Salih Tıraş: Kimse stand-up'ını hayatını ortaya koyacak kadar yapmamalı

Komedyen Salih Tıraş'la Türkiye'deki stand-up kültürünü konuştuk. Tıraş, "Kimse stand-up’ı hayatını ortaya koyacak kadar yapmamalı. Önemli olan sürdürebilir bir şey yapmak" dedi.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Son günlerin popüler stand-up’çılarından biri de Salih Tıraş. Sosyal medyadaki videoları ve Güldür Güldür’deki performansıyla tanınan Tıraş, bu haftaki röportaj konuğumuz.

Tıraş, gösterilerine devam ederken biz de onunla bir araya geldik. Kendisine stand-up’a nasıl başladığını, Türkiye'deki stand-up kültürünü ve sansür meselesini sorduk.

Sahneye ilk çıktığınız günü bizimle paylaşır mısınız? Heyecan da mutlulukla beraberdir diye soruyorum, “Artık bunu yapacağım” demeye nasıl başladınız?

Ben daha önce birkaç kere 'Açık Mikrofon'lara katıldım birkaç farklı ekipte. Orada başarısız oldum. Birkaç yıl ara verdim sahneye. Sonra başka arkadaşların kurduğu, yeni bir ekibin organize ettiği bir Açık Mikrofon'a katıldım. Bu seferki iyi geçti. Arkadaşlar da beni desteklediler. Bir daha gel falan dediler. Ondan sonra Gri Şehir Komedyenleri’yle beraber sahneye çıkmaya başladım. Şimdiki isimleri Güvercin Stand-up. İlerleyen süreçte yeni şakalar falan derken kadroya dahil oldum. Çeşitli dörtlü, altılı gösterilere çıktım. Genel olarak süreç 2019’da Ankara’da, böyle başladı.

Belli bir noktadan sonra artık elimde çok fazla materyal birikince de tekli gösteriye çıkmaya başladım. Pandeminin sonu, sahne yasaklarının bitişiyle çok fazla sahne buldum. Bu gösterilerden biri kayda alınıp sosyal medyada paylaşılınca da kısa zamanda popüler oldum ve daha çok sahne aldım. Bu konuda şansım biraz yaver gitti.

Unutamadığınız bir sahne anınızı bizimle paylaşır mısınız?

TuzBiber’de yaşadığım bir an var. Ben sahnedeyken sahneye çok fazla laf atan, oyunun seyrini bozan bir seyirci vardı. Onun yüzünden araya gitmek zorunda kalmıştım mesela. Arada onunla konuşmak zorunda kaldım. Neden bu kadar saldırgan davranıyorsun vs. diye. Bana şey dedi; ben sana laf atacağım, sen de bununla mücadele edeceksin. Stand-up böyle bir şey değil. Sanırım bu biraz 'Konuşanlar' etkisi.

'TELEVİZYONDA YAYINLANACAK BİR GÖSTERİ YAPMIYORUM'

Sizi Güldür Güldür’de de gördük.

Ben Güldür Güldür’e davet edilip gittim yapımcısı tarafından. Çok da isteyerek gittim ama televizyon olduğu için anlatmak istediğin pek çok şeyi de anlatamıyorsun. Onları anlatamayınca, sizin sahnede sergilediğiniz performanstan uzak bir şey ortaya çıkıyor. Güldür Güldür’e dair bunu söyleyebilirim. Bu açıdan içime pek sinmedi. Daha iyi olabilirdi. Ancak oraya çıktıktan sonra şunu fark ettim, ben televizyonda yayınlanacak bir gösteri yapmıyorum. Daha sert ve televizyondan, televizyon seyircisinden uzak bir gösteri yapıyorum. Beni komik yapan şeyler bunlar. Bazen bir adımı atmamak, atmaktan daha verimli olabiliyor.

Ankara’da Güvercin Stand-up adlı bir komedi topluluğuna dahilsiniz. Biraz da bundan bahsedelim mi? Nasıl gidiyor, neler yapıyorsunuz?

Kendimi oraya ait görüyorum. Kariyerimde çok önemli bir topluluk. Beni desteklediler, bana sahne verdiler. Ankara’da böyle bir yer yok. Oraya evim diyebilirim. Bugünkü durumun mimarı da biraz oradaki arkadaşlarımdır.

Bu topluluk bünyesinde stand-up workshop’ları da yapılıyor. Komiklikle komedyenliğin farklı şeyler olduğunu belirtiliyor. Peki stand-up öğretilebilir bir şey midir, eğitimleri nasıl yapılır, anlatır mısınız?

Bu etkinlik stand-up’la gerçekten ilgilenen amatör arkadaşların ilgisini çekecek bir şey. Aklında stand-up olan ama bunu nasıl yapacağını bilmeyen insanlara ulaşıyoruz. Bu workshop’ta yüzde doksan oranında kendi deneyimlerimizi anlatıyoruz. Bu işin gerçek bir formülü yok. Herkese göre değişiyor. Hatta Deniz Göktaş’ın “Neden Stand-up Atölyesi Olmaz?” gibi bir çalışması da var.

Biz orada yalnızca komik olmanın yetmediği yerleri anlatıyoruz aslında. Siz hayatınızda çok komik olabilirsiniz ama bunu profesyonel olarak bir yere taşımak için bilmeniz gereken çeşitli teknikler var. Bu cümleyi şurada söyle, onu öne al vs. gibi anlatılan hikâyeyi daha iyi hale getirmek için uğraşıyoruz. Bunun nedenleri üzerine çalışıyoruz. Son kertede ne kadar başarılı olunur, bu tabii ki kişinin kendi yeteneği ve isteğine bağlı.

'FARKLI MİZAH ANLAYIŞLARINA SAHİP BİR SÜRÜ KOMEDYEN VAR'

Stand-up komedi ülkeye, kültüre göre çeşitli farklılıklar gösteriyor. Buradan hareketle Türkiye’deki stand-up kültürünü nasıl yorumlayabiliriz?

Amerika’yla kıyaslarsak Türkiye’de böyle bir stand-up kültürü yok. Öne çıkan isimler, kulüpler var ama seyirci açısından kalkıp özellikle stand-up izlemeye gitmeye yönelik oturmuş bir kültür yok. Tabii bu genele yönelik bir şey. Mesela Kadıköy’de TuzBiber bunu oturttu, Beşiktaş’ta BKM Mutfak bunu oturttu. Küçük şehirlerde de olabilir bu. Böyle böyle ciddi bir kültür halini alabilir.

İnsanların gülmeye, eğlenmeye, bu kültürün, bu toprakların şakalarını duymaya ihtiyaçları var bence. Birbirinden farklı yerlerden gelme, farklı mizah anlayışlarına sahip bir sürü komedyen var. Onları izleyince Türkiye’nin dört bir yanından çıkma komediyi buluyorsunuz.

Zaman zaman komedyenlere yönelik bir cadı avı başlatılıyor. Üstelik sadece muhafazakârlar değil, kendilerini muhalif olarak tanımlayan kesimler de bu linç kültürüne ortak oluyorlar ve ortaya eski, eski olduğu kadar da güncelliğini yitirmeyen, “Her şeyin mizahı yapılmaz” diye bir laf çıkıyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Tabii böyle bir şey kabul edilemez. Benim en çok aldığım eleştiri, seksist olmam mesela. Ben de şu açıklamayı yapıyorum: Ben seksist insanların arasında büyüdüm ve onların hikâyelerini anlatıyorum. Muhafazakâr bir ailede büyüdüm ben. Oradan eşcinselliğin hiç yeri yok mesela. Seksist olmayan küfürlerin hiç yeri yok. Kadın haklarının hiç yeri yok. Kadın haklarını başta annem reddediyor. Kadının yeri evidir diyor. Onu değiştirmek mümkün değil. Ben onların hikâyelerini anlattığımda mecburen o dili kullanmam gerekiyor. O açıdan biraz yanlış algılanıyorum.

Daha genel değerlendirirsek; tabii ki her şeyin mizahı yapılır ama konjonktür çok farklı. Bazı şakalar yüzünden ölüyorsun, hapse giriyorsun falan. Hal böyle olunca biraz akıllı davranmak gerekiyor. Kimse stand-up’ı hayatını ortaya koyacak kadar yapmamalı. Önemli olan sürdürebilir bir şey yapmak. Bir şaka yapıp üç yıl içeride kalınca ben de kaybetmiş olurum, toplum da benim mizahımdan mahrum kalmış olur. Tabii bu hiçbir konuya girmeyelim anlamına gelmiyor. Biz yine siyasi, dini şakalarımızı yapacağız ama bu riskleri görerek yapacağız. Ben öyle yapıyorum mesela.

'SEYİRCİ GÜLMÜYORSA YANLIŞ BİR İŞ YAPIYORUZ DEMEKTİR'

Peki stand-up komedi rahatsız edici bir şey midir, yani insanların kalıplaşmış fikirlerini sorgulatıp onları rahatsız etmeli midir sizce?

Sahnede istediğimiz her şeyi söyleyebiliriz, istediğimiz fikri savunup, istediğimiz fikre karşı gelebiliriz ancak sonunda kahkaha olmuyorsa, seyirci gülmüyorsa yanlış bir iş yapıyoruz demektir. Özellikle eleştiride bulunulan taraf gülmüyorsa böyle denmeli. Zira öbür türlü bir protestoya dönüyor bu iş, birilerini aşağılamaya, hakir görmeye dönüyor. Bunu da ben doğru bulmuyorum. Sinir uçlarına dokunsak da, rahatsız etsek de insanları güldürüp eğlendirmeliyiz. Bu sebeple güldürmeyen hiçbir şakayı yapmamalıyız. Biz komedyensek, politikacı, sivil toplum lideri falan değilsek önceliğimiz her zaman kahkaha olmalı diye düşünüyorum.

Sahneye çıkmak isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz?

Aslında ben de genç ve sahneye yeni yeni çıkan insanlardan biriyim. Benden çok daha deneyimli insanlar var. Kendi deneyimimden bahsetmem gerekirse; örneğin Açık Mikrofon'da beş dakika çıkacaksam, ben o hafta boyunca o beş dakikaya hazırlanıyordum. Metin yazmak, çalışmak, şakayı geliştirmek için uğraşmak çok önemli. Sahneye çıkmadan, şakaları seyirci önünde test etmeden bu iş olmaz. Temel tavsiyem budur. Sürekli denemek. Farklı şehirde, farklı seyircide sürekli denemek başarıya götürebilir. Bir şakayı bu kadar süzgeçten geçirdikten sonra ancak onun formunu bulabiliriz.

Yakınlardaki gösteri takviminizi bizimle paylaşır mısınız?

22 Ekim Ankara Route Kızılay, 24 Ekim Eskişehir Salt and Pepper, 30 Ekim Ankara Fade Stage, 13 Kasım İstanbul BKM.