve son dönem futbol vs. Kim bilir belki üniversite için alınacak bursun kapısını sporla açmak en kolay yöntem olduğundandır ama bu spor yönlendirmesi hepimizin takip ettiği gibi dünya başarılarını da beraberinde getiriyor. İlkokulda iyi bir öğretmenden alınan genel kültür, davranış gelişiminin desteklenmesi, ahlaki değerlerin tanımlanması gibi konular hâlâ bizim için kıymetli olan şeyler ve bu nedenle ister istemez kıyaslama yapıyor, iyi tarafları ve bize göre kötü tarafları ayırıyoruz.. Buradaki amaç sadece çocukların genel zekalarını ve sosyal becerilerini geliştirmek. Daha sonraları eğitim sistemini biraz daha detaylandıracağız; sivil toplumun eğitim dünyasındaki yerinden, otizm ve özel eğitimin Amerika’daki durumundan bahsetmeye devam edeceğiz.

 

 

*Dijital İletişim Uzmanı

**Eğitmen-Müzisyen