YAZARLAR

Sarayın torbasından KDV, altın, kredi tavşanları…

Öyle görünüyor ki, AKP, işe yarasın yaramasın, bu tür torbadan tavşan çıkarma hamlelerinden geri durmayacak, elinde tuttuğu devlet medyası ve yandaş medya ile “alışverişteyiz, seyretmiyoruz” mesajı vermeye devam edecek. Ama işe yarayacağı pek söylenemez.

Ocak ayında yıllığı yüzde 50’ye yaklaşan, takip eden aylarda yüzde 60’ları bulacak olan enflasyon belası, tüm toplumda büyük infial yaratmış durumda. Özellikle ortalama artışı yüzde 70'i bulan elektrik zammı, tek başına sokak protestolarına uğruyor.

Erdoğan iktidarı, enflasyon yangınının iktidarını sarstığının farkında ve panik içinde. Yaşanan enflasyon, öyle böyle değil: 1994’ten bu yana iki ay üst üste çift haneli enflasyon yaşanmamıştı. Yıllığı yüzde 70’e yaklaşan, 2001 enflasyonuna bile rahmet okutuyor. Bu iki aylık abandone zamlar, sadece alt sınıfları değil, orta, hatta üst-orta sınıflara kadar tüm kesimleri sarsmış durumda.

FITCH’DEN NOT İNDİRİMİ

Erdoğan, enflasyon belası karşısında aciz görünmemek için nasıl sonuç vereceğini pek bilmeden, Hazine ve Maliye Bakanı Nebati’yi çalıştırıyor. Nebati, geçen hafta, Londra’da, “dostlar alışverişte görsün” seyahatini yaptıktan sonra cumartesi günü, gösterişli bir toplantı ile İstanbul Kongre Merkezi'nde “Türkiye Ekonomi Modeli Yeni Adımlar ve Enflasyon Tedbirleri Tanıtım Toplantısı” adı altında toz kaldırdı!

Londra seyahatinden “pembe bir fotoğraf” vermeye çalışan Nebati’nin boş fiyakasını, hemen ertesi gün, uluslararası derecelendirme kuruluşu Fitch’in not indirimi fena bozdu. Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu 'BB-'den 'B+'ya indirdi, görünümünü ise 'negatif' olarak teyit etti. Fitch’in açıklamasında, kur korumalı mevduattan yüksek enflasyona, bütçe açığından Ukrayna gerilimine ve seçimlere kadar birçok risk sıralandı. Böylece, diğer bir uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P gibi, Fitch de Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyeden dört basamak aşağı çekmiş oldu. ‘B+’ not seviyesi, ‘yüksek derecede spekülatif’ olarak sınıflanan bölgede.

Bir diğer derecelendirme kuruluşu Moody's ise 2020’de Türkiye’nin notunu, yatırım yapılabilir seviyenin beş kademe altı olan B2 seviyesine düşürmüştü.

GIDA KDV’Sİ YÜZDE 1

AKP’nin ne kadar işe yarayacağı belli olmayan “Enflasyon Tedbirleri” adı altında açıklanan pakette en önemli unsur, gıda maddelerinden alınan yüzde 8 Katma Değer Vergisi'nin (KDV) yüzde 1’e indirilmesi oldu. Bu tavşanı torbadan çıkarmayı Erdoğan kaçıramazdı ve tanıtım toplantısına canlı bağlantıyla katıldı, şovunu yaptı. Erdoğan, KDV'si yüzde 1'e inen ürünlerin enflasyon sepetinde ciddi bir ağırlığa sahip olduğunu kaydetti, ekledi: "Gıda ürünlerinde yüzde 7’lik indirim anlamına geliyor. Sektörden de yüzde 7 indirim bekliyoruz."

Kağıt üstünde cazip görünse de bu önlemin işe yarayacağı pek söylenemez. KDV, vergi gelirleri içinde yüzde 11-12’lik yer tutuyor. Türkiye 2021 yılında 123 milyar TL KDV aktardı bütçeye. Bu tutarın yüzde 20’si temel gıdadan gelse, yaklaşık 25 milyar TL eder ve bu indirim bütçeden yaklaşık 22 milyar TL’lik verginin tüketiciden alınmaması gibi görünüyor. Ama bu, gerçekten tüketicide kalacak mı? Marketin sorumluluğu, gıda fiyatından yüzde 1 KDV almak ve Maliye’ye yatırmak. Bu indirimi yapıp yapmadığın kanıtlamak durumunda değil. “Ben zaten, birçok elektrik, kira, asgari ücret vb. maliyetinin baskısı altındayım” diyerek aktarmayacağı KDV’yi etiketinde tutmaya devam edebilecek. Satıcıyı, etiketi değiştirmeye zorlayıcı bir düzenleme yok, olamaz da. Burada AKPvari bir külhan tavırdan medet umuluyor olacak ki, Nebati şu açıklamayı yaptı: "Enflasyonla mücadele timi kuruyoruz. Fiyatların daha sıkı bir şekilde denetlendiği bir sistem olacak. Kârınızla, ticaretinizle alıp veremediğimiz yok. Vergi Denetim Kurulu'ndaki müfettişlerimiz ve Gelir İdaresi'ndeki denetleyicilerimizle birlikte fahiş fiyat uygulayanlara karşı özel tim oluşturuyoruz. Arz talep dengesiyle uyuşmayan fiyat hareketleriyle ilgili her türlü enstrümanı ilgili bakanlıklarımızla yasal zaman zemin dahilinde kullanacak ve yanlış yapanlarla ilgili en sert tedbirleri alacağız."

“Enflasyon timi!”. Ekonomik icraatlarından bile “zor”u, tehdidi, korkuyu eksik etmeyen AKP’nin, hiç şaşırtmayan yeni bir marifeti daha!

YENİ KREDİ VE YASTIK ALTI ALTIN

Seçmen alışverişte görsün niyetiyle başvurulacak önlemlerden biri de başlangıçta 60 milyar TL olacak, sonradan daha da esnetilebilecek bir kredi genişlemesine gitmek. Özellikle 2017 yılının kredi hacmi genişlemesinde uygulanan Kredi Garanti Fonu (KGF) destekli kredinin bu yeni versiyonunda paket, üç ayaklı olacakmış: Yatırım destek paketi (25 milyar TL), ihracat destek paketi (25 milyar TL) ve işletme harcamaları destek paketi (10 milyar TL).

Enflasyonun tırmanma halinde olduğu bir konjonktürde, kredi hacminin daraltılıp ekonominin soğutulması beklenirken, AKP yönetiminin kredi hacmini genişletici hamlesi de tamamen seçmen memnuniyeti sağlamaya dönük bir atraksiyon. Ama dişe dokunur değil.

7 Şubat itibariyle kredi hacmi 5 trilyon TL ve 2021 yılı biterken ulaşılan hacmin üstüne 40 günde 60 milyar TL kredi zaten eklenmiş durumda. Açıklanan KGF destekli tutar, bir derde derman olacak değil ama heyecan yaratır diye düşünülmüş olmalı. Özellikle sadık yandaş MÜSİAD üyelerinin bunu bekledikleri biliniyor.

Cumartesi torbasından çıkarılan tavşanlardan biri de “Yastık altı altınlarını Hazine’ye çekmece” projesi. Bu çaba, definecilerin altın bulma umudu kadar eski. Uzun zamandır deneniyor.

Halen Hazine’nin iç borçlanmasının enstrümanlara göre dağılımına bakıldığında bugüne kadar "Altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası" adı altında Hazine’nin yaptığı iç borçlanmanın 1,3 trilyon TL’lik toplam iç borç stokunun yüzde 16’sını oluşturduğu anlaşılıyor. Altına endeksli borçlanmalar, diğer Avro’ya ve Dolar’a endeksli borçlanmalara eklendiğinde, toplamı, “Döviz cinsi borçlanma” olarak tanımlanıyor ve bunlar, şimdiden 2021 sonunda 2,8 trilyon TL’ye ulaşan toplam Hazine borç stokunun (109 milyar dolarlık dış borçla birlikte) yüzde 66’sını oluşturuyor. İç borçlar 1,3 trilyon TL’ye ulaşırken altına endeksliler 212 milyar TL’lik bir büyüklükte ve altın ile döviz fiyatındaki her artış, bu borçların yükünü daha da ağırlaştırıyor.

Kaynak: Hazine ve Maliye B. veri tabanı

 

Mevcut yüke rağmen Saray rejimi, çaresizlik içinde yastık altında olduğunu iddia ettiği 300 milyar dolarlık altının, hiç olmasa yüzde 10’unun Hazine’ye borç verilmesini hayal ediyor.

Bunun için Nebati’nin planı şöyle: "Bu birikimlerin ekonomiye kazandırılması noktasında yeterince yol alınamadı. Bu tasarrufların finansal sisteme kazandırılması hem vatandaşımıza yeni bir kazanç kapısı açacak hem de ülkemizin büyümesine destek verecektir. Bu amaçla bugüne kadarki münferit çabaları toplulaştıracak, 1 Mart'tan itibaren 81 ilde en az bir adet olmak üzere, 2022 yılında da 1.500'ün üzerinde kuyumcunun dahil olacağı çalışmaları başlatıyoruz. Yürütmeye koyacağımız yeni uygulamayla Ahmet Amca, Emine Teyze çocuklarının geleceği kendi tasarruflarını sağlayacak adımlar atacak. Fiziki olarak biriktirdikleri altın tasarruflarını kolay ve güvenli bir şekilde kuyumcular ve bankalar aracılığıyla finansal sisteme teslim edebilecekler. Talep etmeleri halinde fiziki olarak da geri alabilecekler."

Nebati, "Katılım bankaları ve kamu mevduat bankaları bu işleyişteki en önemli araçlar olacak” derken, “İslami bankalar” da denilen katılım bankaları ve artık birer AKP bankası haline getirilen devlet bankalarının bu işe koşulacağı anlaşılıyor. Özellikle Anadolu’daki AKP’ye yakın muhafazakâr kesimin altın birikimlerinin hedeflendiği anlaşılabiliyor. Ama bakalım, yastığın altındaki altınlardan AKP’ye borç çıkacak mı?

Öyle görünüyor ki, AKP, işe yarasın yaramasın, bu tür torbadan tavşan çıkarma hamlelerinden geri durmayacak, elinde tuttuğu devlet medyası ve yandaş medya ile “alışverişteyiz, seyretmiyoruz” mesajı vermeye devam edecek. Ama işe yarayacağı pek söylenemez. Gerçeklerle yüzleşmekten kaçan, tamamen siyasi iktidarı kaybetmemek için ekonomide aklı ve bilimi dışlayan bir zihniyet var karşımızda. Bu da güvenin iyice erozyonuna yol açmış durumda. Bedenden çıkan ruhun, yani güvenin geri gelmesi ise hiç mümkün görünmüyor. Sandık, güveni test etmenin tek aracı. Ama Erdoğan buna belli ki hazır değil. Korkuyor.

Bakalım, 2023 Haziran ayına gelmeden, sandığı halkın önüne koyabilecek cesareti olacak mı?


Mustafa Sönmez Kimdir?

ODTÜ İdari İlimler Fakültesi'nden 1978'de mezun olan Sönmez, 1980'li yıllarda önemli kurumlarda araştırmacı-uzman olarak çalıştı. Daha sonra medya sektörüne geçen Sönmez, birçok derginin genel yayın yönetmenliğini yaptı ve 1992’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) araştırma birimi DİSK-AR’ın kurucu yönetmeni oldu. Sönmez daha sonra Cumhuriyet, Yurt, Sözcü, BirGün gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Merkezi Washington’da olan Al Monitor sitesine de 2016’dan bu yana makaleler yazıyor. Artı TV'de başladığı haftalık program yapımını Halk TV'de sürdürüyor. Türkiye ekonomisi üzerine araştırmalarını da devam ettiren Sönmez'in 30'u aşkın kitabı bulunmakta.