Gurbette yeni akım 5: Gurbette kadın olmak!

Amerika'da kadın gerçekten çok güçlü. Çalışmayı, yaşamayı, bir birey olarak var olmayı çok iyi anlamış, sistem de belki bir şekilde yardım etmiş, gücünü görmüş ve bunun için daha da fazla tüm varlığıyla çabalamış sonunda da bunun karşılığını almış.

Fatma Arsan* – Onur Mutlu**

Bu dünyada kadın olmak zor zanaat. Güçlü kadın olmak daha da zor. Bizim gibi üçüncü dünya ülkelerinde, Ortadoğu’da, kadın olmak, isteyerek ya da istemeyerek, öncesinde ya da sonrasında, her durumda her konumda daha daha zor. Bir de üstüne bilmediğiniz dünyalarda hem güçlü hem kadın olma çabası… Sonunda da kadın dediğimiz bu kadar zorluğun üstünden öyle bir sıyrılıp gelir ki ve bir o kadar olmazlıkların içinden, iş başa düşünce her birinin içinde uyuyan Nene Hatun saniyede uyanıverir…

Kendi hatırladığım dönemlerden örnek vereyim; İspirto kokulu teksir kağıtlarından neredeyse düşüncelerimizi ekrana yansıtacağımız devirlere ulaştık ve teknoloji, ısrarla, zamanla ters orantılı bir hızla ilerlemekte. Ama biz hâlâ yurdumda, Duygu Asena’yı her gün yeniden yeniden yaşayarak okuyoruz. Ve Aziz Nesin’i… Hakkını vermek lazım ülkemizde kadın bazı yerlerde gerçekten çok güzel noktalarda; sesini duyurabiliyor ama yine de hakkı verilemiyor. Yine de ve hemen her gün bir cinayete kurban gidiyor. Çünkü, özelikle bir yerlere geldikçe duyulan rahatsızlıklar artıyor. Üçüncü sayfa haberiymiş gibi duyulsa, adi suç kategorisinde görünse de ne yazık ki ülkemizde kadın cinayetleri politiktir. Bana öyle geliyor ki ülke rejiminin geçtiğimiz sene değişmesiyle birlikte işin rengi daha da belirginleşmeye başladı ve bu iş kadınla birlikte çocuğa çocukla birlikte eğitime de sıçradı. Kadının adından da önce yüzü, inatla Doğu’ya doğru döndürülüp batırılmaya çalışılıyor. Bizden önce için için içimizin susturulmaya çalışıldığı şu dönemlerde çok güzel kadın hareketleriyle birlikte, güçlü bir şekilde birleşerek ve gerçekten örgütlenerek bu “dahili ve harici bedhahlar”ı bertaraf edebilmek en büyük dileğimiz olsun.

Peki gurbetteki kadının durumu nasıl?

Gördüm ki gurbette durum biraz başka. Yabancı Batı ülkelerinin kadınlara yaklaşımı başka çünkü. Kadınlar baş tacı ya da kadın erkek tek bir insan olarak değerlendirilip aynı haklara sahipler demek yanlış olur elbette. Ama kadın, erkeklere göre daha az kazandırılarak daha az değer verilerek ya da daha çok vazgeçirilmeye zorlanarak da olsa iş dünyasında neredeyse aynı potalarda ama erkeklerden daha fazla yer almaktalar. Ve bu güç tabii ki erkek egemen neo liberaller için her daim bir tehlike olacağında başka yerden vurularak, daha az ücretlerle, daha çok engellemelerle sindirilmeye çalışılmakta. Buradaki kadın çalışmaları bu nedenle daha çok mülteci olarak gelmiş kadınların adını bir yere taşımak ya da kendi ülke politikalarının her yönden zayıflattığı üçüncü dünya ülkelerindeki kadınların sorunlarını gidermeye çalışmak yönünde…

Evet onlarda da tecavüz, cinayet, yok sayma, yok etme var ama onların bu problemleri bizdeki gibi politik değil gerçekten sapkınlıktan ileri geliyor.

Öğrenci olarak, araştırma yapmak amaçlı ya da iş vasıtasıyla yurt dışına çıkmış sanat için bilim için bir adım atma bilinciyle gurbete düşmüş kadınlarımızdan bahsetmeyeceğim çünkü onlar zaten bilgilerini bir adım daha ileriye taşımak için bir nevi, ülkelerinde başladıkları bir gurbet yolculuğuna başka göğün altında devam etmek üzere yurt dışına çıkmışlar; onlar için gurbet gurbet değil izledikleri yolun devamı aslında. İş başka diyarlara bir eş olarak gelince, zorunda kalarak gelince, bile isteye gelip geri gidemeyecek bir duruma gelince değişiyor.

Amerika’da belirli bir hayat standardını yakalamak -ki bu aslında çok kolay çünkü buradaki en düşük standart zaten Türkiye’de ulaşmaya çalıştığımız iyi bir noktadır- ya da Türkiye’deki hayat standardının biraz üzerine çıkarak daha da rahat bir şekilde yaşamak isteyen herkes kadın-erkek çalışmak zorunda. Böylelikle kadın, çoklukla, evde oturmaya er ya da geç son vermiş durumda. Amerika’da-istatistiklere göre- çalışanların yarısından fazlası kadın. Kadının çalışma hayatının bu kadar içinde olması ve çalışma alanlarının –şehirler arası tır kullanmaya kadar- çok yaygın olması gurbetçi kadınlar için çok güzel bir ışık. Ev yemekleri yapıp satarak, temizliğe giderek, restoranlarda çalışarak, dondurma ya da servis aracı kullanarak, Uber yaparak, alışveriş merkezlerinde orta alanlarda yer alan stantlarda durarak, temel ofis işleri ya da sekreterlik işlerinde ya da en olmadı emlakçı olarak –bu da aslında olunması meşakkatli ama bir de olunca son tahlilde en güzel para getiren bir çalışma alanıdır- kendi işini yaratmış durumda… Amerika’da daha önce ehliyeti olan olmayan herkes bir şekilde araç kullanmak zorunda çünkü bu ülkede mesafeler çok uzun. Alan o kadar büyük ki, evler, doğa, beyinlerin kullanılmayan bölümleri velhasıl çok boşalan var ve alanlar birbirine uzak, alışveriş edilecek noktalar birbirine uzak. Bisikletle bile kat edilemeyecek kadar uzak ve araba şart. Ve araba çok ucuz ve benzin de çok ucuz. Otobüsle gidip geleceğiniz yere vereceğiniz 5 dolar ile depo dolduruluyor, elbette ben abartarak söylüyorum ama siz azaltarak anlayın araba ucuz. Araba kullanmak kolay. Çünkü Amerikan sistemi demek “Düşünmeyin düşünmeden usul usul işlerinizi acele etmeden sakin sakin halledin” demektir. Bu nedenle de her şey çok kolaydır. Şu halde kadın, bu ülkeye bir şekilde gelmiş neredeyse her kadın araba kullanan, çocukları okula bırakan, oradan işe giden ya da işini evinde yapan bir patron haline gelmiştir. Amerika’da gerçekten çok güçlü kadınlar tanıdım. Türkiye’den, Suriye’den, Lübnan’dan, Filistin’den, Ortadoğu’nun bağrından gelmiş ve burada çok güçlü bir birey, işinin ehli bir iş kadını, bilim insanı, yönetici, ressam olmuş kendi kararlarıyla, kendi güçlerinin farkına vara vara ve bu farkın tadını yaşa yaşaya gerçek anlamda birer birey olmuşlar.

Burada sosyal bir hayat içinde bu denli güçlü olan kadının belini burkan tek şey hasretliktir. Memleketine, memleketindeki eşine dostuna, toprağına, yiyeceğine içeceğine, şekerine lokmasına, baklavasına, örfüne adetine, diline dinine öyle bir bitmeyen hasretlik ki… Her şey çoktan çözülmüş görünüyor aslında, bazı eyaletlerinde bir Türk marketleri var ki Türkiye’de olandan fazlası burada, bazı eyaletlerde Arap marketleri var sadece Ortadoğu özlemini yitirtmeyecek kadar, salçasından, tarhanasından, pötibör hatta Cici bebe bisküvilerine, Türk kahvesine, çayına kadar her şey gani gani. Sebzeler sıkıntı olabilir ama kurubaklagiller tam kadro reyonlarda şükür, hiç olmayan bir yerde ya da raflarda hiç olmayan bir şeylerde de tüm Amerikan insanı gibi Amazon imdada yetişiyor. Konuşmalar deseniz artık görüntülü, nerede kaldı annem zamanındaki gibi santralden köy bağlatılacak da köy muhtarlığından bir oğlan bulunup eve yollatılacak da, evde tarlaya gitmeyen birileri varsa gelecek de, karşı taraf hâlâ oradaysa iki kelam laf edilecek… Sosyal hayat artı sosyal medya ile anında evlerde, her iki taraf için de. Zaten kimin nerede olduğu bilgisine kadar saniyelerle güncelleme paylaşılıyor, kim ne aldı, kimin arabası hangi marka ile ne zaman değiştirildi, hangi marka çantalar burada nasıl sudan ucuz, hangi marka elektronik saatler beş yaşındaki çocukların kolunda sergilenerek tanıtılıyor… Telefonlar ya da tabletler ve onların kılıfları önemli, her gün bir iki saat ayrılarak memleketle ağır reklam içeren karşılıklı kahve içilerek edilen keyif ve dedikodu sohbetleri önemli… Yana yakıla anlatılan sanki çok büyük bir tasaymış gibi aktarılan başa gelmiş zengin hikayeleri Amerika’da önemli. Tutturulamayan yoğurtlarla, tadı tam verilemeyen tatlıların derdi var bir de ama çok şükür şu Amerika’da memlekette yapılmamış kadar çok aşure yapılır, bu da gurbetçilere kâr olsun.

Amerika’da kadın işte böyle. Avrupa’daki o bir dönem kocasının gölgesinde çalışmış çokça da evde oturmuş çocuklara bakmış kadın yok burada. Geldiği seneyi, o seneye ait modayı, örfünü adetini ananesini dondurmuş ve yıllarca hiç bozulmadan muhafaza etmiş bir kadın da göremedim. Almanya’da Fransa’da çok gördüm topuklu ayakkabının içine beyaz soket çorap giyen genç kızları, çünkü geldiği seneyi, örnekse 70’leri dondurmuş bir aile içinde yetişmiş ve gördüğü moda o olmuştur. Yaz tatillerinde memlekete gelirler, gelsinler, Avrupa’nın göbeğindedirler, hele ki Paris’te modanın merkezinde, olsunlar… Yeter ki bozulmasınlar, donduruldukları ilk günkü gibi, 70’leri aynıyla yansıtsınlar. Kısa bir anekdot aktarayım Paris’ten. Fransa’daki Türk nüfusunun çok çok azının okumakta olduğunu öğrendim bir toplantıda, yüzde 3’ü desem yalan olmayacak galiba. Okula gidenlerin neredeyse tamamı kızlar. Ve çoklukla Sorbonne’dan hukuk gibi önemli alanlardan mezun oluyorlar. Evdeki aile baskısına maruz kalmamak için en iyi şekilde eğitim alıyorlar ama tüm eğitim hayatları boyunca yabancı erkekler ve kızlarla fazla iletişim kurmuyorlar ve mezun olduktan sonra da hemen memleketten getirilen bir delikanlıyla evlendiriliyorlar. Pek çoğu eğitimli bir ev kadını olarak hayatlarına devam ediyor. Özetle asimile olmaktan gerçekten çok korkmuşlar. Bu asimile durumunu Amerika’da daha farklı gördüm. Burada da asimile olamamak korkutuyor. Etrafta büyük bir ırkçılık var evet. Ama bunun önüne, asimile olarak geçme çabası bence çok saçma. Çokça aile bazı beyanlarda dinlerini değiştiriyor, çocuklarının isimlerini yakın durmak istedikleri cemiyetlerin kutsal kitaplarından seçiyor, çokçası da İncil’den ve gerekçe olarak da kendilerine özgü isimlerin rahatça söylenmediği için zor durumda kalmaları olarak gösteriyorlar. Bulgar yurttaşların çektikleri çileleri hatırlatıyor ama tersten… “Kim kimle?”, “Bu millet neyle böyle?” demekten alamıyorum kendimi bazen. Ben bu ülkede Türk Günü adıyla düzenlenen yürüyüşlerde Amerikan bayraklarıyla etrafa el sallayanlar gördüm. Yaptığın onlarca usülsüz işle çarkını döndüren dini bütün gördüm. Maraşlarda ev işaretleyen, Sivaslarda insan yakan, eylüllerde hayatı mundar eden sonra bir anda FETÖ olan sonra bir anda halkların kardeşliği diye yolun karşısına geçip halaya duranlar gördüm.
Amerika’da kadın gerçekten çok güçlü. Çalışmayı, yaşamayı, bir birey olarak var olmayı çok iyi anlamış, sistem de belki bir şekilde yardım etmiş, gücünü görmüş ve bunun için daha da fazla tüm varlığıyla çabalamış sonunda da bunun karşılığını almış. Diyebilirim ki Ortadoğulu kadınların güçlü olabileceği gücünü ispat edebileceği en tepe nokta Amerika’dır. Bunu burada yaşamaya başladıktan sonra daha iyi anladım. Amerika, gurbet için en geniş alana sahip, en çok fırsata sahip, bazı konularda çok açığı olan ve kurallarında güzel açıkları olan bir yeni kıta, bir güçlü memleket; içinde olanı da biraz kendi elverdiğince biraz da içindekilerinin dalavereleriyle getirebileceği en yüksek yere yüceltebilecek potansiyelde bir ülke. Öyleyse kadınların da önüne en güzel özgürlükleri serecektir.

 

 

*Dijital İletişim Uzmanı – ** Eğitmen-Müzisyen