Tabakta bayrağın üç rengi: Viva Meksika!

Pozole gibi eylülün resmi yemeklerinden biri de chiles en nogada. İçinde armut, elma ve muzla pişmiş kıyma olan bir biber dolmasının üzerine, cevizli beyaz bir sos dökülüyor. Nar ve maydanozla süsleniyor. Tabii ki bayrak rengi üçlemesini tamamlayıp yemeğe biraz da coşku katabilmek için. Bağımsızlık gününün özel yemeği olan pozole yılın her günü yenebilirken, bayrak simülasyonu, lezzet fırtınası chiles en nogado ise sadece bir aylık bir zaman diliminde ‘çıkıyor.’

Selen Bayrak

Türkiye’nin 29 Ekim’i, Yunanistan’ın 28 Ekim’i, Fransa’nın 14 Temmuz’u, Brezilya’nın 7 Eylül’ü, Şili’nin 2 Eylül’ü gibi farklı ülkelerin kuruluş ya da bağımsızlık bayramı kutlamalarına katılma şansım oldu. Türkiye’yi dışarıda bırakacak olursam, bu kutlamalara katılma nedenim bu konuya özel bir merakım olduğu ya da farklı milli bayramları kutlamak istediğim için değil, o günlerde oralarda olmamdı. Coğrafi konum ya da ekonomik durumdan bağımsız olarak bu kutlamalarda çoğu öğe ortaktı. Havai fişekler, bir ülkenin temellerinin atılışını kutlamak için olmazsa olmazdı. Bayrak ve askeri bando, mili bayramlarda mutlaka baş köşede yer alıyorlardı. Halkın bu kutlamalara iştiraki de genelde benzer şekildeydi. Sokaklara çıkıyor, havai fişekleri izliyor, bazen bayrakları coşkuyla taşıyor, bazense milli duygulardan çok pragmatik duygularla eğlenceli zaman geçirmenin peşinde oluyordu.

Meksika’da ise işler değişti. Dokuz aydır farklı kesimlerinde ikamet ettiğim Meksika’da ağustos ayının sonlarına doğru etraftaki bayrak sayısında gözle görülür bir artış oldu. Başkent Meksiko’da başlayan bu artışı önceleri oraya özel bir tutum sandım. Sonra Oaxaca’ya taşındık. Burada artık sadece binalar bayraklarla bezenmiş değildi. Sokak aydınlatmaları bile beyaz, yeşil ve kırmızıydı. Şehrin meydanlarında dev flamalar asılıydı. Etraftaki tüm dükkanların vitrinlerinde en az bir bayrak yer alıyordu. Kumaşçılarda metreyle bayrak desenli kumaşları ve -farklı seçenekler arayanlar için- ortası bayraklardan, kenarları ise Coco filmi görselleriyle ya da farklı biber resimleriyle bezenmiş kumaşlar en öndeydi. Aksesuar dükkanları – Bunlar Meksika’da herhangi bir dükkan olabiliyor, bir manav da toka satıyor, bir tokacı da ekmek satmayı uygun görebiliyor – yeşil, kırmızı, beyaz kombinasyonlarında tokalar, kurdeleler, yaka iğneleri, şapkalar, takma saç örgüleri ve bıyıklar satmaya başladılar.

Meksika’nın resmi bayramlarını pek bilmediğim için bu değişiklikler oldukça ilgimi çekti ve bir taksi yolculuğunda sürücüye ‘Ne oldu da bu ülke birden bire milliyetçi oldu?’ diye sordum. Şoför de dedi ki “Eylül geliyor, Meksika’nın bağımsızlık günü 15 Eylül, bu ay her yer bayrak dolu olacak ve bol bol pozole yiyeceğiz.’

Pozole

Pozole, Meksika’nın İspanyol öncesi döneminden günümüze miras kalmış beyaz mısırla yapılan, İspanyol sonrası dönemde içine domuz eti ve tavuk eti eklenmiş geleneksel bir yemeği. Bizim kuru fasulye yemeğimiz gibi ama içinde fasulye yerine beyaz, büyük mısır taneleri var. Bağımsızlık bayramının bile resmi bir yemeği olan bu ülkede, milli duygular sadece bayrak ile belirtilmiyor. Bayrak renklerinde birçok yemekleri de var. Pozole de bunlardan biri. Üç çeşidi var: Beyaz, kırmızı ve yeşil.

Aynı pozole gibi eylül ayının resmi yemeklerinden biri de chiles en nogada. İçinde armut, elma ve muzla pişmiş kıyma olan bir biber dolmasının üzerine, ana malzemesi ceviz olan beyaz bir sos dökülüyor. Nar ve maydanozla süsleniyor. Tabii ki bayrak rengi üçlemesini tamamlayıp yemeğe biraz da coşku katabilmek için. Bağımsızlık gününün özel yemeği olan pozole yılın her günü yenebilirken, bayrak simülasyonu, lezzet fırtınası chiles en nogado ise sadece bir aylık bir zaman diliminde ‘çıkıyor.’

Chiles en nogado

Milli duyguları tetikleyen, eylül ayına lezzet katan bu iki yemeği bir kenara bırakıp bayramın genel gidişatına geri dönecek olursak Oaxaca’da vitrinler, aydınlatmalar, binalar, mekanlar, dükkanlar, insanlar ve yemekler kısacası her şey beyaz, yeşil, kırmızı olmuştu. Buralar artık daha da milliyetçi bir noktaya erişemez diye düşünürken 15 Eylül günü geldi çattı. Her restoranın bugüne özel menüsü vardı. Hepsinde mutlaka pozole yer alıyordu. Bizi de bir arkadaşımız, parçası olduğu sanat kolektifinde odun ateşinde pozole pişirip yemeğe davet etmişti. Bunun dışında ise şehirde ne olup bittiğinden pek haberimiz yoktu. Sanatçıların yön verdiği milli aktivitemiz sanat eseri satışını da barındırınca saat 15:00 itibari ile hazır olan pozole’yi yememiz saat 21:00’i buldu. Biz de sanat eseri satın alma kısmıyla ilgilenemediğimiz için çıkıp dolaşalım dedik.

Meksika şehirlerinin ortak noktaları her şehrin ‘Zocalo’ adında bir ana meydanının olması. Eğer bir şehirde eyalet tarafından düzenlenen bir aktivite var ise bu mutlaka Zocalo’da oluyor. Biz de Oaxaca’nın Zocalo’suna gittik. Her yer cıvıl cıvıldı; yeşil, kırmızı, beyaz ve insan doluydu. Meydanda biri rock müzik çalan üç sahne kuruluydu. Diğer iki sahneden biri boştu, diğerinde ise henüz müzik icra etmeye başlamamış bir yeşil üniformalı bir de mavi beyaz üniformalı iki askeri bando vardı. ABD’den buraya dört ay önce taşınmış bir arkadaşımız gece 00:00’da eyalet başkanının çıkıp bir çan çalacağını söyledi. Her sokaktan, dakikada bir, arkasında kimi zaman taramalı, kimi zaman makineli tüfekleri ateş etmeye hazır duran askerler ya da polisler olan kamyonetler geçiyordu. Kafam hepten karışmıştı. Bir bağımsızlık bayramında neden günün bitmesi beklenip sonra kutlamalara başlanıyordu? Çanın konuyla alakası neydi? Polisler ve askerler kimi vurmaya hazır bekliyorlardı ve bu yaşlı insanlar neden asık suratlarla genç bir rock grubunu dinliyorlardı?

.

O gece tüm bu sorulara cevap bulamadan eve döndüm. Ev yolunda havai fişekler başladı. Saat henüz 00.00 olmamıştı. Bizi eve bırakan doğma büyüme Oaxacalı yeni tanışımız, temmuz ayında yapılan seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan sosyalist lider Obrador’un ve partisi Morena’nın henüz göreve başlamadığını, Piña Nieto ve partisi PRI’ninse halk nezdindeki itibarının oldukça kötü olduğunu dolayısıyla kutlamalara
katılmak istemediklerini anlattı. Her şeyiyle bizi şaşırtabilen Meksika, politik sistemi ile de bunu başarmıştı. Temmuz sonu olan seçimlerin galibinin işi devralması aralık sonunu bulacaktı. Bu, bu seçime özel bir şey değildi ve buralılar için oldukça normaldi. Şu an Obrador da başkan gibi çalışıyordu ama Devlet Başkanı Pina Nieto idi. Zaten karışık olan kafam hepten karışmıştı.

Eve geldim ve başkanlık konusunu kenara bırakıp, bağımsızlık günü konusunu araştırdım. 1810 senesinde İspanyol sömürge hükümetine karşı ayaklanıp, bağımsızlık için savaşmak gerektiği fikrine varan rahip Miguel Hidalgo y Costilla, 15 Eylül gecesi, Dolores şehrindeki kilisesinin balkonuna çıkıp, bağımsızlık için bağırarak çağrı yapmış. Çağrısının gücünü artırmak için kilise çanlarını da çalmıştı. Konuşmasını “Viva la América. Y muera el mal gobierno…” (“Yaşa sen Amerika ve ölesin kötü hükümet”) sözleri ile bitiren Hidalgo’nun bu çığlığı büyük yankı uyandırmış ve bağımsızlık savaşını başlatmıştı. 16 Eylül ise bağımsızlık savaşının başladığı gün olarak kayıtlara geçmişti.

Sonrasında 1812’den itibaren her sene, 15 Eylül ‘Dolores’in Çığlığı’ günü olarak, 16 Eylül ise ‘bağımsızlık günü’ olarak kutlanmıştı. Sıradan bir kutlamanın ötesine geçebilmek, ilk günkü ruhu yaşatabilmek için her yıl 15 Eylül gecesi Meksika Birleşik Devletleri Başkanı, başkent Meksiko’nun Zocalo’suna bakan Başkanlık Sarayı’nın balkonuna çıkıyor ve 1810’da Miguel Hidalgo tarafından yapıldığı iddia edilen konuşmayı canlandırıyordu. Aslına bakılırsa güncel konuşma, 1810 senesinde yapılandan bir hayli farklıydı. Artık tüm bağımsızlık savaşı kahramanlarının adları sayılıyor ve konuşma Miguel Hidalgo’nun “Viva America”sından, evrilen “Viva Mexico!” ile tamamlanıyordu. Aynı Miguel Hidalgo gibi başkan, çanı çalıyor, tüm halk çıldırıyor, fişekler patlıyor, Meksika çok yaşıyor ve yaşatılıyordu. Anlatılana göre sadece Meksiko’da değil, tüm eyalet başkentlerinin Zocalolar’ında kendi başkanları aynı gösteriyi birebir aynı konuşma ile yapıyorlardı. Sonra tüm halk hep bir ağızdan şarkılar söylüyor, milli  duygular içinde meydanlarda salınıyorlardı. 206 senedir bu kutlama hiç aksamıyordu. Kimi seneler başkanların yolsuzluk haberleri yüzünden coşkulu kutlamalara gölge düşse de eylül ayı tüm Meksika için yeşil, kırmızı ve beyaz geçiyordu.

2018 senesi, internetin erişilebilirliği ve İspanyolca öğrenebilmiş olmam kafamdaki karışıklığı gidermiş ve yüzüme bir sırıtma yerleştirmişti. Bu ülkede başkanlar her sene meydanları dolduran halka aynı oyunu oynuyor, halk bu gösterinin hemen öncesinde pozolesini yiyor ve meydanlarda bayrak rengine bürünüyordu.

Başta söylediğim gibi, bugüne dek kimi ülkelerde milli kutlamalara denk gelmiştim ama Meksika kadar milliyetçi ve coşkulusunu hiç görmemiştim. Bu, ülkenin bağımsızlığa verdiği değeri mi, halkının ülkesine verdiği değeri mi yoksa gelenekleriyle olan ilişkisini mi gösterir anlamak için çok daha uzun yıllar burada yaşamam gerek sanırım. Şimdilik anlayabildiğim tek şey, bu ülke bayrağındaki renkleri ve canlandırmayı çok seviyor.