Bogota'da hayat: Kaçıncı estratodansın?

Estrato sistemi sosyoekonomik seviyeyi belirliyor. Estrato 1'deki bir ev ile Estrato 3'teki bir ev aynı miktarda elektrik veya su tükettiklerinde aynı parayı ödemiyorlar. Aynı şekilde Estrato 1'den gelen bir genç ile Estrato 5'ten gelen bir gencin devlet üniversitesinde ödeyecekleri harç miktarları da birbirinden farklı. İlk bakışta olumlu görünebilecek bu uygulamanın reel sonuçları ise son derece çirkin.

Serhat Tutkal*

Bogota bugüne dek ayak bastığım en kaotik şehir. Birkaç dünyanın iç içe geçtiği, üç kilometre güneye indiğinizde kendinizi farklı bir gezegende bulduğunuz bu şehirde yaşamaya başlayalı bir seneyi geçti, yine de hâlâ beni çok şaşırtan şeylerle karşılaşabiliyorum. Anlatmaya nereden başlasam bilemedim, sanıyorum en iyisi şehrin sağından solundan kabataslak bir şeyler çizip bu çabanın sonunda size anlamlı bir bütün sunabileceğimi ummak.

ŞEHRİN KİMLİĞİ ESTRATO

Kolombiya’da “estrato” dediğimiz sosyoekonomik bir tabaka sistemi mevcut, bu sistem Bogota’da oldukça güçlü bir biçimde hissediliyor. Her mahallenin 1 ile 6 arasında bir “estrato”su var, bir de gayriresmi olarak “estrato 0” dediğimiz yerler var ama onların hikayeleri başka zamana kalsın. Estrato sistemi sosyoekonomik seviyeyi belirliyor. Estrato 1’deki bir ev ile Estrato 3’teki bir ev aynı miktarda elektrik veya su tükettiklerinde aynı parayı ödemiyorlar. Aynı şekilde Estrato 1’den gelen bir genç ile Estrato 5’ten gelen bir gencin devlet üniversitesinde ödeyecekleri harç miktarları da birbirinden farklı.

İlk bakışta olumlu görünebilecek bu uygulamanın reel sonuçları ise son derece çirkin. Estrato 1’in ve 2’nin güvensiz, çirkin, ağaçsız, bakımsız, doğru düzgün temizlenmeyen, kötü ışıklandırılmış sokaklarına karşı Estrato 5’in ve 6’nın yemyeşil, tertemiz, bol kameralı, güvenlik görevlilerinin cirit attığı sokakları bambaşka bir dünyayı temsil ediyor. Belirli bir “estrato”nun altının (ve üstünün) çeşitli iş mülakatlarında kabul edilmediği, mahallelerdeki okulların bile “estrato”sunun olduğu, çoğu insanın Estrato 3’te oturuyorum demek yerine Estrato 3 olduğunu söylediği gerçekten güçlü bir tabaka sisteminden söz ediyoruz. Hâliyle bir tarafta akşam vakti sokağa çıkmanızın hiç tavsiye edilmeyeceği mahalleler, o mahallelerin belki bir kilometre ötesinde ise misafir olarak gittiğinizde içeri girebilmek için kimlik fotokopisi ve parmak izi vermek zorunda kaldığınız siteler var. Bogota’da parmak izi vermek selam vermek kadar sık tecrübe edilir bu arada, parmak izi vermeden döviz bürosuna gidip 10 dolar bile bozduramazsınız. Şehirde her gün binlerce insan şehrin düşük “estrato”lu, tekinsiz mahallelerinden aldıkları sigarayı, içkiyi, kıyafeti, sebze meyveyi satın aldıklarının en aşağı 3-4 katı fiyatına daha yüksek statülü semtlerde satarlar. Hâli vakti yerinde Bogotalılar aldıkları malın, örneğin bir karton sigaranın, 2 kilometre ötede üçte biri fiyatına satın alınabileceğini bilirler ama kolay kolay o düşük “estrato”lu semtlere uğramazlar. Kolombiya burjuvazisi (çoğu az sömürmüş ülke burjuvazisinde görüldüğü üzere) bol para harcamayı sever, aynı mala ederinin 3-4 katı para vermek de kimsenin kolay kolay zoruna gitmez. Yüksek “estrato”lu semtlerde pazarlık yapmak yedi ölümcül günahtan biridir. Şehrin başka bir tarafında ise her şey pazarlıkla yürür. Ucuz uyuşturucu ve hareketli gece hayatı peşinde, birkaç günlük bir kaçamak için ABD’den uçağa atlayıp gelmiş turistler bu semtlerde bol bulunur..

BOGOTA’DAN İNSAN MANZARALARI

.

Sokaklar hırsızlarla olduğu kadar seyyar satıcılarla, tropikal meyve tezgâhlarıyla, envai çeşit sokak yemeği arabasıyla doludur. Sağdan soldan yükselen müzik sesleri birbirine karışır. Şehrin bir tarafında kale gibi inşa edilmiş, kapısında özel güvenlik ordusu bekleyen özel üniversiteler, bir yanında öğrencilerin polisle çatışmasının adetten sayıldığı devlet üniversiteleri vardır. Şehir antiemperyalist devrimcilerle olduğu kadar kendisini Avrupalı sayan, köklerini sömürülen yerli halklara değil sömürgeci Avrupalılara dayandıran, siyahlardan ve yerlilerden üstün olduğunu düşünen orta sınıf bireylerle de doludur.

Elektrikli ve dikenli tellerle, akşamları korkudan dükkanını kilitleyen ve ancak müşteriyi gözü tutarsa kapıyı açan hamburgercilerle, sokakta tavuk pilav satarken size vaktiyle yakılan köyünü anlatan ihtiyarlarla, 2016’dan beri 400’den fazla toplumsal liderin öldürüldüğü bir ülkede inatla aktivistlik yapan, maden ve petrol şirketlerinin talanına karşı doğayı ve yerli halkları savunan, öldürülen, öldürüldükçe yeniden dirilen, tekrar tekrar öldürülen, sabah öldürülüp akşam salsa yapan, öldürdükçe yüzündeki sırıtmayı silemediğin çok güzel insanlarla ve onların katilleriyle dolu bir memleket işte burası. Bu ülkeyi değiştirebileceklerine inanan, ülkenin her tarafından kalkıp gelmiş pırıl pırıl üniversite öğrencileriyle, onlara gaz atan polisiyle, hâlâ polisi üniversite kampüsüne sok(a)mayan idaresiyle, hiçbirini ayırt etmeden her gün üstlerine yağan tropik yağmuruyla alışmanın kolay olmadığı ama çok ilginç bir sıcaklığı olan bir şehir Bogota.

ŞEHRİN YOL HARİTASI METROBÜSLER

.

Sayısı belirsiz Venezuelalı göçmenin, göçmen düşmanlarının, göçmenlerle dayanışmayı örgütleyen aktivistlerin aynı sokakta yürüdükleri bir şehir. Metrobüste hediyelik eşya niyetine Venezuela parası satanı, rap yapanı, her türden sokak müzisyeni, binbir çeşit satıcısı, metrobüs halkını dine davet etmeyi kendine görev seçeni, son derece profesyonel çalışan cepçisi… Gerçekten binbir türlü insan dolaşır şehirde. Mikrofonu ve ses sistemiyle, hareket edecek alanın zor bulunduğu bir metrobüse atlayıp şarkı söyleyenleri görmek adettendir, vaaz verenini nutuk atanını görmek de öyle. Alışması biraz zaman alıyor tabii. Bogota’da daha yeni sayılacağım günlerde orta yaşlı bir adam elinde mikrofonu ve ses sitemiyle metrobüse binmişti. Adam kimliğini de göstererek vaktiyle Kolombiya ordusunda asker olduğunu, gerilla ile çatışırken yaralandığını, gazi olup emekliye ayrıldığını ama devletin ona sahip çıkmadığını uzun uzun anlattı. Konuşmasını bitirdikten sonra “ben de işte böyle idare etmeye çalışıyorum artık” dedi, hoparlörün sesini açtı, rap yapmaya başladı. Koca metrobüste durumu yadırgayan tek kişi de bendim herhalde, acemilik işte, bugün görsem şaşırmam.

Bogota’da ilk kez elinde gamalı haç dövmesi olan birini gördüğümde bayağı sinirlenmiştim. Beni sakinleştirme görevini üstlenen arkadaş ise o gün aramızdaki tek siyahtı. Mealen “cahil işte, ne yaptığını bilmiyor, sen niye sinirleniyorsun ki?” demişti de duyduğuma inanamamıştım.

BOGOTA ÇARPAR İNSANI SONRA

Bogota’da gamalı haç dövmesine rastlamak çok istisnai bir şey değildir. Konu üzerine eşimle, dostumla da çok tartıştım, bazılarının kalbini de kırdım sanıyorum. Tutumlarını bir tür “aman tadımız kaçmasın”cılık olarak gördüğümdendi herhalde. Hepsi benzer şeyler söylerdi: “Cahil işte, ne yaptığını bilmiyor”. Biraz geç oldu ama o tutumun “tadımız kaçmasıncılık”a indirgenemeyeceğini ve çok farklı türden bir olgunluk içerdiğini hafiften sezmeye başladım. Sezmeye başladım başlamasına da bunu tartıştığım eşin, dostun hiçbirine söylemedim. Söylemek lazım. Sen kalk, dünyanın öbür ucundan gel, burada millete ahkâm kes. Bogota çarpar insanı sonra.

*Kolombiya Ulusal Üniversitesi, Doktora Adayı